Merhaba arkadaşlar. Bugün siz değerli okuyucularıma Nokia N97 ile Youtube.com adresine nasıl gireceğinizden bahsedeceğim. Malumunuz N97 içerisinde Youtube eklentisi mevcut. Fakat ülkemizde Youtube.com adresi yasaklı olduğu için N97 sahipleri malesef ki bu eklentiyi kullanamamaktalar. Youtube internet sayfasına girmek için kullanılan yöntemlerin en başında DNS değiştirmek gelir. Aynen bilgisayarınızda olduğu gibi N97 telefonunuzda da DNS [...]
Sevgili elizabet gençliği, sizlere bu dev hizmeti sunmak istedim çünkü arama trendlerine baktığımda xhamster.com‘a nasıl girerim ağbey diye sayıklayıp duruyordunuz. Evet bu dev hizmet sizi Türk mahkemelerinin baltalayıp, porno hakkınızı elinden almasına karşı faili, şusu busu bes belli bir kıyak.
Hem başbakanımız Tayyip Erdoğan ne diyor Youtube için, aynsını www.xhamster.com için ben yazayım: ben giriyorum siz de girin.
Woody Allen:
“Mastürbasyon iyidir; çünkü sevdiğiniz bir şeyle yaparsınız”
(Windows kullanıcıları için) Aşağıdaki dosyayı indirin ve bilgisayarınızın \Windows\System32\drivers\etc klasöründe bulunan hosts isimli dosya ile değiştirin. Bu değişikliği yaptıktan sonra bilgisayarınızda ön belleğin temizlenmesi grekmekte, şimdi flushdns yazacağım kafanızı karışacak siz en güzeli bilgisayarı kapatıp açarsınız kafanıza göre takılın.
Dosyayı indirmek için basınız.
88.208.16.168 xhamster.com
88.208.16.168 www.xhamster.com
88.208.23.102 static.xhamster.com
88.208.16.168 ads.xhamster.com
88.208.16.84 st2.xhamster.com
88.208.16.85 st.xhamster.com
213.174.148.145 dlusa-1.xhamster.com
88.208.23.6 st3.xhamster.com
88.208.32.211 st4.xhamster.com
88.208.16.67 dl1.xhamster.com
88.208.16.94 dl2.xhamster.com
88.208.17.30 dl3.xhamster.com
88.208.17.41 dl4.xhamster.com
88.208.23.193 dl5.xhamster.com
88.208.23.195 dl6.xhamster.com
88.208.23.196 dl7.xhamster.com
88.208.23.197 dl8.xhamster.com
88.208.23.209 dl9.xhamster.com
88.208.23.217 dl10.xhamster.com
88.208.23.210 dl11.xhamster.com
88.208.23.211 dl12.xhamster.com
88.208.23.1 dl13.xhamster.com
88.208.23.2 dl14.xhamster.com
88.208.23.3 dl15.xhamster.com
88.208.23.4 dl16.xhamster.com
88.208.23.5 dl17.xhamster.com
88.208.23.100 dl18.xhamster.com
88.208.23.8 dl19.xhamster.com
88.208.24.1 dlams-1.xhamster.com
Aynı dosya içinde youtube, youporn vs. diğer engelli sitler içinde ip adresleri yazılı olduğunu yazayım bu da bonus track olsun.
Bu kıyak başka yerde yok.
Hamster candır!
© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.

Evet, ismi “greenwheel” (yeşil tekerlek) ise kurtarabilir. Bazen bilim insanları çok romantik duygular taşıyabiliyorlar (gözünü sevdiğim realizmi
, ürettikleri en ufak çözümü bile dünyayı kurtaracak bir alete dönüştürüveriyorlar. Bu girişimlere kesinlikle gülüp geçmem, bu farklı yaklaşımlar hep zihin açıcı olmuştur. Eminim siz de greenwheel’le tanışınca bisikletten farklı bir şeyler algılayacaksınız.
MIT Mobil Deneyim Laboratuvarı ve Akıllı Şehirler Grubu birlikte sosyal navigasyon ( yön bulmanın ötesinde çevreyle etkileşimli hareket etme ), dağıtılmış veri algılama ( işinize yarayacak verilerin size ulaştırılması ), sağlık, bisiklet paylaşımı, birebir nakliye (p2p), şehir yarışları, halk kaynaşması
konuları üzerine gelecek tasarımları hayallemişler.
ilgili yazılar
bu yazı neoturk tarafından zamazing.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: bisiklet, tekerlek, mit, greenwheel
Soruyorum eşitlik denen şey nedir? Bu soruya sorunca için aklınızdan geçen ilk şey kadın hakları öyle değil mi? Hep aklımıza kadınlara yapılan baskılar gelir. Evet erkekler kadınlara karşı biraz fazla tutumludur ve bu yüzden onlara zarar gelmemesini ister. Kadınını büyük bir şefkatle sever, tabi bu şefkat kadının özgürlüğüne de yansır. Kadının özgürlüğü olmayınca erkeklerle arasında büyük bir fark oluyor. Peki bu fark ne derseniz, bu fark eşitliktir.
Aranızda ben zaten kadınımın özgürlüğünü kısıtlamıyorum diyenler olacaktır ama çoğunlukla kılıbık bir insan sırf korkusundan söyler bunları. Dayak yeme korkusundan değil terk edilme korkusundan. Kadınlara aslında bu kadar değer vermemize rağmen onlar bizleri kolayca siler atar. Konumuzun dışına çıktığımın farkındayım ama yazmışken bunları da belirteyim dedim.
