Yorumlar kapalı

Blogger arkadaşlar rahatsızmış…

Tarih: Pazar, Nisan 26, 2009 Kategori: Makaleler, Teknoloji

Açıkcası bu yazıyı yazmamın sebebi ortaya çıkan tartışmalardan rahatsız olmamdır.  Bunu ilk başta belirtmek isterim.   Ne istediğimizi aslında bilmiyoruz.   Ortaya çıkan tartışmaların en başında bu geliyor.   Öncelikle şu kavramı kafamıza sokmamız lazım.

Blogger kimdir ?

Hemen hemen herkes ben bloggerim diyebilir.  Hiç kimsenin kalkıpta “Sen blogger değilsin” demeye hakkının olmadığını düşünmekteyim.  Çünkü bloggerlik için bir kavram yok , bir sınırlama yada kriterler antlaşmasıda yazılmamış.  Bloggerlik kavramı son yıllarda ortaya çıkan kimine göre şöyle kimine göre böyle diye sağa sola çekilen bir nitelik.

Nitelik diyorum çünkü insanlar artık “Ben bloggerim” demeye başladı.   Öncelikle kendi düşüncelerimle blogger kavramına azıcık da olsa  değinmek isterim.

Bloggerliği çok geniş bir kavram içerisine soktuğumu görmüşsünüzdür.  Çünkü bunun bir kriteri yok. Blogger olmak için sadece yazmak yeterli.  Diğer ülkelere baktığımızda özelliklede Amerika gibi yerlerde bloggerlik bu tip kavramlardan çıkmış hatta bir iş olmaya bile başlamış. Fakat ülkemizde yeni ve daha ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız bir kavram.  Bu kadar yeni olmasının eski bloggerleri bir kenara attığımızı da göstermez.  Yıllardır blog yazan arkadaşlarımız var belki  10 larca değil. Fakat Onlar blogger olarak  yıllardan beri yazıyor, ne duruşları değişti nede kavramları.  Aslında blogger kavramını belirli nitelikler arasına sokacaksak bunu o arkadaşlara sormamız gerekiyor.

Gelelim blogger arkadaşlarımızın rahatsızlığına…

Son zamanlarda markaların blogların üstüne düşmeye başladığını gördük hatta şahit olduk.  Şimdilerde öncü olan birkaç marka sayesinde blogger arkadaşlar yavaş yavaş ön planlara doğru çıktılar.  Bunun yanında medya… Tabiki sadece markalar değil,  medya sayesinde de blogger arkadaşları tanıma fırsatları doğdu.  Şimdilerde ise gerek görsel gereksede yazılı medya bloggerler hakkında haber yapıyor yazı yazıyor hatta sosyal platformlara davet ediyorlar.

Aslında hem medya hemde markalar için bloggerler bununmaz bir nimet…

Neden mi ? Çünkü markaların reklama ihtiyaçları var. En uygun maliyetle en fazla kişiye ulaşabilmeleri için bloggerler biçilmiş kaftan. Şöyle bir düşünün…

Markanız için 10 tane blogger ayarladınız herbirinin minimum 100bin kişiye hitap ediyor. Toplamda 1miyon insana çok hızlı ve net bir şekilde reklamınızı yapabiliyorsunuz. Peki bunu Gazete yada TV ile yapmaya kalksaydınız ? Kaç kişi o yazıyla ilgilenecekti ? Yada kaç kişi o ilana bakacaktı ? Maliyeti ne olacaktı ?

İşte asıl mesele burada…

Birde bloggerler tarafından bakalım. Bildiğim kadarıyla ülkemizde markaların reklamlarını yapmak için bizzat para alan blogger yok ? Yada en azından ben almıyorum :) Aslında bazı ülkelerde para alanları var biz henüz o aşamaya gelmedik :) Hediyeler alıyoruz, tatil yapıyoruz, ürünlere sahip oluyoruz tabi bunun yanında diğer bloggerlerle paslaşarak hitap kitlemizi artırıyoruz. Bu extra olarak kullanıcı sayısında artışı beraberinde reklam gelirlerini getiriyor. Tabi ego tatmini ve diğer iğreç şeylerden bahsetmiyorum :) Ayrı mesele…

Bu durumun iyi yanlarıda olabilir, kötü taraflarıda sayılabilir. Önemli olan şudur ki bir marka’nın iyi tarafınıda kötü tarafınıda bakmak gerektiği. Yani objektif bakabilmek. Peki kaç kişi bir markaya objektif bakabiliyor ki ?

Durum sadece objektif olmakla bitmiyor. Bunun yanında eleştiri yaparkende yıkıcı değil yapıcı olmayı gerektirir. Etik olanda budur zaten. Eğer bir yazınızda bir marka ile ilgili tanıtım yapıyorsak bunu objektif olarak yazıp varsa eleştirilerimiz yıkıcı değil yapıcı olmaya özen göstermeliyiz.

Düşünsenize büyük bir firmasınız ve böyle bir projeye adım attınız adamın bir tanesi blogunda vermiş veriştirmiş… “Ulen herife hediye verdik o kadar yedirdik içirdik adamın yaptığına bak” Demezler mi ? Aslında blogger arkadaşların buna takılmaması gerekir. Çünkü benim bildiğim blogger istediği gibi yazar. Yalnızca yazarken aklında şunu bulundurması gerekir.

Kötü eleştiri yapacaksa yıkıcı değil yapıcı…
İyi eleştiri yapacaksa yalakalık değil öneri…

Çünkü biz bloggerleri yüzbinlerce insan takip ediyor. Bunlardan birçoğuda yazılı ve görsel medyadan daha fazla bloggerlere inanıyor, güveniliyor. Eğer ki dozajı kaçırırsak sadece yazıyı yazanlar değil diğer bloggerlerde zarar görecektir.

Güven sadece sizin blogunuza değil tüm bloglara olan güvendir..!

