Yorumlar kapalı

Blogger arkadaşlar rahatsızmış…

Tarih: Pazar, Nisan 26, 2009 Kategori: Makaleler, Teknoloji

Açıkcası bu yazıyı yazmamın sebebi ortaya çıkan tartışmalardan rahatsız olmamdır.  Bunu ilk başta belirtmek isterim.   Ne istediğimizi aslında bilmiyoruz.   Ortaya çıkan tartışmaların en başında bu geliyor.   Öncelikle şu kavramı kafamıza sokmamız lazım.

Blogger kimdir ?

Hemen hemen herkes ben bloggerim diyebilir.  Hiç kimsenin kalkıpta “Sen blogger değilsin” demeye hakkının olmadığını düşünmekteyim.  Çünkü bloggerlik için bir kavram yok , bir sınırlama yada kriterler antlaşmasıda yazılmamış.  Bloggerlik kavramı son yıllarda ortaya çıkan kimine göre şöyle kimine göre böyle diye sağa sola çekilen bir nitelik.

Nitelik diyorum çünkü insanlar artık “Ben bloggerim” demeye başladı.   Öncelikle kendi düşüncelerimle blogger kavramına azıcık da olsa  değinmek isterim.

Bloggerliği çok geniş bir kavram içerisine soktuğumu görmüşsünüzdür.  Çünkü bunun bir kriteri yok. Blogger olmak için sadece yazmak yeterli.  Diğer ülkelere baktığımızda özelliklede Amerika gibi yerlerde bloggerlik bu tip kavramlardan çıkmış hatta bir iş olmaya bile başlamış. Fakat ülkemizde yeni ve daha ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız bir kavram.  Bu kadar yeni olmasının eski bloggerleri bir kenara attığımızı da göstermez.  Yıllardır blog yazan arkadaşlarımız var belki  10 larca değil. Fakat Onlar blogger olarak  yıllardan beri yazıyor, ne duruşları değişti nede kavramları.  Aslında blogger kavramını belirli nitelikler arasına sokacaksak bunu o arkadaşlara sormamız gerekiyor.

Gelelim blogger arkadaşlarımızın rahatsızlığına…

Son zamanlarda markaların blogların üstüne düşmeye başladığını gördük hatta şahit olduk.  Şimdilerde öncü olan birkaç marka sayesinde blogger arkadaşlar yavaş yavaş ön planlara doğru çıktılar.  Bunun yanında medya… Tabiki sadece markalar değil,  medya sayesinde de blogger arkadaşları tanıma fırsatları doğdu.  Şimdilerde ise gerek görsel gereksede yazılı medya bloggerler hakkında haber yapıyor yazı yazıyor hatta sosyal platformlara davet ediyorlar.

Aslında hem medya hemde markalar için bloggerler bununmaz bir nimet…

Neden mi ? Çünkü markaların reklama ihtiyaçları var. En uygun maliyetle en fazla kişiye ulaşabilmeleri için bloggerler biçilmiş kaftan. Şöyle bir düşünün…

Markanız için 10 tane blogger ayarladınız herbirinin minimum 100bin kişiye hitap ediyor. Toplamda 1miyon insana çok hızlı ve net bir şekilde reklamınızı yapabiliyorsunuz. Peki bunu Gazete yada TV ile yapmaya kalksaydınız ? Kaç kişi o yazıyla ilgilenecekti ? Yada kaç kişi o ilana bakacaktı ? Maliyeti ne olacaktı ?

İşte asıl mesele burada…

Birde bloggerler tarafından bakalım. Bildiğim kadarıyla ülkemizde markaların reklamlarını yapmak için bizzat para alan blogger yok ? Yada en azından ben almıyorum :) Aslında bazı ülkelerde para alanları var biz henüz o aşamaya gelmedik :) Hediyeler alıyoruz, tatil yapıyoruz, ürünlere sahip oluyoruz tabi bunun yanında diğer bloggerlerle paslaşarak hitap kitlemizi artırıyoruz. Bu extra olarak kullanıcı sayısında artışı beraberinde reklam gelirlerini getiriyor. Tabi ego tatmini ve diğer iğreç şeylerden bahsetmiyorum :) Ayrı mesele…

Bu durumun iyi yanlarıda olabilir, kötü taraflarıda sayılabilir. Önemli olan şudur ki bir marka’nın iyi tarafınıda kötü tarafınıda bakmak gerektiği. Yani objektif bakabilmek. Peki kaç kişi bir markaya objektif bakabiliyor ki ?

Durum sadece objektif olmakla bitmiyor. Bunun yanında eleştiri yaparkende yıkıcı değil yapıcı olmayı gerektirir. Etik olanda budur zaten. Eğer bir yazınızda bir marka ile ilgili tanıtım yapıyorsak bunu objektif olarak yazıp varsa eleştirilerimiz yıkıcı değil yapıcı olmaya özen göstermeliyiz.