Şimdi eşitlik hakkında konuşalım. Kadınlar ne ister? Güzel bir ev ister, hava atıp gezmek için araba ister, gıcır gıcır elbiseler ister, baş başa restoranda yemek yemek ister, modayı yakından takip etmek ister ve en büyük sorun kariyer yapmak ister. Kadınlar sahip olmak istedikleri şeyleri kolayca avucunun içine alabilir.
Ama erkekler öyle değildir. Ben erkekleri kadınların eliyle oynattığı bir tür yaratığa benzetirim. Kadınlar erkeğinin kendisi için yarattığı fırsatları görmez yada görmezden gelir. Birde tuttururlar bende çalışmak istiyorum diye.
Şimdi çevrenize bir bakın kadınların elinin değmediği bir şey var mı? Futbol bile oynuyorlar. Kadınlar – Erkeklerin yapabildiği şeyleri bizde yapabiliriz. Ne eksiğimiz var ki sizden? derler. Ama hiç bir erkekten duydunuz mu ben de kadınlar gibi altın günü yapmak istiyorum diye. Kadınlar bizim yaptığımız şeyleri özgürce yapabiliyor ve hiç komik olmuyor. Biz onların yaptığı işleri yapsak dillerden düşemiyoruz. Bir de kadınlar kendilerini çok zeki sanıyorlar. Dünya'nın kendilerinin istediği gibi dönmesini isterler. Kadınlar bu kadar özgür olunca ne olacak peki? Tabi ki erkekler ezilecek ve altta kalacak(Zaten Eziliyorlar).
Kadınların bu kadar erkekleri ezdikten sonra soruyorum sizlere;
-"O Zaman Eşitlik Nerede?" buyurun cevap verin bakalım.
© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.
Açıkçası bilmiyorum bu sorunun cevabını. Bu benim için bahanesi çok fakat cevabı yok bir soru. Yazmak istemiyor muyum? Hayır. Yazmak istiyorum. Hem de delicesine yazmak istiyorum. Ama olmuyor. Sadece yazdığın zaman boşalabilen, yarım bırakılmış, buruşturulup bir kenara atılmış müsveddelerin doldurduğu bir havuzda boğulmayı kim ister ki?
Hayatta en imrendiğim şeylerden biri her gün yazı yazmayı başarabilen insanlar. Bu çılgın yazı disiplini yaratıcının sonsuz şükre şayan bir lütfu olmalı bu insanlara.
Yazacaklarını başkaları yazdığı için yıkılan, üzülen bir ruh hastalıklı değil midir? Evet hastalıklıdır. Ama bu hastalık sufli bir benlik ifrazatının ötesinde yazmaya dair aşkın bünyede meydana getirdiği bir meczupluktur. Nasıl o sadece senin olmalı ise o kelimelerde sadece senin yazında birbirleriyle meşk etmelidir!
Yazmak için işte bu derece bir ruh sıkıntısı gerektir insana. Yoksa malumdur taşıma su ile değirmen dönmez. Kelimeye terbiye verip destur çektirmeyi su içme, yolda yürüme rahatlığında başarabilen nadir ve nadide memleket evlatlarından biri şöyle bitiriyor bir hikâyesini:
“Söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kâğıt kalem aldım oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Okumanın saf huzur veren rahatlığı varken yazmak batakhaneye düşmek gibi. Sen ne kadar kurtulmak istesen de bir kere rahatı kaçan ağaç olmuşsun çaresi yok. Hem sen kurtulmayı istesen ne yazar ki, yazma batakhanesinde çırpınmandan zevk alan, sayıklamalarını bülbül nağmelerine denk sayan okurlar var artık. Bu okurlar yazı okurlar, daha ziyade de canına okurlar. Ağlarına düşürmüşler seni işte yazacaksın ki seni rahat bıraksınlar.
Bugün yine okur kod adıyla andığım bir grup çılgın yüzünden bu acayip satırları yazıyorum. Yazıyorum ki iç sıkıntılarımı onlara havale edip biraz rahatlayayım. Onları isteklerine pişman edip intikamımı alayım. Şimdi okuyucunun vicdanına ince bıyıklı Ofsayt Osman edasıyla seslenme vakti gelmiştir. Söyle Ey okuyucu “Bu da mı gol değil be!”
———————————————————————————–
Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–
Benzer Yazılar:

Şu aralar mart ayındaki muhasebeci modunda yaşadığım için bloga yazmak kısmet olmadı. Yazamadığım zaman dilimindeki yazmak istediğim şeyleri ardı ardına yayınlayacağım. Konular belki biraz tarihi geçmiş, bayat olabilir ama ben yine de kalem aşinalığı olsun diye yazmak istiyorum.
Markaların blog yazarları olan flörtü devam ediyor. Bu aralar blog yazarı ve marka denince Nokia’nın ismini çokça duyuyoruz. Nokia’nın blog yazarlarına test amaçlı cep telefonu göndermesinin halk arasında ilginç yansımaları oldu. Hatta Nokia’nın internette yazan birkaç kişiye henüz piyasaya çıkmamış bir telefonu göndermesi, telefonun kendisi kadar yaygın bir viral olarak dilden dile dolaşıyor. Bu tarz marka blog yazarı yakınlaşmasının henüz ilk örnekleri yaşandığı için sanırım bunun yaşanmasını doğal olarak görmeliyiz.
