Merhaba arkadaşlar. Bugün siz değerli okuyucularıma Nokia N97 ile Youtube.com adresine nasıl gireceğinizden bahsedeceğim. Malumunuz N97 içerisinde Youtube eklentisi mevcut. Fakat ülkemizde Youtube.com adresi yasaklı olduğu için N97 sahipleri malesef ki bu eklentiyi kullanamamaktalar. Youtube internet sayfasına girmek için kullanılan yöntemlerin en başında DNS değiştirmek gelir. Aynen bilgisayarınızda olduğu gibi N97 telefonunuzda da DNS [...]
Açıkcası bu yazıyı yazmamın sebebi ortaya çıkan tartışmalardan rahatsız olmamdır. Bunu ilk başta belirtmek isterim. Ne istediğimizi aslında bilmiyoruz. Ortaya çıkan tartışmaların en başında bu geliyor. Öncelikle şu kavramı kafamıza sokmamız lazım.
Blogger kimdir ?
Hemen hemen herkes ben bloggerim diyebilir. Hiç kimsenin kalkıpta “Sen blogger değilsin” demeye hakkının olmadığını düşünmekteyim. Çünkü bloggerlik için bir kavram yok , bir sınırlama yada kriterler antlaşmasıda yazılmamış. Bloggerlik kavramı son yıllarda ortaya çıkan kimine göre şöyle kimine göre böyle diye sağa sola çekilen bir nitelik.
Nitelik diyorum çünkü insanlar artık “Ben bloggerim” demeye başladı. Öncelikle kendi düşüncelerimle blogger kavramına azıcık da olsa değinmek isterim.
Bloggerliği çok geniş bir kavram içerisine soktuğumu görmüşsünüzdür. Çünkü bunun bir kriteri yok. Blogger olmak için sadece yazmak yeterli. Diğer ülkelere baktığımızda özelliklede Amerika gibi yerlerde bloggerlik bu tip kavramlardan çıkmış hatta bir iş olmaya bile başlamış. Fakat ülkemizde yeni ve daha ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız bir kavram. Bu kadar yeni olmasının eski bloggerleri bir kenara attığımızı da göstermez. Yıllardır blog yazan arkadaşlarımız var belki 10 larca değil. Fakat Onlar blogger olarak yıllardan beri yazıyor, ne duruşları değişti nede kavramları. Aslında blogger kavramını belirli nitelikler arasına sokacaksak bunu o arkadaşlara sormamız gerekiyor.
Gelelim blogger arkadaşlarımızın rahatsızlığına…
Son zamanlarda markaların blogların üstüne düşmeye başladığını gördük hatta şahit olduk. Şimdilerde öncü olan birkaç marka sayesinde blogger arkadaşlar yavaş yavaş ön planlara doğru çıktılar. Bunun yanında medya… Tabiki sadece markalar değil, medya sayesinde de blogger arkadaşları tanıma fırsatları doğdu. Şimdilerde ise gerek görsel gereksede yazılı medya bloggerler hakkında haber yapıyor yazı yazıyor hatta sosyal platformlara davet ediyorlar.
Aslında hem medya hemde markalar için bloggerler bununmaz bir nimet…
Neden mi ? Çünkü markaların reklama ihtiyaçları var. En uygun maliyetle en fazla kişiye ulaşabilmeleri için bloggerler biçilmiş kaftan. Şöyle bir düşünün…
Markanız için 10 tane blogger ayarladınız herbirinin minimum 100bin kişiye hitap ediyor. Toplamda 1miyon insana çok hızlı ve net bir şekilde reklamınızı yapabiliyorsunuz. Peki bunu Gazete yada TV ile yapmaya kalksaydınız ? Kaç kişi o yazıyla ilgilenecekti ? Yada kaç kişi o ilana bakacaktı ? Maliyeti ne olacaktı ?