Düşünsenize büyük bir firmasınız ve böyle bir projeye adım attınız adamın bir tanesi blogunda vermiş veriştirmiş… “Ulen herife hediye verdik o kadar yedirdik içirdik adamın yaptığına bak” Demezler mi ? Aslında blogger arkadaşların buna takılmaması gerekir. Çünkü benim bildiğim blogger istediği gibi yazar. Yalnızca yazarken aklında şunu bulundurması gerekir.

Kötü eleştiri yapacaksa yıkıcı değil yapıcı…
İyi eleştiri yapacaksa yalakalık değil öneri…

Çünkü biz bloggerleri yüzbinlerce insan takip ediyor. Bunlardan birçoğuda yazılı ve görsel medyadan daha fazla bloggerlere inanıyor, güveniliyor. Eğer ki dozajı kaçırırsak sadece yazıyı yazanlar değil diğer bloggerlerde zarar görecektir.

Güven sadece sizin blogunuza değil tüm bloglara olan güvendir..!

Duruma birde okuyucu tarafından bakalım… Düşünün, birde kendinizi okuyucularınızın yerine koyun sadece yazıp çizip atacak değil. Okuyan ve inanan kesimden bakalım…

İnsanların güvenini kazanmak zordur. Güveni tek bir yazıyla kaybedebilirken 1000 tane yazıyla belki ancak sağlayabilirsiniz..!

Şimdi bakıyorumda millet orada burada tartışıyor. Birileride onları okuyor. Mesela Şöyle düşünün. Siz Türkiye’nin en büyük kullanıcı kitlesine sahip tvlerde program sunan veya tanınan bir şahsiyetsiniz. Kalkıpta X firmasının ürününü alıp göklere çıkarttınız sonra X firmasının rezil rüsva bir ürünü olduğunu gördünüz yinede eleştiri yapmadınız sonra ? Sonrasını söyleyeyim İNEK ŞABAN olursunuz..!

Hatırlarsanız rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Reklam yıldızı olmuştu o filmde uyduruk kıytırık markaların reklamını yapıyordu tabi akabinde sevilen bir insan olduğu için insanlar o markaları aldı kullandı sonra ellerinde patladı… Olan bizim İNEK ŞABAN’A oldu… Senaryo aynı durum aynı…

Yada durumu tersine çevirelim. Siz firmayı yerden yere vurdunuz fakat firma çok kaliteli ve düzgün bir iş yapıyor sonra ne olacak ? Okuyucularınızın gözünde o markanın alacağı durumu düşünsenize ? Hem adam sizi yedirecek gezdirecek yada hediyeler verecek sizde markasının karizmasını bir kalemde dağıtacaksınız… Ne insanlığa sığar nede ahlaka..!

Bloggerler söylediğim gibi son zamanlarda markalar tarafından keşfediliyor ve ortak işler yapılıyor. Önemli olan objektif olmak ve doğruyu yazmak…

Peki ben ne yapıyorum ? Hediye mi geldi gelsin alırım incelerim eğer ki eleştiri yapacaksam bunu ilk önce firmaya bidiririm. Firma hakkında yapıcı eleştiri yaparım. Baktım çok dandik bir ürün geri gönderirim. “Yok kardeşim ben bunu yazmam” Yada firmanı yalaksı olacağımı düşünürsem aman benden uzak dursun..!

Gerçi işin içine para girince insanların ne yapacağı belli olmuyor buda ayrı bir mesele…

Peki neden tartılşıyoruz ? İşte anlamadığım meselede burada ortada hiçbir kritere sahip olmayan bir nitelik yada sıfat olan bloggerlik kavramına kalkıpda bir kalıba yerleştirip sonrada yorumlamak açıkcası bana pek doğru gelmiyor.

Blogger istediğini yazar istediğini çizer.

Çizeceksek adam gibi eleştiri yapalım adamlara yapıcı eleştirilerde bulunalım. Eğer ki dozu fazlaysa markaya benden uzak dur kardeşim ürününü beğenmiyorum… Yada öveceksem adam gibi iş beklerim bknz:Zemana ürününe güveniyorsa zaten markada rahattır bloggerde rahattır… Blogger ne yazacağını iyi bilir. Marka ise kimi seçeceğini ürünün kalitesiyle, bloggerin kalitesiyle belirler. Şurasıda bir kesinliktir ki Toshiba bana gelipte bizim X modeli ürünümüzü al sana hediye incele demez. Niye desin ki 100bin – 150bin kadar hit alan birisiyim hitap ettiğim kitle ortada… Haa yazım tarzımı beğeniyordur yorumlarımı seviyordur ayrı mesele istisnai bir durum…

Son olarak şunu söylemek isterim. Birbirimize’de objektif bakalım. Çizeceksek adam gibi yazacaksak yalanmadan…

NOT: Bu yazımı diğer blogger arkadaşlara paslamak isterim. İsteyen varsa buradan düzenleme yaparak mimleyebilirim.

Yeni Adobe Creative Suite 4

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Yeni Adobe Creative Suite 4 ailesi dün Adobe tarafından tanıtıldı. CS4 Design Premium, Web Premium, Production Premium ve Master Collection adı altında dört farklı paket sürümü ile geliyor. CS4 içinde yer alan programların yeni özellikler inanılmaz güzellikte. Gerçi ben hala Trial sürümleri indirip deneyemedim. En kısa zamanda indirip canlı olarak deneyeceğim ama bu yazımda CS4 ailesi içindeki bazı programların gözüme çarpan yeni özelliklerine değineceğim.