Şahsen cep telefonu ile eskiden beri çok iyi anlaşan biri değilim. Zaman zaman sırf bir zorunluluk olduğu için cebimde gezdirdiğim bir alet. Tabii insan madem ille cebimizde bir şey gezdireceğiz bari iyisini gezdirelim demiyor değil
Cep telefonu tüketimi anlamında oldukça klasik bir kullanıcı modeli olduğumdan daha ziyade iş gören telefon modelleri her zaman tercihim oldu. Çevremde gözlemlediğim kadarıyla cep telefonu, marka bağlılığının sağlam olduğu nadir sektörlerden biri. Bizde biraz da Türk tipi kullanıcıyı yansıtan bir biçimde genellikle “kargadan başka kuş tanımam” anlayışı hakim. Benim de cep telefonu alanında bağlılık hatta bağımlılık duyduğum marka Nokia. Yeni nesiller 5110’u pek bilmez ama beri ta o zamandan sıkı bir Nokia kullanıcısıyım
Lafı uzatmadan mevzuya gireyim. Sağ olsun Marjinal yetkilileri bize de test telefonu gönderdiler, görüşlerimizi almak üzere toplantılara davet ettiler.
Nokia ile ilk test sürecimiz donanım olarak değil yazılım olarak başladı. İlk olarak Nokia viNe yazılımını test ettik. Nokia Vine içerik olarak zengin medya uygulamaları ile anlamlı olan bir yazılım olduğu için çalıştığı donanım sayısı fazla değil. Bundan dolayı yazılımı N85 ile test ettim. Bu kadar klasik bir kullanıcı olan birinin eline N85 alması doğal olarak uzaya mı çıkıyoruz izlenimi uyandırıyor. Meğerse biz görmeyeli cep telefonu teknolojisi almış başını gitmiş. Şimdi bir kısım okuyucu “Eh be hocam sen de pek cahilmişsin” diyebilir. Evet, bu konuda biraz cahiliz ama bizim cahilliğimiz sadece tecrübe cahilliği. Elbette İphone’un neler yapıp yapamadığına, 3G ve Türkiye pazarına dair yarım saat nutuk çekecek kadar naçizane bir birikimimiz var
Nokia Vine uygulaması temel olarak bir yolculuk esnasında kayda alınan resim video gibi içerikleri güzergâh ile anlamlandırarak paylaşmanızı sağlıyor. Uygulamayı test ederken aklıma ister istemez edebiyatımızın büyüklerinden Evliya Çelebi geldi. Herhalde onun döneminde bu tarz bir teknoloji olsaydı Seyahatname bambaşka bir kitap olurdu. Bu açıdan Nokia Vine elektronik seyahatname uygulaması olarak da görülebilir. Nokia Vine resim, video gibi ilgi odağı olan içerikleri geliştirmenin yanında baş döndürücü bir değişimi işaret ediyor aslında. Cep telefonun yaygınlaşmaya başladığı yıllarda “nereye gitsen rahat yok” tartışmalarının bir kaç gömlek aşıldığını gösteriyor. Sanırım yakın gelecekte bir yerlere kaçmak, kaybolmak deyimlerini çok kullanan kişi kalmayacak. Çünkü teknoloji yavaş yavaş bunu mümkünler arasından kaldırıyor.
Bu felsefi girişten sonra bir uygulama olarak Nokia Vine’ı kullanışlı bulduğumu söyleyebilirim. Gözüme batan tek şey içeriğin internetle eklemlendiği noktalar ve paylaşılan içeriğin sunumu biraz daha iyi kurgulanabilir. Tabii cep telefonu, internet, gprs gibi bağlantı teknolojileri alanında memleketin ve dahi memleket operatörlerinin teknolojik altyapıları da ayrı bir tartışma konusu.
Teknolojinin gelişmesi ve akabinde yeni imkânlar ortaya koyması teknoloji eksenli servisleri de etkilemekte. Buradan hareketle artık mobil üzerine oynamanın vaktinin gelmiş ve yavaş yavaş da geçmekte olduğunu söyleyebiliriz. Burada girişimcilere âcizane bir tavsiye vermek istiyorum. İnternet piyasası artık oldukça çetin bir piyasa haline geldi. 2000′lerin başındaki piyasa boşluklarını yakalamak çok kolay değil. Mobil dünya ve mobil pazar girişimcilerin internet ortamındaki pazar ve proje sıkışıklıklarını aşmalarının anahtarı olabilir. Belki alışılagelmiş bir internet girişimi için harcanacak zaman ve enerjinin yarısı ile daha karlı mobil girişimlere imza atmak mümkün olabilir. Bu alanı mutlaka değerlendirmek lazım.
Vine, testinden sonra Nokia merkezinde test sonuçları hakkında konuşmak üzere Nokia Türkiye ekibi tarafından ağırlandık. Görüşmemiz son derece sıcak bir ortamda gerçekleşti. Nokia ve Marjinal’e blog yazarlarına göstermiş oldukları bu sıcak ve samimi tavır için teşekkür ediyorum. Nokia ile bu alandaki işbirliğimizi seve seve devam ettireceğiz.