İşte asıl mesele burada…
Birde bloggerler tarafından bakalım. Bildiğim kadarıyla ülkemizde markaların reklamlarını yapmak için bizzat para alan blogger yok ? Yada en azından ben almıyorum
Aslında bazı ülkelerde para alanları var biz henüz o aşamaya gelmedik
Hediyeler alıyoruz, tatil yapıyoruz, ürünlere sahip oluyoruz tabi bunun yanında diğer bloggerlerle paslaşarak hitap kitlemizi artırıyoruz. Bu extra olarak kullanıcı sayısında artışı beraberinde reklam gelirlerini getiriyor. Tabi ego tatmini ve diğer iğreç şeylerden bahsetmiyorum
Ayrı mesele…
Bu durumun iyi yanlarıda olabilir, kötü taraflarıda sayılabilir. Önemli olan şudur ki bir marka’nın iyi tarafınıda kötü tarafınıda bakmak gerektiği. Yani objektif bakabilmek. Peki kaç kişi bir markaya objektif bakabiliyor ki ?
Durum sadece objektif olmakla bitmiyor. Bunun yanında eleştiri yaparkende yıkıcı değil yapıcı olmayı gerektirir. Etik olanda budur zaten. Eğer bir yazınızda bir marka ile ilgili tanıtım yapıyorsak bunu objektif olarak yazıp varsa eleştirilerimiz yıkıcı değil yapıcı olmaya özen göstermeliyiz.
Düşünsenize büyük bir firmasınız ve böyle bir projeye adım attınız adamın bir tanesi blogunda vermiş veriştirmiş… “Ulen herife hediye verdik o kadar yedirdik içirdik adamın yaptığına bak” Demezler mi ? Aslında blogger arkadaşların buna takılmaması gerekir. Çünkü benim bildiğim blogger istediği gibi yazar. Yalnızca yazarken aklında şunu bulundurması gerekir.
Kötü eleştiri yapacaksa yıkıcı değil yapıcı…
İyi eleştiri yapacaksa yalakalık değil öneri…
Çünkü biz bloggerleri yüzbinlerce insan takip ediyor. Bunlardan birçoğuda yazılı ve görsel medyadan daha fazla bloggerlere inanıyor, güveniliyor. Eğer ki dozajı kaçırırsak sadece yazıyı yazanlar değil diğer bloggerlerde zarar görecektir.
Güven sadece sizin blogunuza değil tüm bloglara olan güvendir..!
Duruma birde okuyucu tarafından bakalım… Düşünün, birde kendinizi okuyucularınızın yerine koyun sadece yazıp çizip atacak değil. Okuyan ve inanan kesimden bakalım…
İnsanların güvenini kazanmak zordur. Güveni tek bir yazıyla kaybedebilirken 1000 tane yazıyla belki ancak sağlayabilirsiniz..!
Şimdi bakıyorumda millet orada burada tartışıyor. Birileride onları okuyor. Mesela Şöyle düşünün. Siz Türkiye’nin en büyük kullanıcı kitlesine sahip tvlerde program sunan veya tanınan bir şahsiyetsiniz. Kalkıpta X firmasının ürününü alıp göklere çıkarttınız sonra X firmasının rezil rüsva bir ürünü olduğunu gördünüz yinede eleştiri yapmadınız sonra ? Sonrasını söyleyeyim İNEK ŞABAN olursunuz..!
Hatırlarsanız rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Reklam yıldızı olmuştu o filmde uyduruk kıytırık markaların reklamını yapıyordu tabi akabinde sevilen bir insan olduğu için insanlar o markaları aldı kullandı sonra ellerinde patladı… Olan bizim İNEK ŞABAN’A oldu… Senaryo aynı durum aynı…
Yada durumu tersine çevirelim. Siz firmayı yerden yere vurdunuz fakat firma çok kaliteli ve düzgün bir iş yapıyor sonra ne olacak ? Okuyucularınızın gözünde o markanın alacağı durumu düşünsenize ? Hem adam sizi yedirecek gezdirecek yada hediyeler verecek sizde markasının karizmasını bir kalemde dağıtacaksınız… Ne insanlığa sığar nede ahlaka..!
