Zayıflama Yöntemleri: Hipnoz İle Zayıflama, Hipnoz İle Kilo Verme

Tarih: Pazar, Nisan 26, 2009 Kategori: Beslenme ve Egzersiz, Sağlıklı Yaşam

Zayıflama Yöntemleri: Hipnoz İle Zayıflama, Hipnoz İle Kilo Verme… Hipnoz ile zayıflanırmı? Hipnoz zayıflatır mı? Hipnozla zayıflamak, Hipnozla ve Hipnoterapi lle Zayıflama, kilo verme… Zayıflamak istiyorum ve alternatif zayıflama yolları arıyorum diyenler için hipnoz tedavisi ile zayıflamak

Hipnoz Zayıflatırmı? Hipnoz ile Zayıflama

Hipnoz etkili bir zayıflama yöntemidir

Hipnoz ve hipnoterapi zayıflatır. Çünkü kontrolsüz yemenin nedeni bilinçaltında gizlidir. Sadece diyetle zayıflamaya çalışmak hüsranla sonuçlanır.

Hipnoz ile Zayıflama: Hipnoz nasıl zayıflatır?

Kilolu kişilerin en önemli sorunu yeterli ve kalıcı düzeyde kilo verememektir. Bir çok çare ararlar ama ya yeteri kadar zayıflayamazlar ya da ulaştıkları kiloyu koruyamazlar. Hipnoz ve hipnoterapi zayıflama sorununa kalıcı çözüm üretir. Hipnoz bilinçaltına açılan kapıdır. Hipnoz ile bilinçaltına ulaşır, zayıflama sorununuza kalıcı çözüm üretirsiniz.

Hipnozun Zayıflamaya Faydaları Nelerdir? Hipnoz nasıl zayıflatır?

Zayıflamak isteyen kişilerin yeme arzusu bilinçaltı kaynaklıysa diyet yaptıktan sonra verdikleri kiloları fazlasıyla geri alırılar. Aşırı kilolu olmanın birçok nedenleri vardır. Genetik, sosyal, metabolik vs. gibi. ( Şişmanlığın nedenleri nelerdir? )Ama asıl etken yemeye bilinçaltının verdiği anlamdır. Bilinçaltı yemek yemeyi acıtan duyguları bastırma çaresi olarak kullanır.

Hipnoz ve hipnoterapi zayıflatır. Kilo verme çabasını bir savaşa döndürdüğünüz zaman bu savaşın savunan tarafı olduğunu unutmayın. Bedenin savunma mekanizmaları hemen kendisini kilo vermeyecek yönde ayarlamaya başlar. Özellikle bilinçaltının kendine göre makul nedenleri varsa.

İlk savunma mekanizması metabolik hızın düşmesidir. Yani yenilen besinlerin yakılması yavaşlar. Otomobilinize benzini tasarruflu harcatmak için benzin içine konan katkı maddeleri gibi düşünebilirsiniz bu işlemi. Ama bu işlemin ikinci bir ters etkisi olur.

Yo-yo Sendromu nedir?

Kişi diyeti bıraksa da bu metabolik yavaşlama geri dönmez ve kısa sürede kişi eskisinden daha kilolu duruma geçer. Arkasından daha güçlü bir diyet, daha güçlü bir savunma ve daha fazla kilo. Buna yo-yo sendromu diyoruz.
Hipnoz nasıl zayıflatır? Hipnozun zayıflamaya etkisi nedir?

Gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygusal etkenler aşırı yemeye neden olur.
Yeme bu olumsuz duyguları bastırmanın bir aracı olarak kullanılır. Çoğu olumsuz duygu midede hissedilir.
Kişi bu duyguyu açlık duygusu ile karıştırır ve daha fazla yer. Yeteri kadar zayıflayamadığı zamana daha fazla suçluluk duyar, daha fazla yer.
Zayıflayamamanın nedenlerini başkalarına yükler, onlara kızar, daha fazla yer.
Fazla kilolu olmanın oluşturduğu stres, gerginlik, hasta olma korkusu daha fazla yedirir.
Özetle zayıflama çabaları, bastırılmaya çalışılan duyguların güçlenmesine ve daha fazla yemek yenmesine neden olur.