Adobe Photoshop

CS ailesinin amiral gemisi sayılabilecek Photoshop bir önceki CS sürümündeki gibi Photoshop ve Photoshop Extended adı altında iki ayrı versiyon ile satılmakta. Her iki sürüm arasındaki farklılıkları buradaki sayfadan öğrenebilirsiniz. Fakat ben burada Photoshop Extended’daki özelliklerden bahsedeceğim (nasılsa diğer sürümdeki özellikleri kapsıyor değil mi?).

Adobe hemen hemen her sürümde Photoshop’un arabiriminde mutlaka bir değişikliğe gidiyordu. Anlaşılan bu sürümde de bu huyundan vazgeçmemiş görünüyor ve Photoshop CS4′u yenilenmiş arabirim ile bizlere sunuyor. Açıkcası Photoshop’u -az önce de dediğim gibi- kurup inceleyemediğimden dolayı tam bir yorum yapamayacağım ama görebildiğim kadarıyla yeni arabirim gayet iyi. Arabirimde ilk dikkatimi çeken üst kısımdaki sekmeler oldu. Daha önceden dökümanlar arasında kaybolup duruyorduk. Sekmeler sayesinde bu sorun ile artık daha az karşılaşacağız gibime geliyor. Bu arada bu sekme özelliği sanırım diğer programlarda da mevcut.

Açıkcası Photoshop’un en çok ilgimi çeken Akıcı Tuval Yönü denen yeniliği oldu. Bu yenilik sayesinde tuvalimizde birtakım değişiklikler meydana geldi. Mesela önceki sürümlerde tuvalimize sadece %1600 boyutunda yakınlaştırma yapabiliyorduk. Oysa tanıtım videosundan gördüğüm kadarıyla tuvaldeki görselin piksellerine kadar yakınlaştırma yapabiliyoruz. Diğer yandan Rotate View Tool ile tuvalimizi 360 derece açıyla döndürebiliyoruz ki bu da çok ilginç bir özellik.

Bir diğer yeni özellik olan İçerik Bilinçli Ölçekleme ile Photoshop’ta görselleri yeniden boyutlandırırken içeriğin de boyuta göre yeniden şekilleniyor. Bunun pratikte işe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ama yararlı bir özellik gibi görünüyor. Herneyse ilerleyen günlerde deneyip göreceğiz.

Sık sık fotoğraflarla uğraşan kullanıcıların beğeneceğini düşündüğüm yeni Ayarlamalar Paneli sayesinde önceki sürümlerde birçok menü altında kaybolup levels, curves, brightness&contrast vs. ayarlamak artık tarih oldu. Adjustment adlı panel sayesinde bütün bu ayarlamaları menüler altında kaybolmadan kolayca yapabileceğiz artık.

Bir de bu Photoshop CS4′ün çıkmadan önce bir yerde Photoshop’un bilgisayarımızın GPU’sunu kullanacağını okumuştum. Ama nedense Adobe’nin yayınladığı özellik listesinde bu ibareye rastlayamadım. Photoshop’un yeni ve geliştirilmiş bütün özelliklerini bu sayfadan okuyabilirsiniz.

Adobe Illustrator

Adobe Illustrator vektör tabanlı programlar arasında -bana göre- kullanıcıya en iyi imkanları verebilen vektör çizim programıdır. Ben de vektörel çalışmalarımı (bazılarını çalışmalarım sayfasında bulabilirsiniz) Illustrator ile yapıyorum. Bunun birçok nedeni var ama en önemlisi sanırım Photoshop’a benzer arabirimi sayesinde kolay kullanımı ve dolayısıyla da kolay öğrenilebilir bir yapıya sahip olmasıdır.

Yeni Illustrator’de gradientlerde (Türkçesi ile degrade) büyük değişiklikler oldu. Artık oluşturduğumuz gradiantlardaki renk duraklarında şeffaflık belirleyebileceğiz. Bundan önce böyle bir özellik yer almıyordu Illustrator’de. Açıkcası bu durumu ben de önceden Illustrator’de çalışırken farketmiştim ve biraz da canımı sıkıyordu. :) Kısacası artık bu sorun yok ve gradientlerimize şeffaflık verebiliyoruz.

Yine Illustrator’de gradientlerin açı, konum ve boyutunu çalışılan nesne üstünde kolayca ayarlayabileceğimiz yeni bir özellik gelmiş. Daha önce Gradient paletinde kırk takla atarak çeşitli manevralarla yaptığımız değişiklikleri artık daha kolay yapabileceğiz. :)

Burada yazamadığım daha birçok yenilik Illustrator’de yer almakta. Yanlız Adobe’nin hala Illustrator’e çoklu sayfa özelliğini koymamasını biraz garipsedim. Keşke InDesign’daki o güzel özellik Illustrator’de de  olsaydı. Ama yine de Hot Door‘un Illustrator için geliştirdiği Multipage eklentisi sayesinde bu özelliği Illustrator’e katabiliyorsunuz.