Bloggerler söylediğim gibi son zamanlarda markalar tarafından keşfediliyor ve ortak işler yapılıyor. Önemli olan objektif olmak ve doğruyu yazmak…
Peki ben ne yapıyorum ? Hediye mi geldi gelsin alırım incelerim eğer ki eleştiri yapacaksam bunu ilk önce firmaya bidiririm. Firma hakkında yapıcı eleştiri yaparım. Baktım çok dandik bir ürün geri gönderirim. “Yok kardeşim ben bunu yazmam” Yada firmanı yalaksı olacağımı düşünürsem aman benden uzak dursun..!
Gerçi işin içine para girince insanların ne yapacağı belli olmuyor buda ayrı bir mesele…
Peki neden tartılşıyoruz ? İşte anlamadığım meselede burada ortada hiçbir kritere sahip olmayan bir nitelik yada sıfat olan bloggerlik kavramına kalkıpda bir kalıba yerleştirip sonrada yorumlamak açıkcası bana pek doğru gelmiyor.
Blogger istediğini yazar istediğini çizer.
Çizeceksek adam gibi eleştiri yapalım adamlara yapıcı eleştirilerde bulunalım. Eğer ki dozu fazlaysa markaya benden uzak dur kardeşim ürününü beğenmiyorum… Yada öveceksem adam gibi iş beklerim bknz:Zemana ürününe güveniyorsa zaten markada rahattır bloggerde rahattır… Blogger ne yazacağını iyi bilir. Marka ise kimi seçeceğini ürünün kalitesiyle, bloggerin kalitesiyle belirler. Şurasıda bir kesinliktir ki Toshiba bana gelipte bizim X modeli ürünümüzü al sana hediye incele demez. Niye desin ki 100bin – 150bin kadar hit alan birisiyim hitap ettiğim kitle ortada… Haa yazım tarzımı beğeniyordur yorumlarımı seviyordur ayrı mesele istisnai bir durum…
Son olarak şunu söylemek isterim. Birbirimize’de objektif bakalım. Çizeceksek adam gibi yazacaksak yalanmadan…
NOT: Bu yazımı diğer blogger arkadaşlara paslamak isterim. İsteyen varsa buradan düzenleme yaparak mimleyebilirim.
Blog ödülleri 2009 oylaması 12 Nisan günü başladı, ben 14 Nisan günü bu yarışmadan blogumu kaldırmak istediğimi arkadaşlara yazdım(mail kurumda loglar, yazışmalar mevcut.) Bunu yazmamdaki neden bazı ap-acayip insanların blogu derece alamıyor diye çıkarttı blogunu dememesi.
Daha önce de yazdım, bizim blogumuzun ödüle ihtiyacı yok. Bunu yazmaktan nefret ediyorum ama bilmiyorum diğer her sektörde örneğin sporcularda da böylemidir çok merak ediyorum, kimse bir başkasının başarılı işini gösterip işaret etmez, tersine sizin sürekli kuyunuzu kazmak için inanılmaz bir efor sarf ederler, gerçekten inanılmaz, bu harcadıkları enerjiyi başka bir şeye harcasalar hem ülke hem kendileri kalkınırdı. Şunu demek istiyorum, bu blog ödül ile var olmadı, bu blogun ödüle ihtiyacı yok, bu blog ödül olmasa da olacaktı, bundan sonrada oalcak ve bizde bu kabiliyet, zeka, sağlık oldukça da bu böyle devam edecek Allah izin verdiği kadar.
Bizim geçen yıl da bu yılda bu yarışmaya bloglarımızı dahil etmemizdeki neden, yarışmanın blog küreye ve ona bağlı çevrelere getireceği artı değerdi. Fakat görüyoruz ki bu gün bizim bu verdiğimiz değeri 3-5 çapulcu temelsiz ve uyanık insana peşkeş çekmişler, bizim doğal oluşan temiz haraketlerimizi kendi ticari amaçlarına kullanıp resmen sırtımızdan para kazanmışlar. Ve buna da devam ediyorlar, bu yarışmanın bir çok saçmalığı var bunları yaz yaz bitirmek mümkün değil, en basitinden herifçiler öyle acayip şekilllerde adam toplayıp oy verdiriyorlar ki henüz 1 hafta önce yazılmaya başlamış bir blogu o kategoride birinci dahi yapabiliyorlar vs. vs. Bir arakdaşın yazdığından gördüm eciş böcüş dolu kategoriler.