Alternatif zayıflama yöntemleri hakkındaki tüm yazılar için tıklayın

HİPNOZ TEDAVİSİ ve HİPNOZ ile ZAYIFLAMA konulu tüm yazılar için tıklayın

Yorumlar kapalı

Sen-Petersburg’da Beyaz Gece

Tarih: Cuma, Nisan 24, 2009 Kategori: Bilgisayar, Bilim Haberleri
Sen-Petersburg’da Beyaz Gece

Sen-Petersburg’da Beyaz Gece

Çarlık Rusyası’nın altın saraylarında büyüyen Grandük Nikolay, daha sonraları birbiri ardından üç çar tarafından sürgüne yollanmayı, çeşitli manevi eziyetlere maruz kalmayı neden kabul etmiştir? Michel De Grece bu kitapta bize bu inanılmaz, ama gerçek olayı anlatıyor: Grandük Nikolay 1850′de Sen-Petersburg’da doğar. Ama 1878′de adı Romanov Hanedanı’nın bütün resmi belgelerinden silinir.

Sanki hiç yaşamamıştır. Bir gün, kendisi de Romanov soyundan gelen Michel De Grece, son tanıkla yani Nikolay’ın torunu Talya’yla konuşurken, hakkında hiçbir şey bilmediği bir büyük dayısı olduğunu öğrenir; Çarlık Rusyası’nın altın yaldızlı şehirlerinde ve karlarla kaplı uçsuz bucaksız Rus bozkırlarının hüznünde yaşanan bu iç burkucu aşk hikayesi işte böylece doğar..

Yazar Michel De Grece, 1939′da Roma’da doğdu. Yunanistan Kralı I. Georgios ile Rusya Grandüşesi Olga’nın torunudur; babası Prens Konstantinos, annesi Françoise De France’tır. 1965′te Yunanlı bir sanayicinin kızıyla evlendi. Karısı soylu olmadığı için, Yunan tahtı üzerindeki tüm haklarından feragat etmek zorunda kaldı. Daha çok tarih, tarihi roman ve tarihi biyografi türlerinde eserler veren yazarın “2 nci Abdülhamid” adlı kitabı 1995 yılında Milliyet Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Özellikle tarihi romanlardan hoşlananların ilgisini çekecek bir kitap.

Michael De Grece / Rus Edebiyatı / Roman / Doğan Kitapçılık

Erivan’da Türk Bayrağını Yaktılar

Tarih: Cuma, Nisan 24, 2009 Kategori: Teknoloji

O bayrağı yakanlar o bayrağın ateşiyle yanıçaklardır bir gün…

http://www.is34.net/wp-content/plugins/wp-o-matic/cache/85ca1_bayrakyakildiiii.jpg Haber Türk’geçen bu haber içimiz sizlattı ve bügün o ülkeye taviz vermeye çalışan bazı siyasilerin içini sızlattığını hiç sanmıyorum o bayrak atalarımızın kanlarıyla kazanıldı o bayrak namusumuz şerefimiz o bayrak bizim herşeyimiz bağımsızlığımızın Türklüğümüzün simgesi o bayrak bizim bayrağımız ama gel görki o bayrağa düşman olanlarla bu gün bazı siyasiler iş birliği içindeler. Atalarımızın destan yazarak koruduğu kazandığı bayrağı biz koruyamıyoruz biz sahip çıkamıyoruz sen öyle bir ülke olmalısınki ( Atatürk zamanında bu vardı) senin bayrağını yakmaya kalkanlar bin kere düşünüp korkup vazgeçmeliler ama biz bu gün bu duruşu sergileyemiyoruz. O sınır kapılarındaki tadilatlar gösteriyorki yakında açmayı planlıyor bazı siyasiler ama sırf bu tek kare resim bile o kapıların açılmaması için aklı selim insanların düşünebilecegi tek yol ve seçenek olmalıdır.