Adobe Fireworks

Fireworks’de de diğer Adobe ürünlerinde olduğu gibi yeni özellikler geldi. Bir önceki Fireworks CS3 sürümündeki arabirimde eski Macromedia’nın arayüz tarzı ağır basıyordu. Bu sürümde nihayet Fireworks’un arabirimi tamamen yenilenerek Fireworks’un arabirimine Adobe’nin bakış açısı hakim oldu.

Fireworks’le pek çalışmadığım için bir önceki sürümde tasarımı otomatik HTML’ye dönüştürürken tam bir CSS desteği verip vermediğini veriyorsa ne denli verimli çalışıyor bunu bilmiyorum. Ama bu sürümde Adobe’nin iddia ettiğine göre web tasarımınızı tek adımda CSS tabanlı HTML dosyalarına dönüştürmeniz mümkünmüş. Gerçi hiçbir zaman bu tip yöntemleri tasvip etmiyorum (bunun XHTML KITCHEN‘da çalışmam ile alakası yok arkadaşlar :) ). Elle yazılan kod her zaman otomatik oluşturulan koddan daha iyidir. Herşey elinizin altında olur, kontrol sizin elinizdedir falan (daha birçok neden yazılabilir aslında :) )… Ama bu özellik sayesinde bu işten hiç anlamayan kullanıcılar için yararlı bir fonksiyon olmuş.

Yeni özellikler arasında tasarımınızı şifre korumalı olarak PDF dosya biçiminde dışarı aktarabiliyorsunuz. Hatta görüntüleme, baskı, kopyalama vs. gibi işlemler içinde ayrı olarak şifre belirleyebiliyorsunuz. Bu özelliğin diğer CS4 programlarında olup olmadığını bilmiyorum ama umarım vardır. :) Çok güzel bir özellik değil mi? Bence harika…

Adobe’nin bildirdiğine göre yeni Fireworks bir önceki sürüme göre daha performanslıymış. Bir önceki Fireworks’u ben de denerken kimi zaman bazı işlemlerde yavaşlığını farkediyordum. Bu da yararlı bir gelişme olmuş.

Fireworks’da bir önceki sürümün aksine metin motoru olarak Adobe’ninkini kullanıyormuş. Sanırım diğer Adobe programlarında olan anti-alias, paragraf ayarları seçenekleri gibi özellikleri artık Fireworks’da da kullanabileceğiz.

Kısacası Fireworks bu sürümle bayağı bir olgunlaşmış. Hatta kimi zaman Photoshop’u bırakıp Fireworks’a mı geçsem web tasarımlar için diye düşünmüyor değilim. :)

Adobe Dreamweaver

Dreamweaver’ı kullanmayalı bayağı oluyor. Bundan sonra da kullanmayı açıkcası düşünmüyorum. Çünkü WYSIWYG tarzı editörlere hiç ihtiyaç duymuyorum. “Ben Kimim?” sayfasında da yazdığım üzere çoğu işlerimde E Text Editor adlı programı kullanıyorum. Yine de Dreamweaver’da ilgimi çeken birkaç yenilik oldu. Bunlardan bahsetmem yararlı olacak.

Bundan önce bir sürü basit editörler de bile yer alan Subversion özelliği (geçenlerde bu konu hakkında Eren Emre bir yazı yazmıştı) nihayet Dreamweaver’a teşrif etmiş bulunmakta. :) Geç olsun güç olmasın diyerekten bu özelliğin önemli olduğunu belirtmekte fayda var.

Adobe, Dreamweaver’a Akıllı Nesneler adında yeni bir özellik eklemiş. Bu özellik sayesinde herhangi bir PSD belgesini Dreamweaver’daki çalışmanıza sürükleyerek bağlayabiliyorsunuz. Daha sonra bu bağladığınız belgeyi Photoshop’dan düzenlediğinizde Dreamweaver’a geçip hemen güncelleyebiliyorsunuz.

Bundan başka Dreamweaver’ın da arabirimi değişikliğe uğramış (biliyorum şaşırmadınız xD). Daha önce 3 adet olan görünüm kipleri arttırılmış ve 8′e çıkarılmış.

Adobe Flash

CS3 ailesi içinde belkide en çok yenilikle gelen program Flash’dır. Flash’daki yeni özellikler inanılmaz güzel görünüyor. Genel olarak görebildiğim kadarıyla bu sürümde animasyon konusunda bayağı gelişme sağlanmış.

Nesne Tabanlı Animasyon denen yeni Flash özelliği sayesinde Motion Tween tekniğiyle uyguladığınız animasyonları sahnedeki bir eğri yardımıyla kolayca gerçekleştirebiliyorsunuz. Bu yeni özellik gerçekten harika olmuş. Daha önceki sürümlerde bu tür olaylar tam eziyetti. :)

Öte yandan yine animasyon konusunda yarar sağlayacak Kemik Aracı adı altında yeni bir aracı bizlere bahşetti Adobe. :) Bu sayede daha önce 3D programlarda gördüğüm kemik editörü benzeri bir aracı Flash’da da görüyoruz.