Duruma birde okuyucu tarafından bakalım… Düşünün, birde kendinizi okuyucularınızın yerine koyun sadece yazıp çizip atacak değil. Okuyan ve inanan kesimden bakalım…

İnsanların güvenini kazanmak zordur. Güveni tek bir yazıyla kaybedebilirken 1000 tane yazıyla belki ancak sağlayabilirsiniz..!

Şimdi bakıyorumda millet orada burada tartışıyor. Birileride onları okuyor. Mesela Şöyle düşünün. Siz Türkiye’nin en büyük kullanıcı kitlesine sahip tvlerde program sunan veya tanınan bir şahsiyetsiniz. Kalkıpta X firmasının ürününü alıp göklere çıkarttınız sonra X firmasının rezil rüsva bir ürünü olduğunu gördünüz yinede eleştiri yapmadınız sonra ? Sonrasını söyleyeyim İNEK ŞABAN olursunuz..!

Hatırlarsanız rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Reklam yıldızı olmuştu o filmde uyduruk kıytırık markaların reklamını yapıyordu tabi akabinde sevilen bir insan olduğu için insanlar o markaları aldı kullandı sonra ellerinde patladı… Olan bizim İNEK ŞABAN’A oldu… Senaryo aynı durum aynı…

Yada durumu tersine çevirelim. Siz firmayı yerden yere vurdunuz fakat firma çok kaliteli ve düzgün bir iş yapıyor sonra ne olacak ? Okuyucularınızın gözünde o markanın alacağı durumu düşünsenize ? Hem adam sizi yedirecek gezdirecek yada hediyeler verecek sizde markasının karizmasını bir kalemde dağıtacaksınız… Ne insanlığa sığar nede ahlaka..!

Bloggerler söylediğim gibi son zamanlarda markalar tarafından keşfediliyor ve ortak işler yapılıyor. Önemli olan objektif olmak ve doğruyu yazmak…

Peki ben ne yapıyorum ? Hediye mi geldi gelsin alırım incelerim eğer ki eleştiri yapacaksam bunu ilk önce firmaya bidiririm. Firma hakkında yapıcı eleştiri yaparım. Baktım çok dandik bir ürün geri gönderirim. “Yok kardeşim ben bunu yazmam” Yada firmanı yalaksı olacağımı düşünürsem aman benden uzak dursun..!

Gerçi işin içine para girince insanların ne yapacağı belli olmuyor buda ayrı bir mesele…

Peki neden tartılşıyoruz ? İşte anlamadığım meselede burada ortada hiçbir kritere sahip olmayan bir nitelik yada sıfat olan bloggerlik kavramına kalkıpda bir kalıba yerleştirip sonrada yorumlamak açıkcası bana pek doğru gelmiyor.

Blogger istediğini yazar istediğini çizer.

Çizeceksek adam gibi eleştiri yapalım adamlara yapıcı eleştirilerde bulunalım. Eğer ki dozu fazlaysa markaya benden uzak dur kardeşim ürününü beğenmiyorum… Yada öveceksem adam gibi iş beklerim bknz:Zemana ürününe güveniyorsa zaten markada rahattır bloggerde rahattır… Blogger ne yazacağını iyi bilir. Marka ise kimi seçeceğini ürünün kalitesiyle, bloggerin kalitesiyle belirler. Şurasıda bir kesinliktir ki Toshiba bana gelipte bizim X modeli ürünümüzü al sana hediye incele demez. Niye desin ki 100bin – 150bin kadar hit alan birisiyim hitap ettiğim kitle ortada… Haa yazım tarzımı beğeniyordur yorumlarımı seviyordur ayrı mesele istisnai bir durum…

Son olarak şunu söylemek isterim. Birbirimize’de objektif bakalım. Çizeceksek adam gibi yazacaksak yalanmadan…

NOT: Bu yazımı diğer blogger arkadaşlara paslamak isterim. İsteyen varsa buradan düzenleme yaparak mimleyebilirim.

Vahşi ama ibne değil

Tarih: Cumartesi, Nisan 18, 2009 Kategori: Bilgisayar

dostlukEsasında aşağıda gördüğünüz videoyu izleyince sevginin ve dostluğun tarifini burada yapmaya çalışmak boş beleş bir iş, ben akşam akşam canım sıkıldı yazayım birkaç satır diye bu videoyu kötü emellerime alet ederek kusmak istedim şuraya iki satır.

Aslan ve dostları

preview image


Bir önceki kusuşumda
salakça tespitlerimi okumuştun okur, benleşen, cinleşen ve çıkmazlarına aklımın erdiğince, kelimelerimin yettiğince.

Belli şeyleri yaşayan ve amiyane tabirle kaşarlaşan bu metropol evladı, acaba cenin de bir yaratığına ne gibi duygularla bakıyordur. Düşünün oradan çıkacak kıçına bir şamar ve ağlaya ağlaya merhaba diyecek atmosfere, sonra kaderi ile yola devam edecek evladı.

fiildir, eylemdir, dünyanın yapılmış ve yapılacak tüm atom bombalarından da güçlü bir şeydir . Sevginin büyüklüğü aslında canlının büyüklüğünden öte gelir ve canlının büyüklüğü de yaratıcısının büyüklüğünden, ve buradan sonra tek bir söz söylenemez. Allah’a ancak ve ile ulaşırsın, kulun Allaha ulaşmak için kullanacağı bir otoyoldur. imandır.

Peki neden sevmiyoruz bir birimizi? Neden bunca hengame ve şapşallık. Neden her şeyimiz maddesel, ve salakça. Şöyle düşünün ve bundan emin olun; maddesel yani insanlar tarafından yapılmış yaratılmış veya ona bağlı dünya üzerinde arzu ettiğiniz ne varsa, ona ulaştığınızda, sahip olduğunuzda bu hiç bir zaman size ona sahip olmak isteyişinizde harcadığınız vakit, güç, efor ve azminizi karşılayabilecek bir mutluluk vermeyecek. Bu salakça cümleyi kurabildiğime ben de inanamıyorum, bunu daha sonra açabilirim kafam çok dolu. Yani işin özü maddesel bir nesneye ve ona bağlı şeyler sizi asla ve asla tatmin etmeyecek, fakat ki o maddede asla olmayan bir şey(kafadan kontak, psikopatsanız her şey mümkün o ayrı), , işte sizin dünyanızı mutlulukla dolduracak şeydir.