Etiketler: , , , , , , ,

Zamanda yolculuk

Tarih: Cuma, Nisan 24, 2009 Kategori: Bilgisayar

zamanda-yolculukZamanda yolculuk hakkındaki düşüncelerimi bu yazımda değinmek istiyorum. Öncelikle zaman nedir, onu anlatacağım. Zaman 4.boyuttur. Bir kağıda çizdiğiniz küp ile gerçek hayattan bir küpü yan yana izlerseniz en büyük fark birinde zamanın olması,diğerinde olmamasıdır. Yani gerçek olan küp bir rüzgar yoluyla uçabilir, ancak kağıttaki küpe silgi yada kalem benzeri bir şeyle düzlemine bir şey çizmezseniz o hala öyle kalır.

Boyutlar aslında dünyamızı ve uzayı çepeçevre sarıyor.
Ve zamanın en küçük anı bile kapılar şeklindedir.

Nereye yolculuk?
Şimdi geçmiş ve geleceğe yolculuğu inceleyelim:

Geçmişe yolculuk
Bir örnek verelim. Geçmişe, birinci sınıfa gittiğinizi hayal edin. Büyük olarak gittiğinizde dikkat çekersiniz, öyleyse görünmemeniz gerekir, bunun da pek iyi olacağını sanmıyorum. Ancak bu seçenekle yarışabilecek bir seçenek daha var, gelecekteki bilgilerin silinerek geçmişe gidilmesi. Yani ben geçmişe 1.sınıfa gidersem geçmişe gittiğimi hiç bilmeyeceğim, başkaları gibi normal yaşayacağım, ve gelecekteki anı tekrar yaşayacağım, demektir. Bu kulağa mantıklı geliyor.
İki şıkkımız var:
Geçmişe görünmez olarak gitmek
Geçmişe hiç bilmeden gitmek.

A şıkkına baktığımızda sizin geçmişte olmanız ve sizin küçüklüğünüzün geçmişte olmanız birbiriyle çakışır. Çakışınca da her şey yok olur. Bu korkunç tehlike nedeniyle a şıkkını eliyoruz. Yani bu da demek oluyor ki geçmişe gitmek yalnızca bilmeden gitmek yoluyla olur.
Nasıl gideceğimizi “Nasıl yolculuk?” kısmından belirleyeceğiz.

Geleceğe yolculuk
Kaderimiz yazılıdır… Osman, 10 yıl sonra yaşayıp yaşamadığını bilmez ki… Hadi diyelim ki Osman 10 yıl sonra gitti. Yaşamazsa ne olacak? Ölecekse orada geleceği de hiç olmayacak demektir. Yaşıyorsa da büyük bir ihtimal beyin travması geçirecektir, çünkü bilmediği bilgiler bir anda beynine yerleşecektir. Bu zaten çok kötü, bu durumda bu konuda kafamızı yormayalım. Üzerine küçük bir çarpı atmamız iyi olacaktır.

Nasıl yolculuk?
Doğanın ya da uzayın ve garip nesnelerin(zaman çekmeceleri, solucan delikleri gibi) yardımıyla yolculuk olağan üstü yolculuk demektir.

a)Solucan delikleri
Çizgi filmlere çoğu kez konu olmuştur. Her oyunda bulunur. Solucan delikleri normal bir durumda mekanı bükerek cismin diğer uçtan çıkmasını sağlar.(Öyle demeyin ama, diğer uç kaç milyar ışık yılı uzakta, Allah bilir.)
Ancak zamanda yolculukta da işe yarayabileceğini düşündüm. Öncelikle solucan deliğimizin iki ağzının da açık kalmasını sağlayan maddeyi bulmalıyız. Bu madde uzayda var, ama Dünya’da yok. Sonra solucan deliğimizi etrafında hızla dönen bir yıldıza yaslamamız gerekir. Orada oluşan delinme aracılığıyla zamanda serüvene çıkabilirsiniz, ama ne yazık ki çıktığınızı bilmeyeceksiniz…
Kötü, ama zamanda yolculuk için ve paradoksları engellemek için ideal. Ve kader ile çakışmıyor da.