———————————————————————————–
Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–
Benzer Yazılar:
Birkaç hafta önce üstümdeki tembelliği atmak için (işleyen demir pas tutmaz misali xD) Bildirgeç‘e IE 6′da Sıkça Karşılaşılan 6 CSS Hatası ve Düzeltme Yöntemleri ve IEs4Linux – Linux için Internet Explorer adında iki tane yazı yazdım. Yazdığım yazılar görebildiğiniz üzere kadim dostumuz (!) Internet Explorer 6 hakkında idi.
Bu yazıların her ikisinde de az da olsa yorumlar yazıldı ve yazıyı tutanlar da oldu.
Yazılarımdan birinde aşağıdaki şekilde birazcık alaycı olarak nitelenebilecek bir yorum yazıldığını gördüm. Bu yorumu görünce içimden “Lan kibrit, bu yazıda modern tarayıcılara alternatif bir tarayıcı tanıtmıyoruz. Sadece Linux kullanıcılarının web sayfalarını Internet Explorer 6′da herhangi bir emülator kullanmadan nasıl test edebileceklerine dair bir yöntem anlatıyoruz.” diye düşünüp Bildirgeç‘in yeni özelliği olan yorumlara puan verme özelliğini kullanarak -1 puanı bastım. Evet bunu yaptım! xD

Bir diğer yazımda da yazılan bir yorum üzerine “Aman sen de… B.kun içinde boncuk arıyorsun. Ha Internet Explorer 6 logosu ha Internet Explorer 7 logosu… Ne farkı var?” diye içimden beni düşündüren bir yorum gördüm. Yine -1 puanı bu yoruma bastım. Evet yine yaptım! xD

Sonra birden birşey aklıma geldi. Bildirgeç‘teki yorumlarda yer alan puan verme özelliği olmasaydı az önce her iki yorum hakkında içimden düşündüğüm karşı cevabı sanırım burada yazacaktım. Belki de yazacağım bu cevaplar gereksiz bir yorum olacaktı. Hatta daha sonra yine gereksiz bir sürü polemik ile karşılaşabilecektim. Bu da yorumları okuyanlar için ve benim için boşa vakit harcamaktan başka birşey olmayacaktı. Ne kadar saçma bir durum değil mi?
İşte bu durumdan sonra edindiğim ders oluşturduğumuz arayüzlerle kullanıcıların psikolojisini etkileyebileceğimiz, hatta onları yönlendirebileceğimiz oldu.
Sonuç olarak web tasarımında olsun, web uygulamalarında olsun veya geliştirilen programların arayüzlerinde olsun kendimizi kullanıcı yerine koyup, onun gibi düşünüp bu doğrultuda arayüzleri tasarlamamız gerekli olduğunu düşünüyorum.
Siz de bu tip bir durumla karşılaştıysanız çekinmeden yorumlarda yazabilirsiniz.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 05 Ekim 2008 13:19 tarihinde yazıldı. 5 yorum var.
Geçenlerde bir ziyaretçim bana iletişim formu aracılığıyla arşiv sayfasını nasıl yaptığımı sordu. Ben de ona bu sorunun cevabını blogumda bütün ziyaretçilerle paylaşmamın daha iyi olacağını düşündüğümü söyledim. Şimdi bu yazımda blogumdaki arşiv sayfasının nasıl yapılabileceğini anlatacağım.
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki burada bahsettiğim yöntem Dejan Cancarevic‘in kendi blogunda arşiv sayfasının yapımında izlediği yöntemi esas alıyor. Bu yöntem ile herhangi bir eklenti kullanmadan, Wordpress’in bizlere sunduğu imkanlar içinde arşiv sayfamızı oluşturabiliyoruz. Harika değil mi?
Daha önce muhakkak arşiv sayfama uğrayıp nasıl birşey olduğunu görmüşsünüzdür ama yine de arşiv sayfamızın nasıl göründüğünü aşağıda göstermek istiyorum:

Evet, yukarıda görebildiğiniz üzere üst kısımda bir arama kutusu bulunmakta. Bunun burada olmasının nedeni ziyaretçilerimizin arşivi taramak yerine hemen aklında olan bir terimi aramak isteyebilir (tembel ziyaretçileri de düşünmemiz lazım değil mi? xD). Alt kısımda da arşivimizdeki yazıların yazı/tarih biçiminde listelendiğini göreceksiniz. Gördüğünüz üzere arşivimizin yapısı gayet sade bir şekilde olacak.
Şimdi yukarıdaki yapıyı oluşturmak için anahtar niteliğinde üç kod parçamız bulunmakta.
Wordpress’de özel şablonlar oluşturup istedimiz sayfada kullanabileceğimizi biliyor muydunuz? Burada anlattığım arşiv sayfasını da özel şablon sayesinde oluşturacağız. Özel şablonu Wordpress’e tanıtmak çok kolay. Sadece aşağıdaki gibi bir kod parçasını kullanmanız yeterli oluyor.
