Merhaba arkadaşlar. Bugün siz değerli okuyucularıma Nokia N97 ile Youtube.com adresine nasıl gireceğinizden bahsedeceğim. Malumunuz N97 içerisinde Youtube eklentisi mevcut. Fakat ülkemizde Youtube.com adresi yasaklı olduğu için N97 sahipleri malesef ki bu eklentiyi kullanamamaktalar. Youtube internet sayfasına girmek için kullanılan yöntemlerin en başında DNS değiştirmek gelir. Aynen bilgisayarınızda olduğu gibi N97 telefonunuzda da DNS [...]
Dünya’nın içi akıl almaz ölçüde sıcak bir fırına benzer. Ama genellikle taştan oluşur, çekirdeğinin çok küçük bir bölümü tümüyle sıvıdır. Yerküreyi bir uçtan ötekine geçen deprem dalgaları bize onun fiziksel özellikleri ile çeşitli katmanlarının yoğunluğu ve kalınlığı konusunda bilgi verir. Biz yalnız yüzeye çok yakın kayaçları tanırız. En derine inen sondajlar bile kabuğun ancak yarısına kadar ulaşabilmiştir.
Dünya’nın Çekirdeği
Katı yerkürenin çapı ortalama 6.371 km’dir. Yaklaşık 2.900 km derinde bir sınır bölgesi, bir süreksizlik bulunur. Bunu deprem dalgalarının yalnızca bir bölümünün geri yansımasından anlıyoruz. Burası katıdan sıvıya geçiş bölgesidir. Daha iç bölgelerin, yani çekirdeğin, yaklaşık 10 g/cm3 gibi çok yüksek bir yoğunluğu vardır. Ancak demir içeren göktaşları buradaki sıcaklık ve basınç koşulları altında oluşana benzer bir yoğunluğa ulaşabilir. Bu nedenle bugün, çekirdeğin daha çok demir ve nikelden oluştuğu varsayılıyor. Daha az benimsenen bir düşünce ise çekirdeğin de kabukta bulunan elementlerle aynı karışımda, yalnız daha yoğun olduğudur. Daha içte, yaklaşık 5.150 m derinde yeni bir sınır bölgesi daha vardır, bu da oradan sonraki bölümün fiziksel özelliklerinin daha farklı olduğunu gösterir. Büyük bir olasılıkla burası katıdır. 3.500 km’lik bir çapı olan çekirdeğin 175 milyar km3’lük bir hacmi vardır, yani yerkürenin yaklaşık yüzde 16’sını oluşturur. Buna karşılık ağırlığı, toplam ağırlığın yüzde 32’si kadardır. Yüzeyindeki elektrik akımlarının da, Dünya’nın magnetif alanının oluşmasına yol açtığı düşünülmektedir.
Manto
2 – 60 km arasındaki derinliklerde mantoya ulaşılır. Burası Mohorovicic süreksizliği adı verilen sınır bölgesiyle üstündeki kabuk katmanından ayrılır. Bu alandaki maddelerin yoğunluğu birden bire 2,9 gr/cm3’ten 3,3 gr/cm3’e çıkar. 700 km kadar derine inildiğinde ise yoğunluk 3,3 gr/cm3’ten 4,5 gr/cm3’e yükselir. 2.000 km derinlikte bu değer 5,7 gr/cm3 olur. Bu bölge yaklaşık 900 milyar km3’lük hacmiyle yerkürenin toplam hacminin yüzde 83’ünü oluşturur. Mantoda bulunan kayaçların daha az silisyum oksit içerdiği, buna karşılık daha ağır olan metal oksitlere, özellikle de magnezyim (% 37) ve demire (% 12) sahip olduğu bilinir; bu da onun renginin daha koyu olmasına yol açar. Kayaç yapılı meteorların kimyasal bileşimi bu mantonun yapısıyla uyuşur. Deprem dalgalarının yayılış biçimine bakılırsa burası sıvı değil katı, daha doğrusu plastik bir durumdadır. Sıcaklık kabuktaki kadar çok artmaz, en çok 2.500 dereceye çıkar. Kayaçların sıvıya dönüşmelerini engelleyen etken, üstlerindeki yüksek basınçtır. Yalnız tektonik tedirginlikler sonucu yerel sıvılaşmalar olabilir. Kabukta ortaya çıkan bütün hareketlerin nedeni mantonun astenosfer adı verilen üst katmanlarından kaynaklanır. Katmanlar arasındaki ısı farklarından dolayı plastik haldeki kayaçlar da durumları elverdiğince hareket ederler. Deprem bölgelerinin gösterdiğine göre 600 km derinliklerde kırılmalar olabilmektedir.
Kabuk
Katı yerkürenin en üst katmanına kabuk denir ve kalınlığı 5 km ile 60 km arasında değişir. Burası tüm hacmin yüzde 1,5’ini kapsar. Kabuğun yoğunluğu mantodan daha azdır. Kıtalar ile okyanusların altındaki kabuklar arasında fark vardır. 20-60 km kalınlığındaki hafif kabuk levhaları kendilerinden daha yoğun olan mantonun üstünde yüzer; böylece kıtalar, okyanus diplerine göre biraz daha yüksekte kalır. Okyanus dipleri ise 5-10 km kalınlıkta olur ve büyük ölçüde yoğunluğu 2,9 gr/cm3 olan bazalttan oluşur. Her ikisi de mantonun üstünde bulunur ve onun çarpma hareketlerinden etkilenir. Bu arada kabukta çatlaklar olur ve mantodan buraya sızan madde nedeniyle okyanus diplerinde yeni bir kabuk oluşmaya başlar. Bu bölge iki yanındaki daha soğuk alan tarafından bastırılınca yukarı doğru yükselir ve duruma göre ortaya ya bir ada ya da sıradağlar çıkar.