b)Zaman çekmeceleri
Tarihi bir yerde gezerken zamanda açık kalan bir kapı olabilir. Ancak bu yolculukta tam bir işkence yaşayacaksınız. Öncelikle, orada olmadığını düşündüğünüz nesneleri göreceksiniz. Sonra her şey geriye akacak( Geriye, çünkü zaman çekmeceleri geriye yolculuk etmemizi sağlıyor.) ve siz hızla geriye doğru akarken her şeyi iki boyutlu göreceksiniz. Merak etmeyin, orda kalmazsınız. Geldiğiniz yere dönünce her şey düzelecek. Ama ne yazık ki, “Onlar sizi göremeyecek.”

Peki ya burada tepkime olmayacak mı?” diye sorarsanız şöyle cevap vereceğim, “Boyutlar arası geçişte tepkime olmaz. Aynı zamanda yüzyıllar öncesine gideceksiniz diyorum, Yüzyıllar önce yaşamıyordunuz.”
Zaman çekmecelerinin gizemi hala çözülemiyor.
Bir de dejavu diye bir olay var, herkesin bildiğinin aksine dejavu zaman yolculuğu değildir. Sadece psikolojik bir olgudur.

Bir hatam varsa çok özür dilerim, bildiklerim bu kadardı. Birazcık da olsa minik çocuklar gibi zaman makinesi hayalleri kurmanızı engellemek ne kadar da güzel… Bir dahaki yazılarımda görüşmek üzere…


Yorumlar kapalı

Dünya’nın Yapısı

Tarih: Salı, Nisan 21, 2009 Kategori: Bilgisayar, Bilim Haberleri
Dunyanın iç yapısı

Dunyanın iç yapısı

Dünya’nın içi akıl almaz ölçüde sıcak bir fırına benzer. Ama genellikle taştan oluşur, çekirdeğinin çok küçük bir bölümü tümüyle sıvıdır. Yerküreyi bir uçtan ötekine geçen deprem dalgaları bize onun fiziksel özellikleri ile çeşitli katmanlarının yoğunluğu ve kalınlığı konusunda bilgi verir. Biz yalnız yüzeye çok yakın kayaçları tanırız. En derine inen sondajlar bile kabuğun ancak yarısına kadar ulaşabilmiştir.

Dünya’nın Çekirdeği

Katı yerkürenin çapı ortalama 6.371 km’dir. Yaklaşık 2.900 km derinde bir sınır bölgesi, bir süreksizlik bulunur. Bunu deprem dalgalarının yalnızca bir bölümünün geri yansımasından anlıyoruz. Burası katıdan sıvıya geçiş bölgesidir. Daha iç bölgelerin, yani çekirdeğin, yaklaşık 10 g/cm3 gibi çok yüksek bir yoğunluğu vardır. Ancak demir içeren göktaşları buradaki sıcaklık ve basınç koşulları altında oluşana benzer bir yoğunluğa ulaşabilir. Bu nedenle bugün, çekirdeğin daha çok demir ve nikelden oluştuğu varsayılıyor. Daha az benimsenen bir düşünce ise çekirdeğin de kabukta bulunan elementlerle aynı karışımda, yalnız daha yoğun olduğudur. Daha içte, yaklaşık 5.150 m derinde yeni bir sınır bölgesi daha vardır, bu da oradan sonraki bölümün fiziksel özelliklerinin daha farklı olduğunu gösterir. Büyük bir olasılıkla burası katıdır. 3.500 km’lik bir çapı olan çekirdeğin 175 milyar km3’lük bir hacmi vardır, yani yerkürenin yaklaşık yüzde 16’sını oluşturur. Buna karşılık ağırlığı, toplam ağırlığın yüzde 32’si kadardır. Yüzeyindeki elektrik akımlarının da, Dünya’nın magnetif alanının oluşmasına yol açtığı düşünülmektedir.