Bir başka yeni özellik ile sahnemizdeki 2D nesneleri 3D çevirme ve döndürme araçları ile 3D animasyon yapabiliyoruz.

Yine ilgimi çeken güzel bir araç geldi Flash’a. Adı Spray Brush Tool olan bu araç ile herhangi bir sembolü sahnemize püskürtme şeklinde yerleştirebiliyoruz.

İzlenimlerim

Yeni Adobe Creative Suite 4 hakkında izlenimlerim genel olarak olumlu yönde. Şahsen yeni özelliklerden tatmin oldum diyebilirim. :) Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz bilmek istiyorum doğrusu. Yeni özellikleri beğendiniz mi? Beğenmediğiniz yönleri neler? Eğer siz de CS4 ailesi içinde yer alan programları deneyebildiyseniz veya yukarıdaki yazımdan okuduğunuz kadarıyla edindiğiniz izlenimleri burada yorum olarak yazabilirsiniz.


Bu yazı Fatih Turan tarafından 25 Eylül 2008 17:17 tarihinde yazıldı. 5 yorum var.

sIFR’i Optimum Şekilde Kullanın

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Image Replacement teknikleri arasında en popüleri sIFR‘dir. Her tarafta gördüğümüz ve bazı projelerde uyguladığımız bu teknikle kullandığımız işletim sistemindeki standart yazıtiplerine bağlı olmadan herhangi bir yazıtipini başlıklarımızda kullanabiliyoruz. Hem de daha düzgün bir Anti-Alias tekniği ile. Aşağıdaki görüntüde sonuca dair bir örnek görebilirsiniz. Veya sIFR 3′ün demosuna bakıp canlı olarak görmeniz de mümkün.

sIFR Kullanımı

Bu yazımda size sIFR‘in temelde nasıl kullanılacağını değil, bu tekniği nasıl daha optimum bir şekilde kullanabiliriz buna değineceğim. Zaten etrafta yeterince kullanımı anlatan yazılar var. Mesela bunun için sevgili dostum Muhammet Sevim‘in yazdığı sIFR 3 Kullanım Kılavuzu adlı makaleyi okuyabilirsiniz. Ayrıca sIFR Tutorial: Use Your Own Fonts, This is How You Get sIFR to Work ve sIFR 3 Documentation & FAQ adlı makaleleri de okuyabilirsiniz.

Eğer sIFR ile daha önce hiç tanışmamışsanız mutlaka yukarıda bağlantılarını verdiğim yazılardan en azından birini okumanızı ve sIFR‘in kullanımına aşina olmanızı öneririm.

sIFR‘in yukarıdaki makalelerde anlatılan normal kullanımlarında HTML dosyamıza birçok dosya eklememiz gerektiğini söylüyorlar. Ben sIFR‘i projelerimde kullanırken böyle yapmıyorum. Genelde mümkün olduğunca az dosyayı HTML sayfamdan çağırıyorum.

Yani normal kullanımda HTML dosyanızda aşağıdaki CSS dosyalarını;

1
2
<link rel="stylesheet" href="sIFR-screen.css" type="text/css" media="screen">
<link rel="stylesheet" href="sIFR-print.css" type="text/css" media="print">

ve aşağıdaki dosyaları JS dosyalarını çağırmamız gerekiyor:

1
2
<script src="sifr.js" type="text/javascript"></script>
<script src="sifr-config.js" type="text/javascript"></script>

Toplamda 4 dosyayı çağırıyoruz. Sizce çok değil mi? Peki şimdi burada ben size sadece üstteki <script src="sifr.js" type="text/javascript"></script> dosyasını HTML sayfamıza ekleyerek sIFR‘i kullanabileceğimizi söylesem nasıl olur? İyi olur değil mi? :)

Böyle bir yöntem izleyince sunucuya daha az istek göndermiş ve ayrıca kullanımı daha da basitleştirmiş olacağız.

Neden daha az istek göndermemiz gerektiğini ise daha önce Siberkültür‘de Sitenizin Performansını Arttırın adlı yazıdaki aşağıdaki paragrafta gayet iyi bir şekilde açıklanmıştı:

Sayfanızda ne kadar çok öğe bulunuyorsa, sunucuya gidecek istek de o kadar fazlalaşacaktır. Sunucuya giden her istek ise milisaniyelerle talep/cevap paralelini uzatacaktır. Sayfanızdaki öğelerden kastım tabiki de CSS dosyaları, JavaScript dosyaları ve imaj gibi harici dosyalar.

Hareket Vakti

Şimdi ilk olarak sifr.js dosyasını ve web sayfamız için diğer gerekli fonksiyonları taşıyan functions.js dosyasını aşağıdaki şekilde HTML sayfanıza ekleyin.