Biz yalnız kabuğun kıta bölgesindeki yapısını ve kayaçlarını tanırız. Kabuğun üst katmanları daha çok silisyum oksit içerir ve ortalama 2,7 gr/cm3 yoğunluğundadır. Bu daha aşağı katmanlarda 2,9 gr/cm3’e çıkar. Her ikisi arasında, Konrad süreksizliği adını taşıyan bir sınır bölgesi vardır. Alt katmanlarda, içinde kuvars (SiO2) olmayan başkalaşım kayaçları bulunur. Üst bölgeler ise bildiğimiz çeşitliliğiyle öteki kayaçlardan oluşur. Mağma kayacı ya da korkayaç denen kayaçlar, mantonun yerel olarak eriyip başka bir yerde yavaş yavaş soğumasıyla ortaya çıkar. Bunların en bilinenleri kuvars içeren granitlerdir. Vulkanitler ise daha hızlı soğuyan ve camlaşmış parçalar içeren kayaçlardır. Rüzgar ve akarsuların etkisiyle yeryüzünden kopan parçaların denizlerin dibinde birikerek taşlaşması ise tortul kayaç denen kayaçların oluşmasına yol açar. Bu kayaçlar yerkabuğu hareketleri nedeniyle bulundukları yerden daha derinlere iner ve buralardaki sıcaklık ve basınç nedeniyle değişime uğrarlarsa, bu kez de başkalaşım kayaçları ortaya çıkar. Kabuğun kıta bölümünde her 100 m derinliğe inildikçe sıcaklık da 3 derece artar.

Gerek Etohum seçme sürecinde, gerekse diğer ortamlarda girişimci adaylarıyla konuşmalarımız oluyor. Bu konuşmalar bazen saatler süren toplantılar şeklinde bazen de ayaküstü çay, kahve sohbetleri şeklinde gerçekleşiyor. Bu diyaloglarda girişimci adayları girişimlerini veya kafalarındaki girişim fikirlerini anlatmaya çabalıyorlar. Bu süreçlerde gözlemlediğim bazı dikkat edilmesi gereken noktaları bir sıralayayım istedim.
1. Kesinlikle randevu alın. Randevu almanız bir görüşmeyi ciddiye aldığınız anlamına gelir. Eğer randevunuzu uzun zaman önce aldıysanız randevudan bir kaç gün önce kibarca randevunuzu hatırlatın. Geçen zaman çerçevesinde görüşeceğiniz kişinin programında değişiklik olmuş olabilir.
2. Çok zorunlu bir sebep olmadıkça randevunuzu iptal etmeyin. İptal etmek zorunda kalırsanız da mazeretinizi randevunuzdan en az bir gün önceden ilgili kişiye bildirip randevuyu belirli başka bir zamana almak istediğinizi söyleyip yeni bir randevu rica edin.
3. Randevunuza hazırlanın. Özellikle internet girişimlerinde bazı verilere ihtiyacınız olacaktır. Girişiminizin ilgili olduğu alana dair toplayabildiğiniz kadar bilgiyi toplayın. Bunlar üzerinde yorumlar üretip konuya hâkim olun. Bununla beraber Türkiye’deki ve dünyadaki internet kullanımı, internet kullanım alışkanlıkları üzerine ayrıntılı bilgi edinmeye çalışın. Örneğin üniversite öğrencileri üzerine bir proje geliştiriyorsanız Türkiye’deki özel ve devlet üniversitelerinin sayısı, bu üniversitelerde okuyan öğrencilerin sayısı, hangi şehirde ne kadar üniversite, ne kadar üniversite öğrencisi olduğunu bilin. Bu öğrencilerin projeniz özelinde ne gibi kullanım alışkanlıklarının olduğunu bilin.
Girişiminizin Türkiye’deki ve dünyadaki benzer örneklerini mutlaka inceleyin. Bu girişimlerin eksik noktalarını ve sizin oluşturacağınız farklılıkları gözünüz kapalı anlatabilecek derece özümseyin.
Şart olmamakla birlikte projeniz ile ilgili hazırlayacağınız bir sunum veya sunum dosyası size artı puan sağlayacaktır. Netice itibariyle söz uçar yazı kalır. Sizin görüşmede bırakacağınız dosya daha sonradan göze çarpabilir.
Görüşme yapacağınız kişilerle ilgili önceden bilgi edinin. Özellikle bir kaç kişinin bulunduğu bir topluluk ise isimleri önceden öğrenmeye gayret edin. Bu amaçla Facebook gibi ağları kullanabilirsiniz. Görüşeceğiniz kişinin eğer varsa bloguna göz gezdirin, önceden yaptığı işlere bir göz atın.
4. Randevunuza asla geç kalmayın. Erken de gitmeyin. Tam zamanında orda olmanız kararlılığınızı göstermek adına iyi bir adımdır.
5. Randevuya giderken giyiminize, şeklinize şemalinize biraz özen gösterin. Ne aşırı resmi bir kıyafetle ne de yataktan kalktığınız kıyafetle görüşmeye gidin. Sadelik her zaman ideal bir seçimdir. Sonuçta bir defileye veya bir davete gitmiyorsunuz.