İnsan ne için yaşar, hayat nedir vs. her beyni olan beşer bunu kendine sorar, buna benzer başka şeyler de var aslında o kadar da zor bir varlık değil, şöyle düşününce standart bir ın hayat çizgisinde ne gibi düşünsel evrelerden geçeceği bellidir bence. Ben bunları yazıp arşivime alırken aslında gayet mutluyum çok şükür, yani tamam o kadar da pislik bir dünya da değiliz abi, ama içimde böyle yazıp onu çok daha sonra okuyup -vay be amma yazmışım lan diye içimden geçirmek hoşuma gidiyor.

İşte bu noktada, doğa, tabiat ın yardımına koşar. Çünkü da bir doğa olmasına rağmen şerefsiz bir beyni vardır, adidir, ibnedir. Fakat böyle pislik bir beyne sahip olmayan tabiatın geri kalanı o temiz kalpleri ile insana doğru mesajları vererek zaten ın içinde olan ama ibnelikleri yüzünden körelmiş yanlarını su yüzüne çıkartır.

Ve hayvanlar, vahşi de olsa ibne değillerdir. da gördüğünüz dünya üzerinde Allah’ın yarattığı en vahşi hayvanlardan biri olan aslan sevginin, dostluğun nasıl bir şey olduğunu çatta dan gösterip adamın minakoyabiliyor. Bunu izleyip ağlayan arkadaşım() oldu.

Efendim yazıma burada son verirken, bana bu kalbi kadar temiz sayfayı her ay bilmem kaç dolar para bayılıp ayıran kendime teşekkür eder, siz okuyan ama çaktırmayan abilere, ablalara da selam ederim.

Başlık açıklaması: gayler ibne kelimesini üzerine alınmaz biliyorum o ibneler kendini biliyorlar.

Amin.

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , , , , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

Bir hikaye: En iyi buğday

Tarih: Çarşamba, Nisan 15, 2009 Kategori: Bilgisayar

bugdayHer yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu.

Çiftçi:
-"Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor" dedi.

Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda, "Neden olmasın?" dedi çiftçi.

-"Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor."

Siz şimdi bu hikayeyle ne anlatmak istiyorsun dersiniz. Sadece paylaşmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu sizlere vurgulamak istedim.Umarım beni anlamışsınızdır.Bir sonraki yazıma kadar hoşça kalın.

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

Uğur Özmen özür dilesin

Tarih: Cuma, Nisan 10, 2009 Kategori: Bilgisayar

ugur-ozmenArkadaşlar size konuyu elimden geldiği kadar basit yazmaya, anlatmaya çalışacağım.

Dün yazdığım bir yazı başlığı şu: Güzellik Yarışması için blog yazarı aranıyor. Öncelikle bu yazıya bakın ve oradaki e-posta adresine(murat.kahraman@ntv.com.tr) adresine yazınız güzellik yarışmasında olmak isterseniz.

Asıl konumuz ise benim bu yazıyı başka blogdan kopya ettiğimi yazan Uğur Özmen.

Peki neden? Neden üniversitede ders veren bir hoca bir ’ın bir yazısını bir yerden kopya ettiğini iddia etti? Yaşını başını almış bir hoca olan Uğur Özmen neden başka yazarlarına değilde .wolkanca.com yazarına böyle bir iftirada bulundu? Lütfen bunu aklımızda tutalım yazımın ilerleyen kısımlarında açacağız mevzuuyu.

Efenim daha sonra Murat Kahraman o kopya ettiğimi belirten Uğur Özmen’in sitesinde açtığı başlığa giderek benim kendisine haber verdiğimi onun da bana izin verdiğini belirtti. Ve böylece Uğur bey’in sırf çamur atmak için bunu yaptığı ortaya çıkmış oldu.

Bu durumda Uğur Özmen gibi bir hocanın ne yapması beklenirdi? Elbette özür dilemesi, ama özür dilemeyi bırakın ben bir pardon dese bile yetinecekken üsütüne üstelik bunu örtbas edip iftirasını öylece bırakmıştır.

Biliyorsunuz ki bunlar hep olur, hepimiz bazen bir şekilde haksızlıklara uğrarız, fakat bizi en çok yaralayanları Uğur Özmen ve buna benzer ismi olan, hoca olan insanlardan gelenleri olur. Ve biz yine biliriz ki iftira atılır kolayca, ama temizlemesi zordur öylece kalır orada. Bunu temizlemesi gereken bu pisliği oraya yapanın görevidir.

Gelelim Uğur Özmen’in neden herhangi bir başka yazarına veya bloga değil de .wolkanca.com a iftira attığına, saldırdığına. Uğur Özmen ve birlikte birkaç kişi bir büyük şirketin(rixos) maliyeti düşük ve etkili online yapma amacı ile bir reklamcı firma ile anlaşması sonucunda o şirketin otellerinden birinde tatile götürülmüştür. Buraya kadar her şey normal görünüyor. Fakat bu kişiler şeffaflığı elbette olmayan bu anlaşmada, binlerce hatta milyonlarca doların dolaştığı bu sektörde bulundukları sosyal ağ ve diğer arkadaş çevresini kullanmak istemişlerdir. Daha beteri kendilerini “Türkiye’nin ının temsilcisi” olarak göstermek istemişlerdir.

Bu noktada ben ve diğer bazı arkadaşlarım seslerini çıkartıp bu arkadaşların estirmek istedikleri rüzgarı tersine çevirmişizidir, rixos isimli firma bundan korkup planlarını değiştirmiştir. İşte Uğur Özmen ve diğer arkadaşlar bu büyük kayıplarından, kuyruk acılarından dolayı benim bloguma hemen bir karalama yapmak istemişlerdir. Ne yazık ki bir hoca olup bilgisini öğrencileri ile paylaşması ile bilinen bu üstadımız beni ve blogumu küçümseme gafletine kapılıp yukarıda okuduğunuz Murat Kahraman’ın cevabı ile amiyane tabirle mat olmuşlardır. Planları tutmamıştır.