Manto

2 – 60 km arasındaki derinliklerde mantoya ulaşılır. Burası Mohorovicic süreksizliği adı verilen sınır bölgesiyle üstündeki kabuk katmanından ayrılır. Bu alandaki maddelerin yoğunluğu birden bire 2,9 gr/cm3’ten 3,3 gr/cm3’e çıkar. 700 km kadar derine inildiğinde ise yoğunluk 3,3 gr/cm3’ten 4,5 gr/cm3’e yükselir. 2.000 km derinlikte bu değer 5,7 gr/cm3 olur. Bu bölge yaklaşık 900 milyar km3’lük hacmiyle yerkürenin toplam hacminin yüzde 83’ünü oluşturur. Mantoda bulunan kayaçların daha az silisyum oksit içerdiği, buna karşılık daha ağır olan metal oksitlere, özellikle de magnezyim (% 37) ve demire (% 12) sahip olduğu bilinir; bu da onun renginin daha koyu olmasına yol açar. Kayaç yapılı meteorların kimyasal bileşimi bu mantonun yapısıyla uyuşur. Deprem dalgalarının yayılış biçimine bakılırsa burası sıvı değil katı, daha doğrusu plastik bir durumdadır. Sıcaklık kabuktaki kadar çok artmaz, en çok 2.500 dereceye çıkar. Kayaçların sıvıya dönüşmelerini engelleyen etken, üstlerindeki yüksek basınçtır. Yalnız tektonik tedirginlikler sonucu yerel sıvılaşmalar olabilir. Kabukta ortaya çıkan bütün hareketlerin nedeni mantonun astenosfer adı verilen üst katmanlarından kaynaklanır. Katmanlar arasındaki ısı farklarından dolayı plastik haldeki kayaçlar da durumları elverdiğince hareket ederler. Deprem bölgelerinin gösterdiğine göre 600 km derinliklerde kırılmalar olabilmektedir.

Kabuk

Katı yerkürenin en üst katmanına kabuk denir ve kalınlığı 5 km ile 60 km arasında değişir. Burası tüm hacmin yüzde 1,5’ini kapsar. Kabuğun yoğunluğu mantodan daha azdır. Kıtalar ile okyanusların altındaki kabuklar arasında fark vardır. 20-60 km kalınlığındaki hafif kabuk levhaları kendilerinden daha yoğun olan mantonun üstünde yüzer; böylece kıtalar, okyanus diplerine göre biraz daha yüksekte kalır. Okyanus dipleri ise 5-10 km kalınlıkta olur ve büyük ölçüde yoğunluğu 2,9 gr/cm3 olan bazalttan oluşur. Her ikisi de mantonun üstünde bulunur ve onun çarpma hareketlerinden etkilenir. Bu arada kabukta çatlaklar olur ve mantodan buraya sızan madde nedeniyle okyanus diplerinde yeni bir kabuk oluşmaya başlar. Bu bölge iki yanındaki daha soğuk alan tarafından bastırılınca yukarı doğru yükselir ve duruma göre ortaya ya bir ada ya da sıradağlar çıkar.