Bloglarımızı derken Gayriciddi, Blog Wolkanca ve Live Spaces de bulunan bir blog toplam 3 blogu yarışmadan çıkartmak için başvurdum arkadaşlara bu sabah. Kendileri şu anda henüz bir geri dönüş yapmadı, Eray Endeş ile de Gtalk dan yazıştım o da selam nasılsın faslından sonra konuuy yazmamın ardından cevap yazmadı ve sanırım bilgisayarın başından kalktı.
Bu seneki Blog Ödülleri tam bir fiyasko bana göre, bu haliyle benim onu destekleme durumum kalmadı, bu tamamen benim şahsi fikrim ve katılanlar da var katılmayanlarda doğal olarak yani bizim işimiz zaten bloglarımızda kendi fikirlerimizi yazmak yoksa sanmayın ki okuyan insanları mutlu etmek bizim umurumuzda, sadece arada popüler olan konulara değinip dikkat çekmek amacımız ki bu da ucuz reklam anlamına geliyor, eğer bunu uzun zamandır yapmasaydık siz nereden bilecektiniz burada herifçiler yazıyor?
Biz çılgın pazarlamacı ve uyanık reklamcıların, patronlarını, müdürlerinin yüzünü güldürme peşinde olan maaşlı abilerin, işi gücü olan insanların oluşturduğu blog küreye dahil değiliz. Onlarla aramıza çizgiyi çizdiğimi ilan ediyorum, biz çok defa yazdığım ve söylediğim gibi marangoz, tornacı, çanak anten montajcısı, öğrenci, ev hanımı, bakkal, internet kafe işletmecisi, polis, vs. insanlarız ve bloglarımızda yaptığımız sadece sesimizi duyurmak, insan hakları evrensel beyannamesinde yazan maddelere uygun olarak düşüncemizi özgürce ifade etmek isteyen insanlarız. Bizim para kazanmak, şunu bunu elde etmek ve benzeri emellerimiz, amaçlarımız yok, biz buyuz. Siz farklı düşünüyor olabilirsiniz.
Tekrar tekrar yazıyorum bu blog ödül ile anam meşhur olmuş, yok babom popüler olmuş ne bileyim sağda solda kafasına göre yazıp çizeni söyleyip edenler gibi tanınmış etmiş bir blog değil, bunların tamamı kaba etlerinden uydurdukları elementler ve o arkadaşların hezeyanlarıdır, hiçbir aklı selim insan da bunlara itibar etmiyor zaten edenler ya bilmiyorlar, ya da geri zekalılar. Bu blog yazarlarının zekasıyla, farklılığı ile öne çıkmayı hak etmiş ve çıkmış kalıngayi bir blogdur.
© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.

2008 İngiliz yapımı film, güzel bir İspanya sabahında başlıyor. 3 kafadar genç kız tatillerini geçirmek üzere geldikleri İspanya’da 3 denizci genç ile tanışıyorlar. Eğlenceli geçen günün ardından, gençlerin çalıştıkları gemiye kızları davet etmeleriyle başlayan gerilim son dakikaya kadar kendini hissettiriyor.
Filmin ilk yarım saati bir gençlik draması izleyeceğinizi sanarken birden kendinizi erotizm yüklü sahnelerin içinde buluyorsunuz. Aslında bunu tahmin etmek çok da zor değil, zira film adını bir seks fantezisinden alıyor. Eğlenirken gayet sıradan ve sevimli görünen insanların iş kendi çıkarlarına gelince nasıl katile dönüşebildiklerini gözler önüne seren film ilerledikçe e yeter artık dediğiniz anda bir kez daha ters köşeye yatıyor ve yönetmen Olly Blackburn‘un düşürmediği tempoyla, gerilim yüklü olaylara kendinizi kaptırıyorsunuz.