1
2
<script src="scripts/sifr.js" type="text/javascript"></script>
<script src="scripts/functions.js" type="text/javascript"></script>

Bakın ben yukarda bütün JS veya gerekli olabilecek küçük PHP betiklerini scripts adlı klasörde tutuyorum. Siz hangi klasörde bu dosyaları tutuyorsanız yukarıdaki kodu ona göre düzenlemeniz gerekir.

Az önce tek bir JS dosyası ile bu işi halledebileceğimizi söyledim. Evet bu doğru. Çünkü çoğu web sayfasında ufak tefekte olsa muhakkak JS kodları kullanıyoruz. Ben genelde yukarıdaki örnekteki gibi bu dosyamın ismini functions.js veriyor ve kodlarımı o dosya içinde tutuyorum.

Sonra functions.js dosyanızı açın, aşağıdaki örnek kodu yapıştırın ve tabi ki kendi kullanım ihtiyacınıza göre yeniden düzenleyin:

1
2
3
var agora_regular = {src: 'images/swf/agora_regular.swf' };
sIFR.activate(agora_regular);
sIFR.replace(agora_regular, {selector: 'div#content h1, div#content h2', css: ['.sIFR-root { color: #3e3e3e; font-weight:bold; letter-spacing:-1 }'], wmode: 'transparent', tuneHeight: '-5'});

Yine burada ilk satırda Flash’da ürettiğim Agora Regular adlı yazıtipini barındıran agora_regular.swf dosyasını images/swf klasöründen çağırıyorum. Yine siz kendi gereksinimlerinize göre yuarıdaki kodu düzenleyebilirsiniz.

Son olarak varsayılan olarak kullandığınız CSS dosyanızı açıp aşağıdaki kodları dosyanızdaki uygun bir yere yapıştırın:

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
.sIFR-flash { visibility:visible !important; margin:0; padding:0 }
.sIFR-unloading .sIFR-flash { visibility:hidden !important }
.sIFR-replaced, .sIFR-ignore { visibility:visible !important }
.sIFR-alternate { position:absolute; left:0; top:0; width:0; height:0; display:block; overflow:hidden }
.sIFR-replaced div.sIFR-fixfocus { margin:0pt; padding:0pt; overflow:auto; letter-spacing:0px; float:none }
 
@media print {
 .sIFR-flash { display:none !important; height:0; width:0; position: absolute; overflow:hidden; }
 .sIFR-alternate { visibility:visible !important; display:block !important; position:static !important; left:auto !important; top:auto !important; width:auto !important; height:auto !important }
}
 
.sIFR-active div#content h1 { visibility:hidden; font-size:30px; line-height:1em }

Yukarıdaki kodda 1. satırdan 5. satıra kadar sIFR için gerekli CSS kodlarını (yani standart kurulumdaki sifr-screen.css dosyasındaki gerekli satırları), 7. satırdan 10. satıra kadar normalde sifr-print.css adlı sIFR için gerekli dosyadaki kodları ve 12. satırda da sIFR tekniği uyguladığımız başlığın boyutunu belirliyoruz.

Yukarıda @media print kodu sayesinde gereksiz yere sifr-print.css dosyasını HTML sayfamıza gömmekten kurtardık. Ama burada dikkat etmemiz gereken birşey var. Yukarıdaki kodu eklediğiniz ana CSS dosyasını (ben genelde screen.css olarak adlandırırım) HTML dosyasına gömerken <link href="styles/screen.css" rel="stylesheet" type="text/css" media=”screen” /> şeklinde media="screen" özelliğini kullanarak verirseniz az önce bahsettiğim @media print arasındaki kodlar çalışmayacaktır. Çünkü bu CSS dosyasını tanımlarken sadece ekran için çalışmasını söylediniz.

Dolayısıyla web sayfanızı yazdırırken sIFR‘in ürettiği .SWF dosyaları yüzünden kimi boşluklar veya birtakım gariplikler görebilirsiniz.

Kısacası HTML sayfamıza ana stil sayfamızı çağırırken media="screen" özelliğini kullanmamamız gerekir.

Ayrıca eğer hali hazırda yazıcı için bir CSS dosyası kullanıyorsanız yukarıdaki örnekte yer alan @media print {} arasındaki kodları o dosya içine de atabilirsiniz.

Sonuç olarak web sayfalarımızı kodlarken mümkün olduğunca az dosya kullanmamız iyi olacaktır. Gerektiğinde bu yazımda anlattığım tarzda bir değişiklik yapmamız da optimizasyon adına iyi olacaktır.


Bu yazı Fatih Turan tarafından 19 Eylül 2008 23:52 tarihinde yazıldı. 13 yorum var.

Merhaba Dünya! Yeniden…

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Herkese merhabalar. Uzun bir aradan sonra blogumu revizyondan geçirip sonunda yayına sokabildim. Nihayet! :) Aslında blogumu dün açmam gerekiyorken Wordpress’te Header By Sent adlı hata ile karşılaştım. Bir de bazı veritabanı sorunları da vardı. Bütün bunları aşmam tam iki günümü aldı! Nasıl zor geçti bu iki gün anlatamam. Tam anlamıyla öldüm öldüm dirildim diyebilirim. Herneyse… Sonunda buradayım ve bir “Merhaba Dünya!” yazısı yazabildim bloguma. :)

Az önce blogumu revizyondan geçirdiğimi söylemiştim. Evet blogumda birtakım yenilikler var. Artık benim hakkımda biraz daha ayrıntılı bilgi edinebilecek, tüm yazılarıma arşiv sayfasından erişebilecek, daha önce yapmış olduğum ticari ve serbest çalışmalarımı görebilecek ve yeni keşfettiğim Search Unleashed adlı arama eklentisi sayesinde daha gelişmiş aramalar yapabileceksiniz.