Biz yalnız kabuğun kıta bölgesindeki yapısını ve kayaçlarını tanırız. Kabuğun üst katmanları daha çok silisyum oksit içerir ve ortalama 2,7 gr/cm3 yoğunluğundadır. Bu daha aşağı katmanlarda 2,9 gr/cm3’e çıkar. Her ikisi arasında, Konrad süreksizliği adını taşıyan bir sınır bölgesi vardır. Alt katmanlarda, içinde kuvars (SiO2) olmayan başkalaşım kayaçları bulunur. Üst bölgeler ise bildiğimiz çeşitliliğiyle öteki kayaçlardan oluşur. Mağma kayacı ya da korkayaç denen kayaçlar, mantonun yerel olarak eriyip başka bir yerde yavaş yavaş soğumasıyla ortaya çıkar. Bunların en bilinenleri kuvars içeren granitlerdir. Vulkanitler ise daha hızlı soğuyan ve camlaşmış parçalar içeren kayaçlardır. Rüzgar ve akarsuların etkisiyle yeryüzünden kopan parçaların denizlerin dibinde birikerek taşlaşması ise tortul kayaç denen kayaçların oluşmasına yol açar. Bu kayaçlar yerkabuğu hareketleri nedeniyle bulundukları yerden daha derinlere iner ve buralardaki sıcaklık ve basınç nedeniyle değişime uğrarlarsa, bu kez de başkalaşım kayaçları ortaya çıkar. Kabuğun kıta bölümünde her 100 m derinliğe inildikçe sıcaklık da 3 derece artar.

O zaman eşitlik nerede?

Tarih: Cumartesi, Nisan 18, 2009 Kategori: Bilgisayar

kadin-ve-erkek-esitligiSoruyorum eşitlik denen şey nedir? Bu soruya sorunca için aklınızdan geçen ilk şey kadın hakları öyle değil mi? Hep aklımıza kadınlara yapılan baskılar gelir. Evet kadınlara karşı biraz fazla tutumludur ve bu yüzden onlara zarar gelmemesini ister. Kadınını büyük bir şefkatle sever, tabi bu şefkat kadının özgürlüğüne de yansır. Kadının özgürlüğü olmayınca erkeklerle arasında büyük bir fark oluyor. Peki bu fark ne derseniz, bu fark eşitliktir.

Aranızda ben zaten kadınımın özgürlüğünü kısıtlamı diyenler olacaktır ama çoğunlukla kılıbık bir sırf korkusundan söyler bunları. Dayak yeme korkusundan değil terk edilme korkusundan. Kadınlara aslında bu kadar değer vermemize rağmen onlar bizleri kolayca siler atar. Konumuzun dışına çıktığımın farkındayım ama yazmışken bunları da belirteyim dedim.

Şimdi eşitlik hakkında konuşalım. ne ister? Güzel bir ev ister, hava atıp gezmek için araba ister, gıcır gıcır elbiseler ister, baş başa restoranda yemek yemek ister, modayı yakından takip etmek ister ve en büyük sorun kariyer yapmak ister. sahip olmak istedikleri şeyleri kolayca avucunun içine alabilir.

Ama öyle değildir. Ben erkekleri ın eliyle oynattığı bir tür yaratığa benzetirim. erkeğinin kendisi için yarattığı fırsatları görmez yada görmezden gelir. Birde tuttururlar bende çalışmak istiyorum diye.

Şimdi çevrenize bir bakın ın elinin değmediği bir şey var mı? Futbol bile oynuyorlar. – Erkeklerin yapabildiği şeyleri bizde yapabiliriz. Ne eksiğimiz var ki sizden? derler. Ama hiç bir erkekten duydunuz mu ben de gibi altın günü yapmak istiyorum diye. bizim yaptığımız şeyleri özgürce yapabiliyor ve hiç olmuyor. Biz onların yaptığı işleri yapsak dillerden düşemiyoruz. Bir de kendilerini çok zeki sanıyorlar. Dünya'nın kendilerinin istediği gibi dönmesini isterler. bu kadar özgür olunca ne olacak peki? Tabi ki ezilecek ve altta kalacak(Zaten Eziliyorlar).

ın bu kadar erkekleri ezdikten sonra soruyorum sizlere;
-"O Zaman Eşitlik Nerede?" buyurun cevap verin bakalım.