1 2 3 4 5 |
<?php /* Template Name: Arşiv Sayfası */ ?> |
Arama kutusunu oluşturmak için de aşağıdaki kod parçasını kullanıyoruz. Buradaki yapıyı siz kendi blogunza özel olarak ayarlayabilirsiniz.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 |
<!--SEARCH--> <form action="<?php bloginfo('url'); ?>/" method="get"> <div> <label for="search_term">Arama Yapın:</label> <input type="text" id="search_term" name="s" /> </div> <div><button type="submit">Ara</button></div> </form> <!--/SEARCH--> |
Ve geldik en önemli kod parçamıza. Buradaki kod parçamız sayesinde bütün yazıları tarihe göre sıralayıp gösterebiliyoruz.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 |
<!--ARCHIVE LIST--> <h2>Yazılar</h2> <ul> <?php $myposts = get_posts('numberposts=-1&offset=0'); foreach($myposts as $post) : ?> <li><a href="<?php the_permalink(); ?>"><?php the_title(); ?><span><?php the_time('d F Y H:i') ?></span></a></li> <?php endforeach; ?> </ul> <!--/ARCHIVE LIST--> |
Bakın size burada bir ipucu vereyim. Eğer arşiv listenizde bir kategoriye ait yazıların gösterilmemesini istiyorsanız (mesela ben çalışmalarım kategorisi altındaki yazıları göstermiyorum çünkü o kategori altında çalışmalarım sayfasındaki öğeler mevcut ve arşivde bunlar görüntülenmemesi gerekiyor) aşağıdaki 4. satırda yer alan get_posts() adlı fonksiyondaki argümana &cat=-8‘ı ekleyebilirsiniz.
Buradaki 8 değerini sizin engellemek istediğiniz kategori ID numarası ile değiştirmeniz gerekiyor. ID’yi bulmak için Wordpress panelinizden Yönet>Kategoriler bölümüne girip burada hangi kategorinin ID numarasını öğrenmek istiyorsanız onun üzerine gelince tarayıcınızın altındaki durum çubuğunda bu numarayı görebiliyorsunuz (buradaki ekran görüntüsüne bakabilirsiniz). Bu arada birden çok kategoriyi engellemek için bu argümana birden fazla ID numarası girebiliyorsunuz. Yani &cat=-8,-10,-15 gibi kullanabilirsiniz.
Şimdi siz de bu kod parçalarını kullanarak arşiv sayfanızı oluşturup arsiv_sayfasi.php adıyla temanızın bulunduğu dizine kaydedin (mesela ben wp-content/themes/emerald/ klasörü altında bu dosyayı kaydettim).
Sonuç olarak ben kendi blogumun tema yapısını da dikkate alarak arsiv_sayfasi.php adlı dosyamı aşağıdaki kodları içerecek şekilde ile sunucuma kaydettim. Ama bütün işlemler bununla da bitmiyor. Okumaya devam edin.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 |
<?php /* Template Name: Arşiv Sayfası */ ?> <?php get_header(); ?> <!--CENTER--> <div id="center"> <!--CONTENT--> <div id="content"> <?php if (have_posts()) : ?> <?php while (have_posts()) : the_post(); ?> <!--ENTRY--> <div class="entry page"> <div class="entry_content"> <h1><a href="<?php the_permalink() ?>"><?php the_title(); ?></a></h1> <p>Aşağıdaki arama formunu kullanarak veya arşivden eski yazılarıma ulaşabilirsiniz.</p> <!--SEARCH--> <form action="<?php bloginfo('url'); ?>/" method="get"> <div> <label for="search_term">Arama Yapın:</label> <input type="text" id="search_term" name="s" /> </div> <div><button type="submit">Ara</button></div> </form> <!--/SEARCH--> <!--ARCHIVE LIST--> <h2>Yazılar</h2> <ul> <?php $myposts = get_posts('numberposts=-1&offset=0'); foreach($myposts as $post) : ?> <li><a href="<?php the_permalink(); ?>"><?php the_title(); ?><span><?php the_time('d F Y H:i') ?></span></a></li> <?php endforeach; ?> </ul> <!--/ARCHIVE LIST--> </div> </div> <!--/ENTRY--> <?php endwhile; ?> <?php endif; ?> </div> <!--/CONTENT--> <?php get_sidebar(); ?> <?php get_footer(); ?> |
Son olarak da Wordpress yönetim panelinizden Yaz>Sayfa bölümüne girip sayfanın başlığına “Arşiv” yazın ardından da aşağıdaki görüntüdeki gibi sayfa şablonu olarak Arşiv Sayfasını seçin. Ve tabii ki bu sayfayı yayımlıyoruz.

İşte bu kadar! Eğer herşeyi doğru yapmışsanız blogunuzun adresinin sonuna /arsiv/ yazarak arşiv sayfanıza erişebilirsiniz (Örneğin: fatihturan.com/arsiv/).
Eğer herhangi bir sorunla karşılaşırsanız bunu çekinmeden burada yorum yazarak belirtebilirsiniz.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 28 Eylül 2008 19:05 tarihinde yazıldı. 15 yorum var.
Fatih Turan ile yaptığımız röportajdan sonra sık sık sohbet eder olduk. Kendisi bir süredir blogunda yeni paylaşım yayımlamıyordu.
Birgün bana tekrar paylaşımlarda bulunmak istediğini söyleyince bende bir atraksiyon yapalım dedim ona ve misafir paylaşımcı olarak birbirimizin bloglarında bu açılışı duyurmak, kutlamak amacı ile birer paylaşımda bulunmaya ve aynı anda yayınlamaya karar verdik.
Fatih Turan, Wordpress İçin SEO İpuçları adlı paylaşımda bulundu.