6. Girişiminizi kısa bir zamanda anlatabilecek bir özet hazırlayın. Konuşmaya bu kısa özetle başlayabilirsiniz. Kısa özetin ardından ayrıntıları anlatın. Mesela Google sizin girişiminiz olsaydı diyeceğiniz ilk şey “sayfalar arasında belirli kelimeleri arayıp en uygun sonuçları getirmeye çalışan bir arama motoru geliştiriyoruz” olurdu. Eğer ilk girişte arama algoritmasının inceliklerinden bahsederseniz kafalar karışabilir.
7. Görüşmenizde birçok girişim fikrinizi anlatmanız eksi bir not olabilir. Bundan dolayı sadece bir girişime odaklanın. Onu en iyi şekilde anlatmaya bakın. Sohbetin ilerleyen bölümlerinde fırsat olursa diğer girişimlerinizden de kısaca bahsedebilirsiniz fakat bunu en başta yapmayın.
8. Eğer ortaklarınızla beraber bir görüşmeye katılıyorsanız kesinlikle söz birliği edin. Birinizin ak dediğine öbürü kara derse kendi kalenize gol atmış olursunuz. Ortaklarla beraber yapılan konuşmalarda yapılan bir hata da sürekli aynı kişinin konuşmasıdır. Konuşmayı bölerseniz daha hoş bir etki bırakırsanız. Örneğin projenin teknik kısmını bir kişi, tasarım kısmını bir kişi veya pazarlama ve fikir kısmını bir kişi anlatabilir.
9. Kendinizi tanıtmak için kısa bir konuşma hazırlayın. “Nereden başlasam ki benim hayatım roman ” kötü bir tanıtma girişine örnek olabilir. Nerden mezun olduğunuzu veya nerede okuduğunuzu, daha önce nerede çalıştığınızı, neler yaptığınızı kısaca anlatabilirsiniz.
10. Karşı taraftan ne istediğinizi açık olarak ifade edin. Eğer bir yatırım talebiniz varsa yatırım aldığınız takdirde ne yapacağınızı en ince ayrıntılara anlatmaya çalışın.
11. Bunu yazmamam lazım ama yazmadan da edemeyeceğim bazı tuzak sorulara dikkat edin : ) Karşınızdaki kişiler sizin ne kadar ciddi olduğunuzu anlamak için sizi yoklayacaklardır. Örneğin projeniz için okulunuzu / işinizi bırakır mısınız veya ne zaman bırakacaksınız kritik bir sorudur. Ben okulumu/işimi asla bırakmam hem projemi hem diğer işlerimi beraber yürütebilirim hayal kırıklığı oluşturan bir cevap olabilir. Çünkü her yatırımcı girişimcinin girişimine bir aşk ile bağlanmasını bekler. Zaten başarıya ulaşan girişimler büyük fedakârlıklarla ortaya çıkarılan girişimler değil mi?
Burada şunu da vurgulamak lazım. Hiç kimseye okulunu işini bırak projeye bak gibi bir mesaj vermiyoruz. Bu kişisel bir karardır. Eğer gerçekten girişiminiz iyi bir yolda ise ve somut bir gelecek vaat ediyorsa okulunuzu / işinizi bırakmayı düşünebilirsiniz.
12. Eğer bu işe ciddi bakıyorsanız yapığınız iş bir derece profesyonel olmalıdır. Dolayısıyla sorulacak soruların cevapları da profesyonelce olmalıdır. Özellikle internet projelerinde bu anlamda çok amatörlükle karşılaşılıyor. Örneğin bu sitenin yazılımını kim yapacak sorusuna “En yakın arkadaşımızın, yurttan arkadaşı var yazılımı o yapacak.” Cevabını verirseniz toplantı umduğunuzdan daha çabuk bitebilir : )
13. Para kazanmayı amaçlayan her girişim eninde sonunda şirketleşecektir. Bundan dolayı fikir girişime dönüşmeye başladığı aşamalarda bu konuda verilmesi gereken kararlar vardır. Ortakların şirketteki payları, konulacak sermaye, şirketin kanuni yapısı (anonim, limited v.s.) hep düşünülmesi gereken noktalardır. Görüşmenizde eğer karşı tarafı fikrin gerçekleşeceği konusunda ikna edebilirseniz bu sorular muhakkak sorulacaktır. Bunun için bu sorulara da hazırlanıp kesin cevaplar veriniz. Biz bunu hiç düşünmedik, hele bir şirket kurulsun ortaklık paylarını sonra ayarlarız, ha limited ha anonim ne fark eder bu soruya verilebilecek kötü cevaplar arasında üst sıralardadır.
14. Görüşmede mutlaka elinizde kalem kâğıt bulundurunuz. Hangi sorulara verdiğiniz cevapların tatmin edici olduğunu veya hangi noktalarda problemlerinizin olduğunu not alınız. Bu notlar sizin için ilerde kullanacağınız büyük bir hazine olabilir.
15. Görüşme öncesi hazırlık ve görüşmede vereceğiniz cevaplar ne kadar önemli ise görüşme sonrası ilişkiler de o kadar önemlidir. Görüşmeden ayrılırken mutlaka iletişim bilgilerinizi bırakınız ve karşı tarafın iletişim bilgilerini nazik bir dil ile alınız.
Görüşme sonrası girişiminizde aldığınız mesafeyi, yaptığınız işleri tercihen eposta ile bildiriniz. Tabii bu her gün eposta göndererek karşı tarafı taciz edin anlamına gelmiyor. Önemli noktaları veya önemli soru işaretlerini aktarınız.