Her ne kadar çerezlik film kategorisinde olsa da, Donkey Punch senaryosu ve oyuncu performanslarıyla sınıfının bir adım önüne geçmeyi başarıyor. Siz siz olun filmi ailenizle izlemeyin ve güneşli başlayan bir günün nasıl biteceğini, asla bilemeyeceğinizi unutmayın…
ilgili yazılar
bu yazı cheerleader tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: 2008, gerilim, ingiltere, donkey punch, olly blackburn
Google translate Google masaüstü programı ile birlikte çalışır duruma geldi. Yani artık çeviri için herhangi bir internet sayfası açıp Google translate adresini girmenize gerek kalmadı.

Çok kolay ve basit bir çalışma sistemi olan bu eklenti Google masaüstü programının 4. versiyon sürümü ya da daha üst bir sürüme sahip olan bilgisayarlarda rahatlıkla çalışıyor.

özellikle Ofis kullanıcıları için çok faydalı olan bu uygulama birçok kişi için kolaylık sunuyor. Bu arada bu hizmeti daha önceden paralı olarak veren firmalar artık bu konuda yeni gelişmeler yapmalı ki tercih sebebi olabilsinler. Tabii bu bizim de işimize gelir. Çünkü Google bunları da atlatabilmek için yeni gelişmeler ile gelicektir. Bu tür bir rekabet her zaman kullanıcıya yarar.
ilgili yazılar
bu yazı herkezim tarafından bildirgec.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: google, google translate, google çeviri, çeviri programı, google masaüstü çevirisi, türkçe ingilizce çeviri programı, ingilizce türkçe çeviri programı
Her yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu.
Çiftçi:
-"Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor" dedi.
Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda, "Neden olmasın?" dedi çiftçi.
-"Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor."
Siz şimdi bu hikayeyle ne anlatmak istiyorsun dersiniz. Sadece paylaşmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu sizlere vurgulamak istedim.Umarım beni anlamışsınızdır.Bir sonraki yazıma kadar hoşça kalın.
© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.
Tasarımlarımızı XHTML ve CSS’e geçirirken bazen çok basit şekilleri bile kimi zaman resim olarak kaydederek tasarımlarımıza ekliyoruz. Oysa bu davranış bize ekstra bir “http isteği” olarak dönmüş oluyor. Daha önce CSS Sprite’ların kullanım alanları yazımda bu istekleri azaltarak performansı nasıl yükselttiğimiz konusuna az da olsa değinmiştim. Bu yazıda ise minik ve basit resim dosyalarından kurtularak http isteklerini minimum düzeye çekecek ve sitelerimizin performansını arttıracak. Pingdom ile performansınızı ölçmeniz mümkün.
Dertlere derman css border
Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi bu şekilleri çizmek için elimizdeki en önemli özellik border olacak. İstediğiniz şekli çizmek için border’ları solid yapmalı ve genişliklerini ayarlamalıyız.
Şimdi ufak bir örnekle border’ları nasıl ayarlamamız gerektiğini görelim.
.cisim{
width:0;
height:0;
line-height:0;
border-top: 50px solid magenta;
border-right: 100px solid green;
border-bottom: 100px solid red;
border-left: 50px solid yellow;
}
<span class="cisim"></span>

Burada rahatlıkla görebilmeniz için border değerlerini çeşitli renklerde tanımladım. Boyutsuz olan span elemanının etrafında üçgensel olarak 4 farklı bölge oluşuyor. İşte bu bölgeleri kullanarak çeşitli dörtgenler, içbükey çokgenler ve üçgenler çizerek tasarımlarımızı tamamlayacağız.
ilgili yazılar
bu yazı basarozcan tarafından bildirgec.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: tasarım, resim, imaj, istek, css, design, xhtml, image, performans, html, sprite, shape, şekil, http, pingdom, border, request, http request

Bir servis ne kadar güzel olursa olsun, birkaç güzel ince ayarla o servis daha da güzel hale getirilebilir ve popüler fotoğraf paylaşım sitesi Flickr‘ın da bu açıdan diğer servislerden herhangi bir farkı yoktur.
Yazının devamında bulacağını Flickr için 15 adet Firefox Eklentisi sayesinde gezintiden fotoğraf göndermeye, Flickr’ı engelleyen ülkelerden ilgili servise erişebilmeye ve çok daha fazlasına ulaşabileceksiniz. Listeye bir göz atın. Flickr deneyimini daha da iyileştirecek bir eklenti bulacağınızdan eminim.