Bu paylaşımda sizlere JQuery kullanarak çok basit bir şekilde oluşturabileceğimiz, şık bir teknikden bahsedeceğim. Şık bir teknikten kastımı bizzat kendi gözlerinizle görmek için şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.
JQuery ile çalışacaksak en öncelikle yapmamız gerekenler, JQuery web sitesinden, JQuery adlı JavaScript kütüphanesinin en son sürümünü indirmek (ben birde dosyanın ismini JQuery olarak değiştiriyorum, daha kısa oluyor) ve
1 |
<script type="text/javascript" src="jquery.js"></script> |
kodunu HTML dökümanımızın head bloğu arasında kullanarak HTML dökümanımıza
jQuery.js dosyasının yolunu göstermek.
Ayrıca örneğimizde CSS ve JQuery kodları geliştireceğimiz için ve hazır head
kod bloğunun içindeyken atacağımız en mantıklı adım
1 2 3 |
<script type="text/javascript"> </script> |
ile
1 2 3 |
<style type="text/css"> * {margin:0; padding:0} </style> |
kod bloklarını açmak ve işimizi görecek bir sıfırlama tekniği kullanmak olacak.
Alternatif olarakda bu paylaşım için başlangıç niteliğinde hazırladığım şu
klasörü bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Yapmak istediğimiz şu, belirlediğim bir bağlantıya basılınca sayfanın üst kısmından x yükseklikte bir alanın, şık bir şekilde açılması.
Alan dediğimize göre bir div etiketine ihtiyacımız var.
1 |
<div id="acilacakAlan"></div>
|
İsterseniz birde div etiketimize yükseklik ve bir arkaplan rengi verelim.
1 |
#acilacakAlan {height:240px; background-color:#000} |
Sayfamızı açıcak olursak, sayfanın üst kısmında, 240px yüksekliğinde, siyah renkli bir alan göreceğiz.
O zaman sayfamıza birde tetikleyici niteliğinde bir bağlantı ekleyelim ve HTML kısmı ile işimiz bitsin.
1 |
<a href="#" id="gosterici">Göster</a> |
Burada href="#" tanımı önemli, çünkü href="" boş kaldığı zaman a etiketimiz bir bağlantı olarak görülmez ve basılır durumda olmaz, bu nedenle bir # işareti istediğimizi yapmak için yeterli.
JQuery’nin en sevdiğim yanı şu, JQuery geliştirmek için çok fazla bir JavaScript bilgisine sahip olmam gerekmiyor, ya da basit isteklerimi yapmak için sayfalarca kod yazmama gerek yok, önceden tanımlanmış fonksiyonları kullanabiliyorum.
Zaten JQuery’nin sloganı olan, Tasarımcılar için JavaScript, herşeyi anlatıyor.
JQuery kodu geliştireceğimiz zaman kullanmamız gereken bir kod var
1 2 3 |
$(document).ready(function() { }); |
Bu kodun türkçesi “döküman hazır olduğunda” demek, dolayısı ile şimdi bu kod bloğunun içine yazacağımız kodlar döküman hazır olduğunda çalışacak.
Bir defa öncelikle o div‘i gizlemeliyiz sayfa ilk açıldığında gizli olmalı. Yani şöyle birşey demem lazım, acilacakAlan.gizle yani acilacakAlan’ı seçip ona gizlenme komutunu vermem lazım.
$('#acilacakAlan') kodu ile ben o div etiketini seçiyorum ve bu kodun sonuna .hide(); kodunu ekleyerek div etiketine gizlenmesini söylüyorum.
1 2 3 |
$(document).ready(function() { $('#acilacakAlan').hide(); }); |
Sayfamızı açıcak olursak bomboş bir sayfa göreceğiz, güzel.
Bu noktadan sonra yapmak istediğimizi yeniden gözden geçirelim. Ben gosterici adlı bağlantıya tıklandığımda acilacakAlan’ın gözükmesini istiyorum.
O zaman önce gosterici’ye tıklandığı anı bilmem lazım.
1 |
$('#gosterici').click(); |
Yukarıdaki kod ile, gosterici bağlantısına tıklandığı bilgisi avcumun içinde, artık acilacakAlan‘ın gözükmesini sağlayacak fonksiyonu yazabilirim:
1 2 3 |
function() { $('#acilacakAlan').show; } |
İki kodu birleştirince
1 2 3 |
$('a#gosterici').click(function() { $('#acilacakAlan').show(); }); |
ortaya yukarıdaki kod çıkıyor, bir deneyelim bakalım ne olacak?
Evet bağlantıya basınca alanımız geliyor, ama bir sorun var şu anda alanımız direk açılıyor, hiç bir şıklık ya da güzellik yok.
Oysa ben yukarıdan aşağıya doğru şık bir şekilde açılmasını istiyorum, o zaman ben yanlış bir komut kullanıyorum, aşağıya(down) kaydırmak(slide) için slideDown komutunu deneyelim o zaman.
.show(); yerine .slideDown(); yazalım ve sayfamızı kontrol edelim.
Evet istediğim oldu, ve ayrıca ben
1 |
.slideDown('slow'); |
veya
1 |
.slideDown('fast'); |
değerlerini kullanarak ya da direk rakam girerek,
1 |
.slideDown(400); |
kayma hızını ayarlayabilirim, dikkat edin metinlerde ‘ kullanıyoruz ama rakamlarda kullanmıyoruz.
.slideDown(); kodunu .slideDown(400); ile değiştirerek kayma hızını 400′e ayarlıyorum.