Öncesi ve sonrası ile bir görüşmede işinize yarayacak bazı bilgileri vermeye çalıştım. Burada anlattıklarım gerçekten işe yarar bir girişime ve girişimci bir ruha sahip kişilere önemli faydalar sağlayabilir. Bununla birlikte hasbelkader bu işe bulaşmış kişiler burada anlatılanları yapsa da çok fazla başarı elde edemeyebilirler. Önemli olan elinizdeki malzemenin yapmak istediğiniz şeye uygun olması ve sizin bu malzemeyi yoğurmanızdaki kabiliyetiniz ve azminizdir. Burada anlatılanlardan kendinizde olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeye çalışma gibi bir mesajı almamanızı özellikle rica ediyorum. Neyseniz o olun. Olmadığınız bir şey olmaya kalkarsanız muhakkak bir yerde çuvallarsınız ve bu işleri daha kötü bir noktaya getirecektir.
Yazının girişinde belirttiğim gibi sadece formal toplantılarda girişimler konuşulmuyor. Etohum kafe toplantılarında, diğer etkinliklerde, tesadüfen bir araya gelinen ortamlarda veya eposta, sosyal ağ ortamlarında da girişim fikirleri konuşuluyor.

Diğer ortamlardaki görüşmeler ile ilgili birkaç şey yazıp bu yazıyı bitireyim.
Etkinliklerde yapılan görüşmelerde en çok uymanız gereken kural zamanı etkili kullanmaktır. Muhtemelen karşınızdaki kişinin size ayıracağı zaman oldukça kısıtlıdır. Olsa olsa en çok bir kahve veya çay içecek kadar zamanınız vardır. Yani tek atımlık kurşun meselesi.
Önce kendinizi kısaca tanıtarak ve girişiminizin yukarda geçen kısa özetini aktararak başlayın. Varsa ortaklarınızın kimler olduğunu çalışmalarınızın hangi düzeyde olduğunu söyleyin. Varsa -ki olmalı- kartvizitinizi konuşma arasında verin. Eğer projenizi alfa, beta gibi herhangi bir şekilde açtıysanız mutlaka adresi verin. Ve gelecek sorulara güzel cevaplar vermeye çalışın.
Bu görüşmelerde yapılacak olan -ve maalesef yapılmakta olan- en vahim hata karşı tarafı esir almaktır. Netice itibariyle bir insanla konuşuyorsunuz o gün iyi bir gün olmayabilir veya muhatabınızın kafası sizi dinleyemeyecek kadar karışık olabilir. Girişinizi yapın, performansınızı sergileyin ve olayı gelişine bırakın. Israrcılık olacak bir işi olmayacak bir hale sokabilir. Sonuçta o kişinin konuşmak istediği veya konuşması gereken çok kişi olabilir. Dolayısıyla şansınızı iyi değerlendirin.
Eposta ve benzeri ortamlarda yapılan görüşmelerinizin eğer o kişiyle daha önceden daha önceden bir yakınlığınız yoksa resmi olmasında yarar vardır. Epostaları destan şeklinde upuzun yazmayın. O kadar uzun yazıları okumak hiç kimse için cezp edici bir şey değildir. Dolayısıyla taranabilir, çabuk okunabilir formatları tercih edin. Yazınızı aşırıya kaçmamak kaydıyla biçimlendirin. Önemli noktaların altını çizin, koyu yazın. Projenizin internet üzerinde görülebileceği bir yer varsa mutlaka link verin. Nispeten zaman alıcı ekstra bilgileri direkt olarak vermek yerine bu bilgilerin bulunduğu yerlere link verin. Epostanızda ek varsa bunu yazınızda belirtin ki gözden kaçmasın.
Mesajınıza yanıt almanız bazen uzun sürebilir. Sabırla bekleyin. İki gün cevap gelmeyince aynı postayı bir daha göndermek iyi bir seçenek değildir. Bir epostanın cevaplanma süresi (bence) iki haftadır. İki hafta içinde yanıt alamazsanız şansınızı tekrar deneyin. Ve unutmayın postacı kapıyı iki kere çalar. İki defadan fazla aynı postayı göndermemelisiniz. Fikriniz ve mesajınız için doğru bir zaman, doğru bir kişi olamayabilir. Başka ortamlarda ulaşmayı planlayarak eposta macerasına son verin.
Telefonda yapılacak görüşmeler için de aşağı yukarı aynı şeyleri söylemek mümkün. Kısa, öz ve açıklayıcı olmakta her zaman yarar vardır.
Bütün görüşme türleri için söylenecek ortak şeyler de var tabii. Bunları da iletişim yöntemlerinin anlatılıp bol bol tavsiye veren yazılara, kitaplara bırakıyorum. Yalnız giderayak altın bir tavsiye vermeden bitirmek istemedim.
Hangi ortamda görüşme yapıyorsanız yapın kendinizi mutlaka tanıtın ve hatırlatın. Merhaba ben Mehmet beni tanıdınız mı? Şeklinde bir soru herhalde en büyük iletişim hatalarındandır. Bir de bunun Nasıl tanımazsınız? Versiyonu vardır ki evlerden ırak olsun : ) Yahu sadece Türkiye’de 2 milyonu aşkın sayıda Mehmet var. Sen hangi Mehmetsin?
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa muamelesi görmemek için, karşınızdakini zor durumda bırakmamak için mutlaka nerede tanıştığınızı karşı taraf “haa şimdi hatırladım” şeklinde bir refleks verene kadar hatırlatınız.