Ayrıca artık sağ tarafta görebileceğiniz üzere bloguma aylık 75$ karşılığı 125×125 boyutunda reklam verebiliyorsunuz. Eğer reklam vermek veya ödeme koşulları hakkında bilgi almak istiyorsanız benimle iletişime geçebilirsiniz.

Kullandığım temamda tasarım olarak da biraz değişiklik yaptım. Mesela artık yazı boyutları daha büyük. Bir önceki sürümde çok küçük olduğunu düşünüp böyle bir değişikliğe gittim. İyi de yaptığımı düşünüyorum. Herkesin gözleri küçük boyutlu yazıları okumaya elverişli olmayabilir. :) Sonra yorum kutularında birtakım ince detaylar ekledim. Bazı çapalarda (anchor) ufak bir kayma efekti ekledim (Opera’da biraz sorunlu ama olsun napalım :) ).

Diğer yandan nihayet bir isim verebildim bu temaya. Adı Emerald. Yani zümrüt… Unutmadan söylemem gerekir; Burada kullandığım Emerald adlı temayı bir süre sonra ücretsiz olarak dağıtacağım. Beni izlemeye devam edin. :)

Arkadaşlar yorum ve eleştirilerinize açığım. Aşağıdaki yorum kısmından yorum, eleştirilerinizi ve yakaladığınız hataları yazabilirsiniz.


Bu yazı Fatih Turan tarafından 18 Eylül 2008 01:18 tarihinde yazıldı. 11 yorum var.

En Sevdiğimiz Film Sahneleri

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Bu sıralar pek sık yazamaz oldum. Kusuruma bakmayın. Çünkü Açıköğretim sınavları geldi çattı ve ben de o sınav için çalışmak zorundayım. Bu yıl son sınıftayım. Artık biterse mezun oluyorum. Ve inşallah öyle de olacak. Herneyse… Asıl konuya gelecek olursak bu yazımda Süleyman Sönmez‘in başlattığı mim dalgasından aldığımız pasa cevap vereceğimi söylemeliyim.

Bu mimin konusunu başlıkdan muhakkak anlamışsınızdır ama ben yine de Süleyman Sönmez’in kendi anlatımıyla tekrar edeyim:

En sevdiğiniz filmden, sevdiğiniz sahneyi bulup ekliyorsunuz, fotoğraf olabilir, video olabilir. Elbette “fair use /centilmence kullanım” başlığıyla. İşi abartmadan uzun bir parça koymadan, telif haklarını çiğnemeden. (Mesela şarkıların bile 20 – 30 sn’si uluslararası anlaşmalarla tanıtım için çaldırılabiliyor.)

Benim Tercihim

Çağan Irmak‘ın yönettiği Babam ve Oğlum adlı film gerçekten harikaydı. Ben sinemada çok severek izlemiştim. Bence bu filmin en etkileyic sahnesi aşağıdakiydi. Çetin Tekindor‘un o ağıtındaki sesi ne kadar etkileyici… İzleyin:

Başka, Başka?

Umudunu Kaybetme‘deki baba ve oğulun imkansızlıklardan dolayı şehirdeki bir tuvalette kaldıkları sahne etkileyiciydi. Will Smith ve küçük partneri bu filmde gerçekten iyi iş çıkarmışlar. :)

Sonra, Kanlı Elmas adlı filmde çocukların eline tutuşturulan silahlarla bir köyü basması bu filmin en etkileyici sahnesiydi. Bu tür olaylar gerçek hayatta da Afrika’da oluyor mu bilemiyorum ama eğer oluyorsa çok vahim bir durum olduğu gerçek.

Aslında aklımdaki sahnelerin video ve fotoğraflarını bulabilsem daha güzel olacakdı ama sadece Babam ve Oğlum filmindeki sahnenin videosunu Youtube‘da bulabildim. Diğerlerini bulamadım.

Gitsin Paslar, Gelsin Mimler :)

Bu yazımın sonunda ben de bir kaç arkadaşıma pas atmak istiyorum: Muhammet Sevim, İsmail Altuntaş, Erhan Burhan, Eray Endeş.

Sınavdan sonra görüşmek üzere… :)


Bu yazı Fatih Turan tarafından 02 Nisan 2008 17:23 tarihinde yazıldı. 4 yorum var.

Neden blog yazıyorum ?