Herşey çok güzel ama ufak bir sorun var, bu alanı açtıktan sonra birde kapatmamız lazım. İsterseniz en baştaki
1 |
$('#acilacakAlan').hide(); |
kodunun başına // koyarak onu yorum yapalım ve alanımız direk açık gelsin.
Şimdik alanımızı kapatmak istiyoruz ama yukarıya (up) doğru kayarak (slide) kapanmasını istiyoruz.
.slideDown(400); kodunu .slideUp(400); ile değiştirelim ve, evet, amacımıza ulaşıyoruz.
Ama şimdide şöyle bir durum var az evvel alanı aşağıya doğru kaydırarak açtık şimdi ise yukarıya doğru kaydırarak açtık ama ben aynı bağlantıya ilk defa basıldığında açılmasını tekrar basıldığında kapanmasını istiyorum. Bu işlem için iki ayrı bağlantı oluşturmak istemiyorum.
Arkadaşlar JQuery harika çünkü toggle adlı hazır bir fonksiyonu var ve bu fonksiyon tam istediğimizi yapmamızı sağlayacak. Gelin şu şekilde kodumuzu değiştirelim ve sayfamızı kontrol edelim.
1 |
.slideToggle(400); |
Harika değil mi? Toggle ilk basıldığında önündeki (slide) komutu gerçekleştiriyor ve diğer basışta, ilk yaptığının tam tersini yapıyor. Yani Aç Kapa şeklinde düşünebiliriz. Zaten Toggle kelimesinin türkçe karşılığı, iki konumlu düğme demekmiş.
Artık elimizde şık bir teknik var ve bu tekniği istediğimiz gibi süsleyebiliriz. Ben şu şekilde bir örnek geliştirdim (Arkadaşlar, örneğe sadece FireFox3′de baktım, diğer tarayıcılar için optimize etmedim), Fatih Turan ise, Sinemalardan adlı blogunda (şu anda kapalı olarak test ediliyor yakında açılacak) bu tekniği çok şık bir şekilde kullanmış, kısacası sınır sizin hayal gücünüz, çok efektif ve şık kullanımlar çıkartılabilir.
Umarım sizde ne kadar kolaymış bunu yapmak demişsinizdir, faydalı bir paylaşım oldu ise ne mutlu bana.
Bu yazı Web Deneyimleri adlı blogdan Volkan Görgülü tarafından konuk yazar olarak yazılmıştır.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 18 Eylül 2008 12:28 tarihinde yazıldı. 13 yorum var.
Image Replacement teknikleri arasında en popüleri sIFR‘dir. Her tarafta gördüğümüz ve bazı projelerde uyguladığımız bu teknikle kullandığımız işletim sistemindeki standart yazıtiplerine bağlı olmadan herhangi bir yazıtipini başlıklarımızda kullanabiliyoruz. Hem de daha düzgün bir Anti-Alias tekniği ile. Aşağıdaki görüntüde sonuca dair bir örnek görebilirsiniz. Veya sIFR 3′ün demosuna bakıp canlı olarak görmeniz de mümkün.

Bu yazımda size sIFR‘in temelde nasıl kullanılacağını değil, bu tekniği nasıl daha optimum bir şekilde kullanabiliriz buna değineceğim. Zaten etrafta yeterince kullanımı anlatan yazılar var. Mesela bunun için sevgili dostum Muhammet Sevim‘in yazdığı sIFR 3 Kullanım Kılavuzu adlı makaleyi okuyabilirsiniz. Ayrıca sIFR Tutorial: Use Your Own Fonts, This is How You Get sIFR to Work ve sIFR 3 Documentation & FAQ adlı makaleleri de okuyabilirsiniz.
Eğer sIFR ile daha önce hiç tanışmamışsanız mutlaka yukarıda bağlantılarını verdiğim yazılardan en azından birini okumanızı ve sIFR‘in kullanımına aşina olmanızı öneririm.
sIFR‘in yukarıdaki makalelerde anlatılan normal kullanımlarında HTML dosyamıza birçok dosya eklememiz gerektiğini söylüyorlar. Ben sIFR‘i projelerimde kullanırken böyle yapmıyorum. Genelde mümkün olduğunca az dosyayı HTML sayfamdan çağırıyorum.
Yani normal kullanımda HTML dosyanızda aşağıdaki CSS dosyalarını;
1 2 |
<link rel="stylesheet" href="sIFR-screen.css" type="text/css" media="screen"> <link rel="stylesheet" href="sIFR-print.css" type="text/css" media="print"> |
ve aşağıdaki dosyaları JS dosyalarını çağırmamız gerekiyor:
1 2 |
<script src="sifr.js" type="text/javascript"></script> <script src="sifr-config.js" type="text/javascript"></script> |
Toplamda 4 dosyayı çağırıyoruz. Sizce çok değil mi? Peki şimdi burada ben size sadece üstteki <script src="sifr.js" type="text/javascript"></script> dosyasını HTML sayfamıza ekleyerek sIFR‘i kullanabileceğimizi söylesem nasıl olur? İyi olur değil mi?
Böyle bir yöntem izleyince sunucuya daha az istek göndermiş ve ayrıca kullanımı daha da basitleştirmiş olacağız.