Ev Ödevleri
* Başarılı internet girişimcilerin 10 altın sırrı
* 10 adımda internet girişimcisi olmak
———————————————————————————–
Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–
Benzer Yazılar:

Malum, birçok linux dağıtımı mevcut. Bunlar kendi aralarında ufak tefek değişiklikler gösteriyor. Kimisi kullanım kolaylığı sunuyor, kimisi güvenilirlik konusunda avantajlı. Kullanıcılar bu kriterler doğrultusunda kendi seçimlerini yapıyorlar. Bazen de kullanıcılar seçim yaparken dağıtımın geliştirildiği ülkeyi göz önünde bulunduruyor. Herhalde dağıtımlar arasında en belirgin farklılıları içeren (Kişisel tercihim olmakla beraber) Debian olsa gerek. Debian dünyanın dört bir tarafından geliştiricinin katıldığı, güvenilirlik konusunda en tutucu (ki bu nedenle yenilikler konusunda yavaş kalabiliyor) olan dağıtım.
Slashdot’ta çıkan bir habere göre artık Debian FreeBSD çekirdeğini de desteklemeye başlamış. Bu sayede dünyada birbirinden farklı çekirdekleri destekleyen ilk dağıtım Debian oldu.
ilgili yazılar
There it is.
The most
(0)bu yazı eytisim tarafından bildirgec.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: linux, yazılım, freebsd, çekirdek, debian, universal
Friendfeed üzerinde son bir haftadır sıklıkla konuşulan ve merak edilen yeni tasarım Beta olarak yayına girdi. Eski tasarıma göre oldukça değişen Friendfeed’in yeni tasarımı, şuan için hem Türk kullanıcıları hemde diğer ülkelerden FF kullanıcılarını 2′ye bölmüş gözüküyor.
Özellikle FF Beta girdisinde yapılan yorumlardan bu ayrımı daha iyi anlayabiliyoruz. (Çoğunlukla olumsuz yorumlar ve özellik soruları dikkat çekiyor.) Öte yandan şimdiden yeni tasarım karşıtları bir grup oluşturmuşlar. Bazı yorumlarda Friendfeed, Twitter 2.0 olarak değerlendirilmiş.
Yeni tasarımın yanı sıra bir kaç değişiklik, yenilikte beraberinde gelmiş. Artık kişiye abone olmuş kişilere mesaj atılabiliyor. Bunun yanı sıra, artık kişilerin üzerine gelindiğinde çıkan kutularda “is not subscribe to you” yada “subscribe to you” ibareleri yer almıyor ve kişilerin abone olduğu 5 servis gösterilirken diğer servisleri görmek için “More” diyerek yeni bir sayfaya gitmek gerekiyor. Kişilerin servisleri sıralanırken eskiden bloglar ilk sırada olurken şimdi Facebook , LinkedIn, Twitter sıralamasından sora bloglara yer veriliyor.
Diğer bir yenilik ise daha önce içerik sayfa yenilenerek tazelenirken, yeni tasarım ile beraber sayfa yenilenmeden içerik anlık olarak güncelleniyor.
Bunların yanı sıra bir kaç ufak-tefek değişiklikler yapılmış. Yeni tasarımın Beta aşamasında olduğunu düşünerek, tasarım resmi olarak yayına girdiği zaman değişiklikler, yenilikler görebiliriz. Hemen belirtelim, FF Beta’nın henüz Internet Explorer 6 desteği yok.
Adres: http://www.friendfeed.com
Beta Adres: http://beta.friendfeed.com
W3C Validator yani Türkçesiyle geçerlilik testi web standartlarıyla alakadar olan web tasarımcı ve web geliştiricilerinin sık sık kullandığı bir araçtır. Hani sağda solda da çok görüyoruz işte “XHTML/CSS Valid” diye ikonlar, bannerlar yerleştiriliyor site ve blogun altında geçerlilik testinden geçildiğini belirten. Kimimizin hiç umrunda olmayan kimimizin de aşırı derecede fanatikliği yapılan ve adeta bir minik bir pazarlama aracı olarak kullanılan (bu kötü birşey mi ayrıca tartışılır aslında xD) bu test.
Peki geçerlilik testi gerçekten gerekli mi? Bu soruya cevap vermeden önce gelin geçerlilik testinin ne olduğunu, yararlarını ve bu konu hakkında nasıl bir yöntem izleyebiliriz bunları inceleyelim. En sonunda da bu soruya cevap verelim.
Geçerlilik testi yazdığımız HTML, XHTML veya CSS dosyalarının W3C Birliği tarafından oluşturulan kurallara göre yazılıp yazılmadığını ve eğer hata yaptıysak nasıl düzeltileceğine ilişkin önerileri getiren yine W3C Birliği tarafından yaratılan interaktif bir test uygulamasıdır.
XHTML dosyalarını geçerlilik testine tabi tutmak için buradaki aracı, CSS dosyalarını geçerlilik testine tabi tutmak için ise buradaki araç kullanılır.
Geçerlilik testinin yararlarını ve dolayısıyla W3C Birliği’nin oluşturduğu kurallara uyarak elde edeceğiniz yararları listelemek gerekirse:
Şu anda aklıma gelen yararlar bunlar. Eğer bunlardan başka bildiğiniz bir madde varsa makaleyi ona göre güncelleyebiliriz.
Ben kendi tecrübelerime dayanarak sizlere birtakım önerilerde bulunmak istiyorum:
div‘imiz varsa her bir div ve iç kısmını kodladıktan hemen sonra geçerlilik testinden geçirin.Yine benim bilmediğim sizin bildiğiniz farklı bir öneriniz varsa burada belirtmeniz beni memnun edecektir. Sonuçta bildiklerimizi burada paylaşıyoruz öyle değil mi?