Siz hangi Flickr eklentilerini kullanıyorsunuz? En beğendiğiniz eklentileri yorumlarınızda belirtmeyi ihmal etmeyin.

Access Flickr!: Eğer İran, Birleşik Arap Emirlikleri ya da Çin gibi bir ülkede yaşıyorsanız ve Flickr’a erişemiyorsanız bu eklentiyi kullanarak ilgili ülkelerin firewall sınırlamalarını aşabilir ve Flickr’a sorunsuzca erişebilirsiniz.
Better Flickr: Better Flickr, fotoğraf büyüteci, küçük resim iyileştirici, zengin düzenleme ve daha pek çok Greasemonkey eklentisini bir araya getiren bir eklenti. Tek yapmanız gereken, Flickr’a eklemek istediğiniz özelliklerin onay kutucuklarına birer birer tıklayarak özellikleri etkinliştirmek.
Fireflix: Flickr ile birlikte çalışan bir yan çubuk (sidebar) eklentisi olan Fireflix sayesinde yerel dosyalarınız üzerinden Flickr’a görsel gönderebilir, bağlantılama için HTML kodu oluşturabilir, fotoğraf akışları üzerinde arama yapabilirsiniz.
ilgili yazılar
bu yazı pinkfloyd tarafından bildirgec.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: fotoğraf, flickr, firefox, firefox eklentisi, fotoğraf paylaşımı, fotoğraf paylaşma, firefox addons, firefox eklenti, fotoğraf paylaşım, firefox addon, photo sharing, flickr com, firefox eklentileri, firefox add ons, firefox plugin, firefox plugins, flickr tarayıcısı, flickr explorer, flickr api, photo share, flickr yükleme, fotoğraf indirme, flickr photos, flickr foto, flickr resimleri, flickr download
Arkadaşlar yüzlerce mail ve mesaj var bana gönderilen hosting yani barındırma servisi için öneri sorulmuş.
Öncelikle çok eskilerden beri Türkiye’de hostbul.net adresinde yayın yapan bir web sitesi var, bu site de kullanıcılar kullandıkları hosting firmalarını yorumluyorlar onlara puan veriyorlar, ayrıca çeşitli fırsat paketleri vs. var. Bu siteyi bir kolaçan ediniz fikir sahibi olunuz. Yine buna benzer, bu konseptte yabancı internet siteleri de mevcut bolca, onları da imkanınız ve vaktiniz varsa gezin dolaşın. Ayrıca bu konularda deneyim çok önemlidir, satın almadan önce mutlaka o firma hakkında güvenilir kaynaklardan yorum, bilgi alınız.
Bana çokça sorulmasındaki neden sanırım bu sitenin uzun süredir sorunsuz yayında olması. Şu bir gerçek ki bu blog sitesi Wordpress alt yapısını kullanıyor olmasının yanı sıra birçok ekstradan işlevlerle dolu, bunlar bizzat kendi çalışmalarım. Yani çıkıp da aman efendim wordpress kurmuş takılıyor başka numara yok diyen insanlara inanmayın. Wordpress blog platformunun ilk sürümünden şimdikine kadar tümünü denemiş kullanmış biri olarak hala şunu diyebilirim ki bu hazır sistemler her zaman onu kullanacak kişi/kurum tarafından tamamen gözden geçirilmelidir ki zaten açık kaynak olduğu için bunu yapmakta hiç bir sıkıntı yok.
Hosting servisine gelecek olursam, şimdiye kadar ki tecrübelerime göre eğer paranız çok değilse ve aklınız da az değilse, eğer kurumsal bir şirket de değilseniz Türkiye’den bu hizmeti almayınız. Amatör veya gelişmeye açık yeni bir iş yapacaksanız mutlaka ABD kaynaklı isimli bir yerden bu hizmeti alın, isimli den kastım tavsiye edilen ve çokça kullanılan firmaları tercih etmekten bahsediyorum. Bunun yanında WordPress, Joomla veya Durpal ya da benzer içerik sistemlerini kullanacaksanız bu sistemleri gerçekten tanıyan firmaları seçin, hatta almadan önce(Türkiye’den alacaksanız) firmaya direk sorun bunu biliyorlarsa onlara bir puan verin bilmiyorlarsa hiç bulaşmayın derim.