Neden daha az istek göndermemiz gerektiğini ise daha önce Siberkültür‘de Sitenizin Performansını Arttırın adlı yazıdaki aşağıdaki paragrafta gayet iyi bir şekilde açıklanmıştı:
Sayfanızda ne kadar çok öğe bulunuyorsa, sunucuya gidecek istek de o kadar fazlalaşacaktır. Sunucuya giden her istek ise milisaniyelerle talep/cevap paralelini uzatacaktır. Sayfanızdaki öğelerden kastım tabiki de CSS dosyaları, JavaScript dosyaları ve imaj gibi harici dosyalar.
Şimdi ilk olarak sifr.js dosyasını ve web sayfamız için diğer gerekli fonksiyonları taşıyan functions.js dosyasını aşağıdaki şekilde HTML sayfanıza ekleyin.
1 2 |
<script src="scripts/sifr.js" type="text/javascript"></script> <script src="scripts/functions.js" type="text/javascript"></script> |
Bakın ben yukarda bütün JS veya gerekli olabilecek küçük PHP betiklerini scripts adlı klasörde tutuyorum. Siz hangi klasörde bu dosyaları tutuyorsanız yukarıdaki kodu ona göre düzenlemeniz gerekir.
Az önce tek bir JS dosyası ile bu işi halledebileceğimizi söyledim. Evet bu doğru. Çünkü çoğu web sayfasında ufak tefekte olsa muhakkak JS kodları kullanıyoruz. Ben genelde yukarıdaki örnekteki gibi bu dosyamın ismini functions.js veriyor ve kodlarımı o dosya içinde tutuyorum.
Sonra functions.js dosyanızı açın, aşağıdaki örnek kodu yapıştırın ve tabi ki kendi kullanım ihtiyacınıza göre yeniden düzenleyin:
1 2 3 |
var agora_regular = {src: 'images/swf/agora_regular.swf' }; sIFR.activate(agora_regular); sIFR.replace(agora_regular, {selector: 'div#content h1, div#content h2', css: ['.sIFR-root { color: #3e3e3e; font-weight:bold; letter-spacing:-1 }'], wmode: 'transparent', tuneHeight: '-5'}); |
Yine burada ilk satırda Flash’da ürettiğim Agora Regular adlı yazıtipini barındıran agora_regular.swf dosyasını images/swf klasöründen çağırıyorum. Yine siz kendi gereksinimlerinize göre yuarıdaki kodu düzenleyebilirsiniz.
Son olarak varsayılan olarak kullandığınız CSS dosyanızı açıp aşağıdaki kodları dosyanızdaki uygun bir yere yapıştırın:
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 |
.sIFR-flash { visibility:visible !important; margin:0; padding:0 } .sIFR-unloading .sIFR-flash { visibility:hidden !important } .sIFR-replaced, .sIFR-ignore { visibility:visible !important } .sIFR-alternate { position:absolute; left:0; top:0; width:0; height:0; display:block; overflow:hidden } .sIFR-replaced div.sIFR-fixfocus { margin:0pt; padding:0pt; overflow:auto; letter-spacing:0px; float:none } @media print { .sIFR-flash { display:none !important; height:0; width:0; position: absolute; overflow:hidden; } .sIFR-alternate { visibility:visible !important; display:block !important; position:static !important; left:auto !important; top:auto !important; width:auto !important; height:auto !important } } .sIFR-active div#content h1 { visibility:hidden; font-size:30px; line-height:1em } |
Yukarıdaki kodda 1. satırdan 5. satıra kadar sIFR için gerekli CSS kodlarını (yani standart kurulumdaki sifr-screen.css dosyasındaki gerekli satırları), 7. satırdan 10. satıra kadar normalde sifr-print.css adlı sIFR için gerekli dosyadaki kodları ve 12. satırda da sIFR tekniği uyguladığımız başlığın boyutunu belirliyoruz.
Yukarıda @media print kodu sayesinde gereksiz yere sifr-print.css dosyasını HTML sayfamıza gömmekten kurtardık. Ama burada dikkat etmemiz gereken birşey var. Yukarıdaki kodu eklediğiniz ana CSS dosyasını (ben genelde screen.css olarak adlandırırım) HTML dosyasına gömerken <link href="styles/screen.css" rel="stylesheet" type="text/css" media=”screen” /> şeklinde media="screen" özelliğini kullanarak verirseniz az önce bahsettiğim @media print arasındaki kodlar çalışmayacaktır. Çünkü bu CSS dosyasını tanımlarken sadece ekran için çalışmasını söylediniz.
Dolayısıyla web sayfanızı yazdırırken sIFR‘in ürettiği .SWF dosyaları yüzünden kimi boşluklar veya birtakım gariplikler görebilirsiniz.
Kısacası HTML sayfamıza ana stil sayfamızı çağırırken media="screen" özelliğini kullanmamamız gerekir.
Ayrıca eğer hali hazırda yazıcı için bir CSS dosyası kullanıyorsanız yukarıdaki örnekte yer alan @media print {} arasındaki kodları o dosya içine de atabilirsiniz.
Sonuç olarak web sayfalarımızı kodlarken mümkün olduğunca az dosya kullanmamız iyi olacaktır. Gerektiğinde bu yazımda anlattığım tarzda bir değişiklik yapmamız da optimizasyon adına iyi olacaktır.
Bu yazı Fatih Turan tarafından 19 Eylül 2008 23:52 tarihinde yazıldı. 13 yorum var.