Görebileceğiniz üzere geçerlilik testinin biz web tasarımcı ve web geliştiricileri açısından çok faydası var. Bunları görmezden gelmek tam anlamıyla saçmalık olur.
Ama şöyle de birşey var ki şu anki CSS 2.1 sürümü bazı ihtiyaçlarımızı karşılamıyor. Mesela CSS‘de şeffaflık için kullanılan opacity etiketinin tarayıcıdan tarayıcıya göre değişen kullanımı mevcut. Örneğin Internet Explorer’da sadece filter: alpha(opacity=50); gibi saçma bir kodla şeffaflık verebilirken diğer tarayıcılarda opacity:.5; vermemiz yeterli oluyor. Üstteki filter etiketini kullanınca da W3C geçerlilik uygulaması hata olduğunu belirtiyor.
Başka bir örnek vermek gerekirse mesela yine CSS 2.1′de olmayan ama CSS 3′de olan border-radius özelliği. Bu özellik sayesinde div‘lerin kenarlarına herhangi bir görsel kullanmadan ovallik verebiliyoruz. Ama bu bir CSS 3 özelliği olduğu için yine W3C geçerlilik testinde hata verecektir.
Arkadaşlar ben bu gibi durumları önemsemiyorum. Çünkü gerçekten bu tür özelliklere ihtiyacımız var ve kullanıyorum. Bu tip hataları kafanıza takıp fanatiklik yapmanın bir gereği yok.
Bir de web standartlarını sayfalarının XHTML ve CSS kodlarının geçerlilik testinden sıfır hata ile geçmesi sanan arkadaşlar var. Bence bu da yanlış bir düşünce.
Web standartları denen kavram çok geniş. İçinde erişilebilirliği, kullanılabilirliği, yapı ve sunumun ayrılmasını, anlamlı kod oluşturmayı vs. gibi alt kavramları barındırır. Geçerlilik testi ise bu alt kavramların altındaki yapı ve sunumun ayrılması ilkesini doğru ve düzenli bir şekilde yapabilmek için sadece ve sadece bir araç. Başka da birşey değil!
Kısacası sitenizin kodlarının geçerli olması demek web standartlarına tamamen uyduğunuz anlamına gelmiyor. Ama unutmamak gerekirki geçerlilik testi çok önemli bir araç ve bunu mutlaka kullanmamız gerekiyor.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 22 Eylül 2008 01:29 tarihinde yazıldı. 18 yorum var.
Firefox 3‘ün kesin çıkış tarihini tam olarak bilmiyorum fakat 2008′in başlarında çıkması çok olası geliyor bana. Mozilla, Firefox 3′ün kararlı sürümünü Haziran ayında çıkaracağını söylüyor. Bu çıkışla beraber tarayıcı savaşları 2008′de yeniden alevlenecek gibi duruyor. Zira Opera‘da yeni bir sürüm için çalışıyor. Öte yandan Microsoft Internet Explorer 8 için çalışıyor. Hatta geçenlerde Microsoft Internet Explorer 8′in Acid testinden geçtiğini duyurmuştu. Bu bizim için çok güzel bir haber. Umarım bahsettiğim bu tarayıcı savaşlarını tarayıcıları üreten firmaların değil, web sitelerini tasarlayanlar ve ziyaret eden biz yani son kullanıcılar kazanır.
Firefox 3′ün çıkmasıyla birlikte birçok yenilikde bizlerle buluşuyor. Bu yenilikler arasında CSS için iyileştirmeler de bulunuyor. Bunlar arasında anlayabildiklerimi aşağıda sizin için sıraladım:
Display özelliğinin inline-block ve inline-table değerleri tamamlandıfont-size-adjust özelliği artık bütün platformlarda çalışıyor.Color özelliği için rgba() ve hsla() desteği eklendi.:default pseudo-class eklendiWidth, min-width ve max-width özelliklerine -moz-max-content, -moz-min-content, -moz-fit-content, ve -moz-available değerleri eklendi.­) desteği eklendiIme-mode özellik desteği eklendi.Text-rendering adlı CSS özelliği HTML için destekleniyor.-moz-border-*-start ve -moz-border-*-end CSS özellikleri tamamlandı.-moz-initial değeri tamamlandı (quotes ve -moz-border-*-colors hariç).window.getComputedStyle() artık destekleniyor.content özelliğinin none değeri tamamlandıDaha önce söylediğim gibi bunlar sadece CSS için dökümanlaştırılan iyileştirmeler. Firefox 3 ile birlikte çok daha fazla yenilik geliyor. Bütün bu yenilikleri inceleyebilir veya Firefox 3 Beta 2 portatif sürümü yükleyerek bilgisayarınızda Firefox 3′ü daha da yakından deneyebilirsiniz.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 31 Aralık 2007 15:26 tarihinde yazıldı. 4 yorum var.
Son 1-2 ayda yazdığım yazılara bakıyorum da çoğunlukla web tasarım konusunu ele almışım. Biraz da Illustrator dünyasına geçiş yapalım diyorum.
Bunun için Illustrator’deki önemli araçları tanıtmayı düşünüyorum. Bu yazımda da Illustrator’deki araçların en önemlisi olan Pen Tool’u tanıtıp, nasıl kullanılacağını anlatacağım.
Pen Tool Illustrator’un (ve diğer vektörel/raster 3çizim programlarının) olmazsa olmaz bir aracı. Çünkü serbest formdaki çoğu çizimler bu araç ile yapılıyor. Illustrator’de bir logo veya vektörel türde çizim yapmak istiyorsanız Pen Tool’a iyi derecede hakim olmalısınız. Örneğin en son yaptığım vektörel çizimimini dış çizgi kipinde (outline mode) bakınca bütün çizgilerin Pen Tool ile çizildiğini göreceksiniz.