Çoğunlukla karşılaştığım durumlar ve bana gelen mesajlarda Türkiye’deki hosting firmalarından almış arkadaşlar ve onlara fazla trafik tükettiğiniz için vb. gibi isimlerle fazladan fatura kesiyorlar para alıyorlar. Bu Türkiye’de malesef bir gerçek, sanıyorum bu firmalar parayı ancak bu şekilde kazanabiliyorlar acı ama gerçek.
Benim tavsiye ettiğim firmalar Wordpress.Org’un tavsiye ettikleri ile aynı, yani öncelikle DreamHost, MediaTemple olmak üzere diğer tavsiye ettikleri firmalara babanızdan daha fazla güvenebilirsiniz. Bu firmaların hizmetlerinde ortak özelliklerinden birkaçı şöyledir; trafik(bandwidth)ler neredeyse sınırsız ve gerçekten sınırsızdır, verdikleri alan(disk storage) neredeyse sınırsız veya sınırsızdır, alan adı(domain) barındırma sayısı neredeyse sınırsız veya sınırsızdır ve hepsi bit tıklamada Wordpress, Durpal vb. içerik sistemlerini kurabilen sistemlere sahiptirler. Ayrıca yedekleme, veritabanı vs. aklınıza gelecek tüm konularda ileridirler. En önemlisi ise ABD deki bir firmaya Türkiye’deki ben hosting firmasıyım diyen bir firmadan daha kolay ulaşıp sorununuzu çözeceğinize emin olabilirsiniz.
Dreamhost’dan alacaksanız promo code(promosyon kodu) kısmına “wolkanca” yazın %50 kadar indirim alabilirsiniz ayrıca. Başka indirim kodları da var bu standart bir uygulama ama bazı indirim kodları daha az bazıları daha çok indirim sağlayabiliyor.
Tüm bu yazdıklarımı tecrübelerimle yazdığımı tekrar belirtmek isterim, bana hosting konusunda yazan arkadaşlara artık bu yazının bağlantısını göndereceğim, alın size bir blogunuzun olmasının güzel bir yönü daha.
© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.
Bir site tasarlamak sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Tasarımın güzelliği ayrıntılarda gizlidir ve o ayrıntılar web tasarımında o kadar fazladır ki bazen gözümüzden kaçan hatalar başkasının gözüne çok batabilir. Bu makalede sıkça yapılan hatalara dikkat çekilmiş ve tasarımda bize kolaylık sağlayacak öğelere değinilmiştir.
Tipografi
Web sayfalarında en çok göze hitap eden öğeler yazı karakterleridir. Uygun font’ların kullanılması tasarımlarımızı daha da çekici kılar. Fontların değişik işletim sistemlerindeki görünüşüne buradan bakabilirsiniz. Buradaki listede kullanıcı memnuniyetini en üst düzeye çıkarmak için “yazı tipi ailelerini” (font family) nasıl ayarlamanız gerektiğini bulabilirsiniz.

İkiden fazla Font Kullanmayın!
Tasarımlarda çok fazla sayıda font kullanmak sakıncalı olmaktadır. Eğer farklı font kullanmak istiyorsanız, başlıklar için ayrı düz yazılarınız için ayrı olmak üzere toplam 2 font belirleyin ve kullanın. Örneğin Başlıklar için “IMPACT” yazılar için “ARIAL” kullandıysanız, diğer sayfalarda da bu seçimleri kullanın. Ayrıca her font değişik alt, üst değerler ve satır yüksekliği kullanmaktadır. Bu değerleri karşılaştırmak için TypeTester programını kullanabilirsiniz.
ilgili yazılar
bu yazı basarozcan tarafından bildirgec.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: adobe, tasarım, font, renk, css, web, color, design, tipografi, hata, typography, xhtml, a list apart, html, em, typetester, kuler, colorcombos, border, sans, sans serif, themeforest, 960.gs, 960 grid system, padding, anti alias, colurlovers