İşte arkadaşlar, ben ve arkadaşlarım bu insanların ortamında rant, çıkar amacı ile yaptıkları bu saldırılara ve attıkları iftiranın ortaya çıkmasından sonra örtbas etmelerine karşı çıkarak bildiklerimizi, gördüklerimizi her ortamda açıklamaya, yazmaya söylemeye karar vermişimdir. Tüm bu ortamdaki insanların, iş ilişkilerini ve kendilerini deşifre edip düzenlerini ortaya çıkarmak bu saatten sonra ben ve arkadaşlarımın görevidir. Çok defa tekrar ettiğim gibi, bizim blolgumuz tamamen bağımsız ve hür fikirlerin bulunduğu, yazıldığı olmuştur, hiçbir şirkete, kurma, gruba bağlı değiliz, bu yüzden sesimiz bu iftiracıların sesinden gür çıkacak eminim.

Facebook grubu bilgi alınabilecek ve takip edilebilecek en kolay mecra: http://www.facebook.com/group.php?gid=67009151754

Ayrıca blogumda yukarıda yazdığım gibi tüm bu ilişkileri deşifre edip insanların çamur atmaya çalışanların kim olduklarını, nerelerden geldiklerini, ne işler yaptıklarını yazacağız.

Uğru hoca kendisinden beklenen büyüklüğü yapıp, attığı iftirayı temizlemediğine çok çok üzülsün. Ben tüm bunlara harcadığım ernerjiden utandım, o hala utanmadı ya büyüksün hocam.

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , , , , , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

Sosyal ağlarda en sevilen kullanıcı tipleri

Tarih: Pazar, Nisan 5, 2009 Kategori: Bilgisayar

social-networksSosyal ağlara bayılıyoruz biz, evlenmek için, eğlenmek, için iş bulmak için, iş geliştirmek, ortaklıklar için vs. her derde deva internetteki soyal ağlar.

Bu sosyal ağlar yokken internet ne kadarda mutsuzmuş, forumların popüler olduğunu konuşuyorduk biz arkadaşlarla, hatırlıyorum sene 2005-06 mıy dı ne. Bilgi işlem departmanında çalışan arkadaşım (şu an çok büyük bir şirkette) -lan volkan şu forum ne muhteşem bir şey, çözemediğim bir konuyu burada tanımadığım arkadaşlar sayesinde çözdüm, demişti. O sıra outlook’a adapte ettiği forumlarda vardı arkadaşın, amma taş devriymiş, bu kadar online araç, bu kadar imkanlar yoktu.

Sosyal ağlar kendini göstermek isteyen, eskiden köyünden kaçıp şehre gelen ve ünlü olmak isteyen kızlara benzer kullanıcılarla doludur.

İşte bu sosyal ağlarda sevilen bir kullanıcı hesabına sahip olmak, nasıl? Daha önce nasıl ünlü olunur? isimli konuda da bahsettiğim yönteme benzer bir durum söz konusu. Sadece isimler farklı.

En çekici sosyal ağ kullanıcısı olmak?

    Ne?
    Sosyal ağlarda sevilen kullanıcı tipleri ikiye ayrılırlar;

  1. İlk gruptakiler konumları ve olanakları sayesindedir, ki bu genellikle içinde bulundukları organizasyonlar veya çalıştıkları şirketlerin cazibesidir.
  2. İkinci gruptakiler gerçek sosyal ağ canavarlarıdır, bu kullanıcılar o ağların kurtlarındandır ve onların o ağda farklılıkları herkes tarafından bilinmesi, tecrübelerine güvenilmesi ile anlarsınız. Genellkile bu guruptakilerin iş yaşamı hakkında bilgi sahibi olmanız zordur.
    ?

  1. Var olan iş ve çalışma ağınızı organize etmek ve sektörünüzdeki yenilikleri en yakında takip etmek için.
  2. Kadın/Erkek partner edinmek için, evlenecek eş bulmak için, yeni arkadaşlıklar edinmek için. Kısaca var olan sosyal hayatınıza daha da renk katmak daha da heyecanlandırmak için.
  3. İş bulmak, eğitiminiz, kariyeriniz için kendinizi geliştirmek için.
  4. Hayranı olduğunuz ünlü birine ulaşabilmek için (menajerleri veya kendisine ulaşmabilirsiniz, tecrübe ile sabittir).
  5. Sadece eğlenmek ve ilgilendiğiniz alanda, hobiniz üzerinde kendinizi geliştirmek, genel kültür sahibi olmak için.
    Nasıl?

  1. Zaten normal sosyal/iş hayatta iyi bir konumdasınızdır ve bu sizin kullanıcı hesabınızı otomatik olarak tüm toz parçacıklarına kadar her şeyi çekebilen bir bal kovanı yapar.
  2. Muhteşem bir sosyal ağ canavarısınızdır, özel bir yeteneğiniz vardır, en muhteşem şeyler hep sizdedir, sosyal ağ akışınızın muhteşemliği diğer kullanıcıları çeker.

Soyal ağlar üzerine, temiz, saf olduğu gibi olan deneyimlerimi yazmaya devam edeceğim.

Bir sonraki sosyal ağ deneyimleri yazı dizisi makalemin başlığı: Şirketlerin aradığı tip olmak (bu aslında o şirketlerin ajanslarının aranan ı olmak).

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , , , , , , , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

Web Sayfalarımızı Neden Elle Kodlamalıyız?

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Web tasarımcılığı veya web geliştiriciliğine yeni başlayan hemen hemen herkes Dreamweaver veya benzer tarzda WYSIWYG (Türkçesiyle “Ne görüyorsanız onu alırsınız”) tipindeki editörler ile tablo etiketlerini kullanarak (veya kullanmayarak), adeta suya sabuna dokunmadan, yani kodlara bulaşmadan, programdaki komutlarla anında görüp, düzeltme ve değişiklik yapıp web sayfalarını inşa etmeye çalışmışlardır.