Illustrator’de Pen tool ile çizim yaparken bir kalem gibi sürekli çizgi çizerek değil, bağlantı noktaları (anchor point), yön noktaları ve çizgiler aracılığıyla çizimleri oluşturuyoruz (aşağıdaki görselde bunu gösterdim).
Bağlantı noktası (anchor point) diye tabir ettiğim noktalar yukarıda da görüldüğü gibi çizgileri (yani Path’leri) oluşturan noktalardır. Bu noktaların iki farklı çeşidi vardır. Birincisi köşe noktalarıdır. Bunlar çizginin yönünü belirler. Diğer ikincisi ise yumuşak noktalardır. Bunlar ise çizginin eğim noktasını yani eğimin hangi noktada oluşacağını belirler. Aşağıdaki görüntüde bu iki bağlantı noktası tipini görebilirsiniz:
Herhangi bir köşe noktasını yumuşak noktaya dönüştürmek için CONVERT ANCHOR POINT TOOL aracını (klayveden SHIFT+C ile) kullanabilirsiniz. Aşağıdaki görüntüdeki gibi bu aracı seçip (SHIFT+C) ile köşe noktasının üzerine gelip hangi yönde eğim vermek istiyorsanız o yönde farenizi çekiyorsunuz.
Yön noktası bir önceki maddede açıkladığım yumuşak noktaların hangi yöne doğru ve ne kadar eğim verileceğini belirleyen noktalardır. Yön noktasını kullanmak için araç kutusundan DIRECT SELECTION TOOL’u (klavyeden A tuşu ile) seçip ardından hangi yumuşak noktanın eğimini ayarlamak istiyorsanız o noktayı seçiyoruz ve sonra aşağıdaki göründüdeki gibi hangi yönde ve ne kadarlık eğim vermek istiyorsak fare ile yön noktasını eğimi veriyoruz.
En az iki bağlantı noktası ile oluşan çizgilere denir. Çizgileri eğer dolguya (fill) dönüştürmek istiyorsanız ilk bağlantı noktası ile son bağlantı noktasını birbirine bağlamanız gerekmektedir. Aşağıdaki görüntüdeki gibi bu işlemi en son bağlantı noktasının üzerine PEN TOOL ile gelip işaretçinin yanında yuvarlak simgesi geldiğinde tıklayarak yapabilirsiniz.
Pen tool ile daha iyi çizim yapabilmek için bol bol pratik yapmak gerekiyor. Bunu herhangi bir ücretsiz stok fotoğraf sitesinden alabileceğiniz fotoğraf üzerinde veya çizim yeteneğiniz var ise kendi çiziminizi tarayıcı ile bilgisayara aktarıp üzerinde pen tool ile çalışabilirsiniz. Belki bazı eğitselleri uygulayarak da pratik yapabilirsiniz. Yeterki bol bol pratik yapın. Unutmayın ne kadar çok pratik yaparsanız Pen tool’a o kadar hızlı alışırsınız.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 02 Kasım 2007 18:08 tarihinde yazıldı. 3 yorum var.
Internet Explorer bana göre Microsoft‘un kendi kafasına göre yaptığı standartları destekleyen, web standartlarını doğru düzgün desteklemeyen ve desteklese de bir sürü hata ile web tasarımcıların kafasını bozan aptal bir tarayıcıdır. Tamam belki de sıradan bir kullanıcı için bu kelimeler pek bir anlam ifade etmeyebilir. Fakat web standartlarına uygun site/uygulama yapmaya çalışan ve Internet Explorer yüzünden kafayı yeme noktasına gelen web tasarımcıları/geliştiricileri ne demek istediğimi anlayıp bana hak verecektir. xD
Birazdan kullanımını anlatacağım Dean Edwards‘ın 22KB’lik IE7 adlı Javascript betiği sayesinde Internet Explorer 6 ve aşağı sürümlerinin(5, 5.5 sürümleri) daha fazla web standartlarına uymasını sağlayabilirsiniz.
Bu betik sayesinde Internet Explorer 6 ve aşağı sürümlerinde her element üzerinde CSS ile :hover, :focus, :active gibi pseudo sınıf ve elementlerini kullanabilecek, şeffaf PNG dosyalarını farklı bir Javascript betiği veya CSS hilesine ihtiyaç duymadan kullanabilecek, W3C kutu modelini standart ve garip(quirks mode) modlarının her ikisinde de kullanabileceksiniz.
Bunlar betiğin ilk göze çarpan özellikleri idi. Daha detaylı bilgiye buradan erişebilirsiniz.
İlk adım olarak IE7_0_9.ZIP dosyasını buradan indirip kullanmak istediğiniz çalışmanızdaki dosya klasörüne atıyorsunuz ve bütün dosyaların ie7 klasöründe olduğundan emin olun(bakınız). Eğer dosyaları farklı bir klasöre atacak olursanız, bir sonraki adımda belirttiğim yolu değiştirmelisiniz.
Sonra bu betiği kullanmak için aşağıdaki kodu meta etiketlerinin hemen sonrasına(eğer sonrasına yerleştirmezseniz bizarre bug denilen bir hata ile karşılaşabilirsiniz) yerleştirin.