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , , , , , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

Interview with the Vampire

Tarih: Cuma, Nisan 17, 2009 Kategori: Sinema
Interview With The Vampire
Interview With The Vampire

Interview with the Vampire, Anne Rice‘nin aynı adlı romanından uyarlanan 1994 yapımı film Neil Jordan tarafından yönetilmiş. Film bir vampir filmi olmasına rağmen korku ya da gerilim filmi değil. Dram hikayesi olarak görülebilir. Farklı bir vampir hikayesiyle karşımıza çıkan filmde Hollywood’un ünlü yıldızları boy gösteriyor .
Louis rolünde Brad Pitt, Lestat rolünde Tom Cruise, gazeteci Danie rolünde Christian Slater, Armand rolünde Antonio Banderas ve küçük kız Claudia rolünde ise 12 yaşındaki Kirsten Dunst filmin yıldız oyuncularından sayılabilir.

Interview With The Vampire
Interview With The Vampire

Filmin hikayesi buradan itibaren izlemeyenler için spoiler içerebilir . Film bir vampir olan Lestat’ın (Tom Cruise) 18.yüzyılda soylu bir insan olarak yaşayan Louis (Brad Pitt)‘i ısırırak vampir yapması hikayesiyle başlar. Günümüzde bu hikayeyi gazeteciye (Christian Slater) anlatan ve inandıran Louis hikayesini sonuna kadar anlatmaya karar verir.
Hikaye ilerledikçe Louis’in vampir olduktan sonra insancıl duygularını kaybetmediğini ve temel besin ihtiyacı olan kanı insanlara zarar vermemek için en zor yollardan yapmaya çalıştığını öğreniriz. Sıçan, fare, köpek gibi hayvanların kanlarıyla idare etmeye çalışan Louis bir yandan kendini bu hale getiren Lestat’e isyan ederken bir yandan doğasıyla baş etmeye çalışır. Ama bu duruma daha fazla dayanamayıp küçük bir kızı (Kirsten Dunst) ısıran Louis kızın aralarına katılmasıyla doğasıyla savaşmaktan vazgeçip küçük kızı yeni yaşama umudu olarak görmeye başlar.

Kirsten Dunst
Kirsten Dunst

Ama Lestat yine aralarına girip olaya yeni boyutlar katmaya kararlıdır. Film dünyaca ünlü Hollywood yıldızlarından oluşmasına rağmen bir gişe filmi değildir. İnsancıl, dramatik, farklı bir vampir filmi olarak başarılı bir yapımdır. Oyuncular rollerinde başarılı performanslar göstermişlerdir. Lestat rolünde Johnny Depp‘e teklif götürülmüş ama bu gerçekleşmemiştir.

devamını oku »

ilgili yazılar

bu yazı gorcun tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.

etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Çimende Seyahat Böyle Olsa Gerek…

Tarih: Çarşamba, Nisan 15, 2009 Kategori: Yeni Cihazlar
\

şehirde yaptığınız uzun yürüyüşlerde çıplak ayakla çimenlerde yürümeyi özlüyor musunuz? doğadan uzaklaştığınızı mı düşünüyorsunuz? o zaman bu çimen tekerlek tam sizin için.. çayır veya tepelik hissi vermeyebilir ama bu sadece başlangıç.

aslında çimen tekerlek insanlar için oldukça büyük bir hamster tekerleği gibi bir şey.. iç yüzey tamamen çimen kaplanmış. yapmanız gereken tek şey istediğiniz yöne doğru bir adım atmak. her zaman çimende yürüyor olacaksınız. pratik değil ama eğlenceli..

devamını oku »

ilgili yazılar

bu yazı Tech24 tarafından zamazing.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.

etiketler: , , , , , , ,

Etiketler: , , , , , , ,

Bir hikaye: En iyi buğday

Tarih: Çarşamba, Nisan 15, 2009 Kategori: Bilgisayar

bugdayHer yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu.

Çiftçi:
-"Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor" dedi.

Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda, "Neden olmasın?" dedi çiftçi.

-"Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor."

Siz şimdi bu hikayeyle ne anlatmak istiyorsun dersiniz. Sadece paylaşmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu sizlere vurgulamak istedim.Umarım beni anlamışsınızdır.Bir sonraki yazıma kadar hoşça kalın.

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;