Şahsen ben bu şekilde web sayfalarımızı geliştirmememiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü:

  • WYSIWYG tarzı editörler yeni başlayanlar için genelde kolay gözükmesine karşın arkaplanda ürettiği kodlar bizim kontrolümüz dışında oluşturulur. Bu yüzden bir sürü gereksiz kod ile karşılaşabiliriz.
  • Bu gereksiz kodlar yüzünden xHTML ve CSS dosyamızın boyutları artabilir. Aynı zamanda kodların okunulabilirliği de azalır. Okunabilirlik azalırsa, çalışmanızda bir sorun ile karşılaştığınızda profesyonel birinden yardım istemeniz durumunda yardım alma olasılığınız da azalabilir. Şahsen ben forumlarda tablo etiketi ile hazırlanmış, karışık kodlara sahip web sayfalarındaki sorunlarla pek ilgilenmiyorum.
  • Gereksiz kodlar aynı zamanda SEO açısından bizim için bir dezavantaj oluşturabilir. Çünkü arama motorları genelde kötü kodlanmış web sayfalarını daha iyi ve sade kodlanmış web sayfalarına göre önemsiz olarak nitelerler (bu konuda bazı istisnalar olabilir).
  • Genelde WYSIWYG tarzı editörler web sayfalarını yapı, sunum ve davranış olarak ayırmada (bu konuyu daha sonra ayrı bir yazı olarak ele almayı düşünüyorum) beceriksizdir. Yani oluşturulan xHTML dosyalarınıza CSS ve Javascript kodlarını da katarlar.
  • Yine yukarıdaki maddede bahsettiğim arkaplanda yaratılan kodlar otomatik olarak oluşturulduğu için tam olarak ne olduğunu, ne işe yaradığını anlamayabiliriz. Hatta öyle ki bazılarımız -özellikle tembeller xD- “nasıl olsa herşeyi fare ile bir-iki tıkla yapabiliyorum” diye düşünüp hangi etiketin, hangi kodun ne işe yarayıp yaramadığını öğrenme yerine komutları ezberlerler. Kısacası öğrenme ihtiyacı hissetmezler. Sonuçta neyin ne işe yaradığını bilmeden iş yapmış olursunuz ama bir sorunla karşılaştığınızda da kafanızdaki saçlarınızı yolabilirsiniz. xD
  • Dreamweaver veya Expression Web gibi WYSIWYG tarzı editörler pahalı uygulamalardır. Neden daha ucuz veya tamamen ücretsiz daha iyi programlar varken bu programları kullanalım ki? Değil mi? :) Ben E Text Editor‘u geçenlerde 35$ karşılığı satın aldım. Böylece uzun bir aradan sonra kod düzenleme aracı arayışıma son verdim. :) Bence siz de kendinize uygun bir kod düzenleme aracını edinin (Mesela Aptana, Notepad++, Komodo Edit, PSPad).

Kısacası web sayfalarını kodlarken WYSIWYG tarzı editörler kullanmayalım. Web sayfalarını kodlarken hangi etiketin, hangi kodun ne işe yaradığını öğrenelim (bunun için Sitepoint‘in çevirimiçi xHTML referansı ve CSS referansı kesinlikle işinize yarayabilir), ezbere gitmeyelim ve tabii ki web sayfalarımızı elle kodlayalım. Bu sayede orta ve uzun vadede siz kazanacaksınız. ;)


Bu yazı Fatih Turan tarafından 31 Ekim 2008 01:01 tarihinde yazıldı. 33 yorum var.

sIFR’i Optimum Şekilde Kullanın

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Image Replacement teknikleri arasında en popüleri sIFR‘dir. Her tarafta gördüğümüz ve bazı projelerde uyguladığımız bu teknikle kullandığımız işletim sistemindeki standart yazıtiplerine bağlı olmadan herhangi bir yazıtipini başlıklarımızda kullanabiliyoruz. Hem de daha düzgün bir Anti-Alias tekniği ile. Aşağıdaki görüntüde sonuca dair bir örnek görebilirsiniz. Veya sIFR 3′ün demosuna bakıp canlı olarak görmeniz de mümkün.

sIFR Kullanımı

Bu yazımda size sIFR‘in temelde nasıl kullanılacağını değil, bu tekniği nasıl daha optimum bir şekilde kullanabiliriz buna değineceğim. Zaten etrafta yeterince kullanımı anlatan yazılar var. Mesela bunun için sevgili dostum Muhammet Sevim‘in yazdığı sIFR 3 Kullanım Kılavuzu adlı makaleyi okuyabilirsiniz. Ayrıca sIFR Tutorial: Use Your Own Fonts, This is How You Get sIFR to Work ve sIFR 3 Documentation & FAQ adlı makaleleri de okuyabilirsiniz.

Eğer sIFR ile daha önce hiç tanışmamışsanız mutlaka yukarıda bağlantılarını verdiğim yazılardan en azından birini okumanızı ve sIFR‘in kullanımına aşina olmanızı öneririm.

sIFR‘in yukarıdaki makalelerde anlatılan normal kullanımlarında HTML dosyamıza birçok dosya eklememiz gerektiğini söylüyorlar. Ben sIFR‘i projelerimde kullanırken böyle yapmıyorum. Genelde mümkün olduğunca az dosyayı HTML sayfamdan çağırıyorum.