1 2 3 4 |
<!--[if lt IE 7]> <script src="/ie7/ie7-standard-p.js" type="text/javascript"> </script> <![endif]--> |
Bu noktada dikkat edecek olursanız Conditional Comments denilen şartlı HTML yorumları ile Internet Explorer 7′nin aşağısındaki sürümlerde(6, 5.5, 5) bu betiğin yüklenmesini söyledik. Böylece sadece Internet Explorer 5, 5.5 ve 6′da bu betik çalışacak. Bu betiğin Internet Explorer 7′de çalışmasının pek bir anlamı yok. Zira Internet Explorer 7 zaten web standartlarını destekliyor. Ayrıca bu şartlı yorumların kullanımını daha sonra ayrıntılı olarak anlatmayı düşünüyorum.
Şeffaf PNG dosyalarını kullanırken dosya isimlerinizin sonuna -trans eklemeyi unutmayın. Örneğin elimizde deneme.png adlı dosya var ise deneme-trans.png olarak değiştirmelisiniz.
Son olarak sizin için bir örnek hazırladım(Internet Explorer 6′da betik aktifken bakın ve bir de betik pasifken bakın). Artık web standartlarını daha fazla destekleyen bir Internet Explorer’ımız oldu.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 18 Eylül 2007 13:37 tarihinde yazıldı. 9 yorum var.
Vektör ve bitmap(raster) grafikler. Bu iki terimi forumlarda, çeşitli portölyolarda ve büyük galerilerde mutlaka duymuşsunuzdur. Bilgisayarla oluşturulan grafikler bu iki türden oluşur.
Vektör grafik nedir? Vektör grafikler hangi programlarla oluşturulabilir ve düzenlenebilir? Bitmap nedir? Bitmap grafikler hangi programlarla oluşturulabilir ve düzenlenebilir? Bütün bu soruların yanıtını bildiğim kadarı ile cevap verip en sonunda bu iki türü karşılaştırmaya gideceğim.
Vektör grafikler çözünürlükten bağımsız, herbir nesne matematiksel ifadelerle oluşturulan ve en önemlisi detay kaybetmeden herhangi bir boyuta yeniden ölçeklendirilebilen grafik türüdür. Aşağıda görüldüğü üzere vektörel nesne büyütüldüğünde herhangi bir bozulma gerçekleşmiyor.
Vektör grafik üretmek için yapılan birçok program mevcut. Bunların arasında en çok bilinen ve benimde severek kullandığım program olan Adobe Illustrator‘dur. Adobe Illustrator’un dosya uzantısı .ai’dir. Öte yandan ülkemizde özellikle baskı alanında kullanılan ve bence Illustrator kadar kullanışlı olmayan Corel Draw bulunuyor. Corel Draw’ın dosya uzantısı .cdr’dir. Yine ülkemizde pek bir popüler olan ve kullanımı diğer programlara nazaran daha basit olan fakat geleceği biraz meçhul olan Macromedia(Adobe) Freehand bulunur. Freehand’in dosya uzantısı .fh(X)’dir. Bu ticari programların yanısıra arabirimi Corel Draw’a benzeyen ve açık kaynaklı, ücretsiz bir program olan Inkscape‘de denenmeye değer bir program olduğunu söylemeden geçmeyelim. Inkscape ile çok sağlam çalışmalar yapıldığını gördüm ve Inkscape çoğu işletim sisteminde çalışır durumdadır. Inkscape’in kullandığı dosya uzantısı .svg’dir. Son olarak yukarda bahsettiğim programlar kadar gelişmiş olmasada web grafikleri için kullanabileceğiniz, vektörel çizim yeteneğine sahip olan Macromedia(Adobe) Fireworks‘dan da bahsedebiliriz. Öte yandan Fireworks’un bitmap çizim yetenekleride mevcut. Bunun için Muhammet Sevim’in hazırlamış olduğu yazıyı gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Fireworks’un kullandığı dosya uzantısı ise .png’dir.
Bahsettiğim bu dosya uzantılarının yanısıra .svg, .eps, .wmf gibi dosya uzantılarını da yukarıdaki programlar ortak olarak kullanabiliyorlar.
Bitmap türü grafiği tanımlayacak olursak, ilgili imajı oluşturan ve herbiri renk bilgisi içeren piksel veya noktaların yanyana ve alt alta dizilmesiyle oluşan grafik türüdür. Piksel’den kısaca bahsetmek gerekirse bir bitmap görüntüyü oluşturan en küçük noktadır. Aşağıdaki nesneye yakından bakıldığında piksellerden oluştuğu görülüyor ve büyütüldüğünde görüntü kalitesinde kayıp yaşanıyor.
Bu tür grafikleri oluşturmak için en bilindik ve en popüler olan, yine benim kullanıyor olduğum Adobe Photoshop‘u ilk başta sayabiliriz. Sonrasında uzun zamandır Adobe Photoshop’a alternatif olarak gösterilen Corel PaintShop Pro‘dan bahsedebiliriz. Yine bir açık kaynaklı ve ücretsiz bir program olan Gimp‘i de duymuşsunuzdur. Eğer Gimp’in arayüzüne yabancı iseniz GimpShop‘u deneyebilirsiniz. GimpShop’daki menüler ve kısayol tuşları Adobe Photoshop ile hemen hemen aynı yapılmaya çalışılmış böylece bir nebzede olsa Adobe Photoshop kullanıyor gibi Gimp’i kullanabiliyorsunuz. Bitmap grafiklerde en çok kullanılan uzantılardan bahsetmek gerekirse .jpg, .png, .gif, .bmp gibilerini sayabiliriz.
Yazımızın sonuna geldik. Eğer bir eksiğim veya hatam varsa bu konu üzerinde yorumda bulunup yazımı genişletebilirsiniz.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 25 Ağustos 2007 11:29 tarihinde yazıldı. 1 yorum var.