Tarih: Pazar, Mart 29, 2009 Kategori: Hersey

Merhaba arkadaşlar Serkan Cura arkadaşım geçenlerde bir mim göndermişti. Mim konusunu neden blogluyorum olarak bildirmiş.  Açıkcası bir süredir bu sorunun cevabını yazmak istiyordum. Bu aralar biraz yoğun olduğumdan olsa gerek pek vakit ayıramadım.  Zaten düzenli okuyucularım fark etmiştir. Günde 1 veya  daha fazla yazı yazarken şimdilerde 3-4 günde bir yazmaya başladım.

Yoğunluğum iş yükümden ve bu aralar uğraştığım bir scriptten kaynaklanıyor.  Açıkcası birde yeni doğan kızımın faktörü yok değil :)   Gelelim konumuza…

Neden blog yazıyorum ?

Bu soruyu düşündüğüm zaman yıllar öncesi aklıma geliyor. İnternet müthiş bir hazine ve nasıl kullanacağımız hakkında araştırma yapıyordum. Açıkcası şunu gördüm ki ne kadar araştırırsam araştırayım internette bulduğum kaynakların büyük bir çoğunluğu ingilizce olduğu için sıkıntı çekiyordum. Tabi o zamanlar bu kadar çok Türkçe içerikli sayfa yoktu.

Sonra düşünmeye başladım neden yok ?  Bu soruyu kendime sorduktan sonra en azından kendi bilgi ve tecrübelerimi ortaya koyarak Türkçe bir kaynak olmak istedim.  Mesela şöyle bir örnek vereyim. Sokağınızda yerlerin çöp olduğunu düşünün her sokaktan geçen adam şuraya bak çok pis diyor.  Halbuki her geçen eline bir çöp alıp çöp kutusuna atsa o sokakta çöp kalmayacaktır.  Bende öyle yaptım elime bir çöp alıp şöp kutusuna attım.

Şimdilerde bakıyorumda evet gerçektende herkez bu işe bir el attı. Profesyoneller de olsun amatörlerde artık internette Türkçe kaynak bulabiliyorsunuz.  Bunun yanında ulusal birçok internet sayfasıda artık Türkçe destekli.

Beni blog yazmaya iten bir diğer unsurda içimdeki kişidir. İçimde öyle bir his var ki açıkcası karşı koyamıyorum.  Bunada bir örnekle yaklaşırsak ;  Mesela bilgisayarınız bozuldu ne yapıyorsunuz ? Bir bilgisayarcıya götürüyorsunuz ve onların yaptıklarıda format atmak.  1-2 saat içinde formatı basıp haydi tamamdır muhabbeti. Sadece bununla kalsa iyidir.

Açıkcası yıllardır bu mesleği yapıyorum ve işin içindeki çakallıkları ve çakalları gördükçe isyan edesim geliyor.  İşte bu isyan edişimin bir yansımasıda blog yazmaktır.  İnsanımız malesef ki bilgisayar konusunda biraz bilgisiz. Bende kendi tecrübelerimle bu konuda insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum.  Çok basit bir iki tuşla halledilebilecek birşey için insanların okumasını ve yararlanmasını istiyorum.  Kısacası paylaşmak… En azından bilgisayarınızı bir bilgisayarcıya götürmeden önce sorunu araştırmak ve çözüm bulabilmek.

Birşeyler başardığımıda görebilmekteyim. İnsanlar mail atıp yada internet sayfama yorum yazıp teşekkür ediyor.  İşlerini halledebiliyorlar.

Bu konu için çok teşekkür ederim. Dosyalarımı kurtarmama yardımcı oldu. Ayrıca çok güzel bir site. Başarılarınızın devamını dilerim.

teşekkür ederim arkadaşım vallah bana ilaç gibi geldi dosyalarımı kaybettim zannetmiştim gerçekten çok teşekkür ederim 2 aydır bunla uğraşıyordum

Kardeş inan bana bu öyle bi işime yaradı ki. Bilgisayara linux kurduktan sonra grub denetleyicisi yüzünden windows’a erişemedeim daha sonra

tekrar windows kurduğum da eski klasörlerime erişemedim. Sana çok teşekkür ederim. Umarım birgün benim de sana bi faydam dokunur….

Bunlar gibi yorumlar aldıkça içimdeki o istek bir nebze daha kabarıyor. Sanırım insanlara yardımcı olabilmek ruhumda var. Bunu başardığımı kısmende olsa görebiliyorum.

Gerek yorum gerek mail gereksede MSN gibi sistemler üzerinden insanlar istekte bulunuyor ve sorunlarını dile getiriyorlar.  Yardımcı olabilmek insanlara en azından birşeyler öğretebilmek bilgisayar konusunda birazda olsa insaları bilgilendirebilmek …

Sanırım blog yazmamda ki en büyük etkenlerden birisi budur.  Ayrıca sosyal bir ortam. Birçok insan bilgisayar başındakilere anti sosyal olarak baksada. Gerek blog toplantıları olsun gerekse de internet üzerindeki ortamlar olsun birazda sosyalleşebiliyorum bu sayede…

Peki siz neden blog yazıyorsunuz ? Bu soruyu beni takip eden tüm arkadaşlarıma göndermek isterim.

İlgilinizi çekebilecek diğer yazılar…