Yani normal kullanımda HTML dosyanızda aşağıdaki CSS dosyalarını;

1
2
<link rel="stylesheet" href="sIFR-screen.css" type="text/css" media="screen">
<link rel="stylesheet" href="sIFR-print.css" type="text/css" media="print">

ve aşağıdaki dosyaları JS dosyalarını çağırmamız gerekiyor:

1
2
<script src="sifr.js" type="text/javascript"></script>
<script src="sifr-config.js" type="text/javascript"></script>

Toplamda 4 dosyayı çağırıyoruz. Sizce çok değil mi? Peki şimdi burada ben size sadece üstteki <script src="sifr.js" type="text/javascript"></script> dosyasını HTML sayfamıza ekleyerek sIFR‘i kullanabileceğimizi söylesem nasıl olur? İyi olur değil mi? :)

Böyle bir yöntem izleyince sunucuya daha az istek göndermiş ve ayrıca kullanımı daha da basitleştirmiş olacağız.

Neden daha az istek göndermemiz gerektiğini ise daha önce Siberkültür‘de Sitenizin Performansını Arttırın adlı yazıdaki aşağıdaki paragrafta gayet iyi bir şekilde açıklanmıştı:

Sayfanızda ne kadar çok öğe bulunuyorsa, sunucuya gidecek istek de o kadar fazlalaşacaktır. Sunucuya giden her istek ise milisaniyelerle talep/cevap paralelini uzatacaktır. Sayfanızdaki öğelerden kastım tabiki de CSS dosyaları, JavaScript dosyaları ve imaj gibi harici dosyalar.

Hareket Vakti

Şimdi ilk olarak sifr.js dosyasını ve web sayfamız için diğer gerekli fonksiyonları taşıyan functions.js dosyasını aşağıdaki şekilde HTML sayfanıza ekleyin.

1
2
<script src="scripts/sifr.js" type="text/javascript"></script>
<script src="scripts/functions.js" type="text/javascript"></script>

Bakın ben yukarda bütün JS veya gerekli olabilecek küçük PHP betiklerini scripts adlı klasörde tutuyorum. Siz hangi klasörde bu dosyaları tutuyorsanız yukarıdaki kodu ona göre düzenlemeniz gerekir.

Az önce tek bir JS dosyası ile bu işi halledebileceğimizi söyledim. Evet bu doğru. Çünkü çoğu web sayfasında ufak tefekte olsa muhakkak JS kodları kullanıyoruz. Ben genelde yukarıdaki örnekteki gibi bu dosyamın ismini functions.js veriyor ve kodlarımı o dosya içinde tutuyorum.

Sonra functions.js dosyanızı açın, aşağıdaki örnek kodu yapıştırın ve tabi ki kendi kullanım ihtiyacınıza göre yeniden düzenleyin:

1
2
3
var agora_regular = {src: 'images/swf/agora_regular.swf' };
sIFR.activate(agora_regular);
sIFR.replace(agora_regular, {selector: 'div#content h1, div#content h2', css: ['.sIFR-root { color: #3e3e3e; font-weight:bold; letter-spacing:-1 }'], wmode: 'transparent', tuneHeight: '-5'});

Yine burada ilk satırda Flash’da ürettiğim Agora Regular adlı yazıtipini barındıran agora_regular.swf dosyasını images/swf klasöründen çağırıyorum. Yine siz kendi gereksinimlerinize göre yuarıdaki kodu düzenleyebilirsiniz.

Son olarak varsayılan olarak kullandığınız CSS dosyanızı açıp aşağıdaki kodları dosyanızdaki uygun bir yere yapıştırın:

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
.sIFR-flash { visibility:visible !important; margin:0; padding:0 }
.sIFR-unloading .sIFR-flash { visibility:hidden !important }
.sIFR-replaced, .sIFR-ignore { visibility:visible !important }
.sIFR-alternate { position:absolute; left:0; top:0; width:0; height:0; display:block; overflow:hidden }
.sIFR-replaced div.sIFR-fixfocus { margin:0pt; padding:0pt; overflow:auto; letter-spacing:0px; float:none }
 
@media print {
 .sIFR-flash { display:none !important; height:0; width:0; position: absolute; overflow:hidden; }
 .sIFR-alternate { visibility:visible !important; display:block !important; position:static !important; left:auto !important; top:auto !important; width:auto !important; height:auto !important }
}
 
.sIFR-active div#content h1 { visibility:hidden; font-size:30px; line-height:1em }

Yukarıdaki kodda 1. satırdan 5. satıra kadar sIFR için gerekli CSS kodlarını (yani standart kurulumdaki sifr-screen.css dosyasındaki gerekli satırları), 7. satırdan 10. satıra kadar normalde sifr-print.css adlı sIFR için gerekli dosyadaki kodları ve 12. satırda da sIFR tekniği uyguladığımız başlığın boyutunu belirliyoruz.

Yukarıda @media print kodu sayesinde gereksiz yere sifr-print.css dosyasını HTML sayfamıza gömmekten kurtardık. Ama burada dikkat etmemiz gereken birşey var. Yukarıdaki kodu eklediğiniz ana CSS dosyasını (ben genelde screen.css olarak adlandırırım) HTML dosyasına gömerken <link href="styles/screen.css" rel="stylesheet" type="text/css" media=”screen” /> şeklinde media="screen" özelliğini kullanarak verirseniz az önce bahsettiğim @media print arasındaki kodlar çalışmayacaktır. Çünkü bu CSS dosyasını tanımlarken sadece ekran için çalışmasını söylediniz.

Dolayısıyla web sayfanızı yazdırırken sIFR‘in ürettiği .SWF dosyaları yüzünden kimi boşluklar veya birtakım gariplikler görebilirsiniz.

Kısacası HTML sayfamıza ana stil sayfamızı çağırırken media="screen" özelliğini kullanmamamız gerekir.

Ayrıca eğer hali hazırda yazıcı için bir CSS dosyası kullanıyorsanız yukarıdaki örnekte yer alan @media print {} arasındaki kodları o dosya içine de atabilirsiniz.

Sonuç olarak web sayfalarımızı kodlarken mümkün olduğunca az dosya kullanmamız iyi olacaktır. Gerektiğinde bu yazımda anlattığım tarzda bir değişiklik yapmamız da optimizasyon adına iyi olacaktır.


Bu yazı Fatih Turan tarafından 19 Eylül 2008 23:52 tarihinde yazıldı. 13 yorum var.

Extensis Suitcase İle Yazıtipi Yönetimi

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Grafik tasarım ile ilgilenenler bilgisayarlarında çalışmaları için kullandıkları yazıtipleri kendi yöntemlerince arşivlemeye, onları yönetmeye çalışırlar. Fakat çoğu zaman yazıtiplerinin sayısı arttıkça kullanıcılar içinden çıkamayacağı bir durum ile karşı karşıya kalır. Bilgisayarınız yavaşlar, çeşitli yazıtipi problemleri ortaya çıkmaya başlar, kısacası iş artık çığrından çıkar! Peki bu durumda ne yapabiliriz? Windows’un zayıf kaldığı bu noktada imdadımıza Extensis Suitcase adlı yazıtipi yönetim programı yetişiyor. Bu yazımda Windows platformu için en iyi font yönetim programı olan Extensis Suitcase’i genel hatlarıyla tanıtacağım.

Extensis Suitcase’in Avantajları

  • Yazıtiplerini kurmadan önizleme olarak görebilirsiniz.
  • Windows’a fontları kopyalamak zorunda kalmazsınız, bu sayede Windows daha hızlı ve kararlı çalışır.
  • Kayıp yazıtiplerini bulup düzeltebilirsiniz.
  • Yazıtiplerinizi istediğiniz örnekler eşliğinde yazıcıdan çıktısını alabilirsiniz.
  • Yazıtiplerinizi oluşturabileceğiniz setlerle yönetip, düzenli şekilde arşivleyebilirsiniz.
  • Yazıtiplerinizi istediğiniz klasör üzerinden, gerektiği zaman aktif, gerekmediği zamanda ise pasif hale getirebilirsiniz.
  • Yazıtiplerinizi geçici olarak aktif hale getirip, sisteminiz yeniden başlayana kadar aktif halde kalmasını sağlayabilirsiniz.

Hadi Başlayalım

İlk adımda buradaki bağlantı üzerinden Extensis Suitcase’in 30 günlük deneme sürümünü indiriyoruz. Bu program 79$’a satılıyor eğer isterseniz ve durumunuzda uygunsa satın alabilirsiniz. Eğer bir Mac’e sahipseniz bu bağlantı üzerinden de Mac sürümünü indirip deneyebilirsiniz.

Extensis Suitcase’in Arabirimi

Arabirimin en tepesinde temel işlemlerin yapıldığı bir araç çubuğu, sağda Suitcase’e eklediğiniz yazıtiplerin önizlemesini yapabileceğiniz bir panel, solda setlerinizi gösteren ve onları yönetebileceğiniz bir panel ve son olarak da en altda bütün yazıtiplerini, sistem yazıtiplerini, kayıp veya aynı yazıtiplerini görebileceğiniz bir panel bulunmakta.

Yazıtiplerini Suitcase’e Ekleyelim

Şimdi elinizdeki yazıtiplerini bilgisayarınızda Windows’un Fonts klasöründen farklı bir klasör altında topladığınızdan emin olun. Örneğin C:\Yedek\Yazıtipleri adlı klasör olabilir. Daha sonrasında Suitcase’in en üstteki araç çubuğundaki ilk düğme olan New Set’e basıp aşağıdaki ekran görüntüsünde olduğu gibi Suitcase’de yeni bir set oluşturup ona bir isim verelim.Örnek vermek gerekirse ’sevdiğim fontlar’ ismini verebilirsiniz.

Ardından aşağıdaki ekran görüntüsündeki gibi yine Suitcase’in üstteki araç çubuğundan Add Fonts düğmesine basıp karşınıza gelen diyalog kutusunda yazıtiplerinizin bulunduğu klasörü belirtip Add düğmesine basıp yazıtiplerinizi setinize ekleyin.

Set’e Yazıtipi Ekleyin

Yazıtiplerini Aktifleştirme

Bu adımda ise yazıtiplerini programlarda kullanabilmeniz için aktifleştirme işlemini gerçekleştireceğiz. Şimdi aşağıda gördüğünüz üzere daha önce oluşturmuş olduğumuz setimizi seçip üstteki araç çubuğundan Activate Fonts düğmesine basıp setimizin içerisindeki bütün yazıtiplerini aktif hale getiriyoruz. Artık bundan sonra istediğiniz programda, aktifleştirdiğiniz yazıtiplerini kullanabiliyorsunuz. Unutmayın yazıtiplerinizi setlere bağlı kalmaksızın teker teker de aktifleştirip, pasifleştirebilirsiniz.

Yazıtiplerini Aktifleştirme

Yazıtiplerini Pasifleştirme

Kullandığınız yazıtipleriyle işiniz bittiğinde onları Suitcase’den pasifleştirmemiz gerekir. Neden diyorsanız şöyle cevaplayalım; yazıtiplerin boşa yere aktif halde durması, gereksiz yere sistem kaynaklarını tüketmesine yol açar. Bu yüzden işimiz bittiğinde yazıtiplerimizi pasifleştiriyoruz. Yine aşağıdaki ekran görüntüsü eşliğiyle bu işlemi yapalım. Setlerimizdeki aktif halde bulunan setimizi seçiyoruz ve üstteki Deactivate Fonts düğmesine basıyoruz böylece yazıtiplerimizi pasifleştirmiş olduk.

Yazıtiplerini Pasifleştirme

Yazıtiplerini Önizleme ve Yazdırma

Aşağıdaki ekran görüntüsünde olduğu gibi setinizde bulunan yazıtiplerinizi istediğiniz boyutta ve istediğiniz örnek yazı ile önizleme olarak görebilirsiniz. Önizleme olarak görmek için soldaki panelden setinizi seçmeniz yeterli. Eğer isterseniz bunları yazıcınızdan çıktısını da almanız mümkün. Bunun için File menüsünden Print Sample Pages komutunu uygulamanız yeterli. Bu sayede elinizde bulunan yazıtiplerini daha iyi tanımış olup, nerede nasıl şekilde kullanacağınıza rahatça karar verebilirsiniz.

Yazıtiplerini Önizleme

Setleri Kaldırma

Kimi zaman gereksiz olan setlerinizi kaldırmanız gerekebilir. Bunu yapmak gayet kolay. Soldaki panelden setinizi seçip üzerine sağ fare tuşu ile bastıkdan sonra açılan menüden Remove komutunu uygulayın. Unutmayın Suitcase’den kaldırdığınız yazıtipleri ve setler sisteminizde yer almaya devam edecektir. Eğer tamamen kaldırmak istiyorsanız kendiniz Windows’dan elle silmeniz gerekiyor.


Bu yazı Fatih Turan tarafından 25 Ağustos 2007 11:07 tarihinde yazıldı. Hiç yorum yok.

Neden blog yazıyorum ?

Tarih: Pazar, Mart 29, 2009 Kategori: Hersey

Merhaba arkadaşlar Serkan Cura arkadaşım geçenlerde bir mim göndermişti. Mim konusunu neden blogluyorum olarak bildirmiş.  Açıkcası bir süredir bu sorunun cevabını yazmak istiyordum. Bu aralar biraz yoğun olduğumdan olsa gerek pek vakit ayıramadım.  Zaten düzenli okuyucularım fark etmiştir. Günde 1 veya  daha fazla yazı yazarken şimdilerde 3-4 günde bir yazmaya başladım.

Yoğunluğum iş yükümden ve bu aralar uğraştığım bir scriptten kaynaklanıyor.  Açıkcası birde yeni doğan kızımın faktörü yok değil :)   Gelelim konumuza…

Neden blog yazıyorum ?

Bu soruyu düşündüğüm zaman yıllar öncesi aklıma geliyor. İnternet müthiş bir hazine ve nasıl kullanacağımız hakkında araştırma yapıyordum. Açıkcası şunu gördüm ki ne kadar araştırırsam araştırayım internette bulduğum kaynakların büyük bir çoğunluğu ingilizce olduğu için sıkıntı çekiyordum. Tabi o zamanlar bu kadar çok Türkçe içerikli sayfa yoktu.

Sonra düşünmeye başladım neden yok ?  Bu soruyu kendime sorduktan sonra en azından kendi bilgi ve tecrübelerimi ortaya koyarak Türkçe bir kaynak olmak istedim.  Mesela şöyle bir örnek vereyim. Sokağınızda yerlerin çöp olduğunu düşünün her sokaktan geçen adam şuraya bak çok pis diyor.  Halbuki her geçen eline bir çöp alıp çöp kutusuna atsa o sokakta çöp kalmayacaktır.  Bende öyle yaptım elime bir çöp alıp şöp kutusuna attım.

Şimdilerde bakıyorumda evet gerçektende herkez bu işe bir el attı. Profesyoneller de olsun amatörlerde artık internette Türkçe kaynak bulabiliyorsunuz.  Bunun yanında ulusal birçok internet sayfasıda artık Türkçe destekli.

Beni blog yazmaya iten bir diğer unsurda içimdeki kişidir. İçimde öyle bir his var ki açıkcası karşı koyamıyorum.  Bunada bir örnekle yaklaşırsak ;  Mesela bilgisayarınız bozuldu ne yapıyorsunuz ? Bir bilgisayarcıya götürüyorsunuz ve onların yaptıklarıda format atmak.  1-2 saat içinde formatı basıp haydi tamamdır muhabbeti. Sadece bununla kalsa iyidir.

Açıkcası yıllardır bu mesleği yapıyorum ve işin içindeki çakallıkları ve çakalları gördükçe isyan edesim geliyor.  İşte bu isyan edişimin bir yansımasıda blog yazmaktır.  İnsanımız malesef ki bilgisayar konusunda biraz bilgisiz. Bende kendi tecrübelerimle bu konuda insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum.  Çok basit bir iki tuşla halledilebilecek birşey için insanların okumasını ve yararlanmasını istiyorum.  Kısacası paylaşmak… En azından bilgisayarınızı bir bilgisayarcıya götürmeden önce sorunu araştırmak ve çözüm bulabilmek.

Birşeyler başardığımıda görebilmekteyim. İnsanlar mail atıp yada internet sayfama yorum yazıp teşekkür ediyor.  İşlerini halledebiliyorlar.

Bu konu için çok teşekkür ederim. Dosyalarımı kurtarmama yardımcı oldu. Ayrıca çok güzel bir site. Başarılarınızın devamını dilerim.

teşekkür ederim arkadaşım vallah bana ilaç gibi geldi dosyalarımı kaybettim zannetmiştim gerçekten çok teşekkür ederim 2 aydır bunla uğraşıyordum

Kardeş inan bana bu öyle bi işime yaradı ki. Bilgisayara linux kurduktan sonra grub denetleyicisi yüzünden windows’a erişemedeim daha sonra

tekrar windows kurduğum da eski klasörlerime erişemedim. Sana çok teşekkür ederim. Umarım birgün benim de sana bi faydam dokunur….

Bunlar gibi yorumlar aldıkça içimdeki o istek bir nebze daha kabarıyor. Sanırım insanlara yardımcı olabilmek ruhumda var. Bunu başardığımı kısmende olsa görebiliyorum.

Gerek yorum gerek mail gereksede MSN gibi sistemler üzerinden insanlar istekte bulunuyor ve sorunlarını dile getiriyorlar.  Yardımcı olabilmek insanlara en azından birşeyler öğretebilmek bilgisayar konusunda birazda olsa insaları bilgilendirebilmek …

Sanırım blog yazmamda ki en büyük etkenlerden birisi budur.  Ayrıca sosyal bir ortam. Birçok insan bilgisayar başındakilere anti sosyal olarak baksada. Gerek blog toplantıları olsun gerekse de internet üzerindeki ortamlar olsun birazda sosyalleşebiliyorum bu sayede…

Peki siz neden blog yazıyorsunuz ? Bu soruyu beni takip eden tüm arkadaşlarıma göndermek isterim.

İlgilinizi çekebilecek diğer yazılar…