Merhaba arkadaşlar. Bugün siz değerli okuyucularıma Nokia N97 ile Youtube.com adresine nasıl gireceğinizden bahsedeceğim. Malumunuz N97 içerisinde Youtube eklentisi mevcut. Fakat ülkemizde Youtube.com adresi yasaklı olduğu için N97 sahipleri malesef ki bu eklentiyi kullanamamaktalar. Youtube internet sayfasına girmek için kullanılan yöntemlerin en başında DNS değiştirmek gelir. Aynen bilgisayarınızda olduğu gibi N97 telefonunuzda da DNS [...]
Bu sene bayağı çekişmeli geçeceğe benziyor. Buyrun oylama başladı ve Teknoloji kategorisindeyim… Gördüğüm kadarıyla bu sene epeyli bir sponsor var. Gerçektende gurur verici.
Ayrıca katılımda sponsorlar gibi coşmuş
Bö! ekibini tebrik etmek lazım. Son olarak geçen sene dikkat ettimde yok niye oyları göremiyoruz yok bilmem ne gibi söylemler ortaya çıkmıştı. Bu sene Bö ekibi bununda önüne geçmiş artık kontrol panelinizden kaç oy aldığınızı anlık olarak görebiliyorsunuz.
Bö teknoloji kategorisinde yer alıyorum. Oy vermek için buradan alayım sizi…
Önemli olan yarışmak… Geyik, heyecan, sosyalite, arkadaşlık.. Daha ötesi yok…
Merhaba arkadaşlar . Son 1 aydır vakit buldukça bu proje üzerinde çalışıyordum. Google Analytics verilerini kullanıcılara gösterebilmek. İstatistikler sayfamı görmüşsünüzdür. Bu sayfayı birçok arkadaş bana mail atıp bunun bir eklenti olup olmadığını soruyordu.
Açıkcası o sayfa düne kadar manueldi. Yani istatistiklerimi kendim yazıyordum. Artık otomatikleştirme zamanı geldiğini düşünmeye başlamıştım
Sağolsun değerli kullanıcılarım bana bu fikri verdi. İnternette biraz araştırma yaptım. Bu iş için Google Analytics API ’si gerekiyordu. Ayrıca daha önceden böyle bir script yazılmış mı diye bir araştırma da yaptım. Gördüğüm kadarıyla Sergej Müller‘ den başka doğru düzgün yapılmış bir sistemde bulamadığımı söylemek isterim. Oda sağolsun Alman hiçbişi anlamadım dediklerinden ![]()
Velhasıl kelam Sergej Müller’in scriptinden esinlenerek kendime eli ayağı düzgün bir analytics export scripti geliştirdim. Buradan kendisinede bol bol teşekkür etmek isterim. Sonunda tam istediğim gibi affiili bir istatistik çıktısı alabiliyorum. 4 dosyadan oluşan bu scriptimi şimdilerde eklenti yapıp WP kullanıcılarına açmayı düşünüyorum.
Şunuda söylemeden edemeyeceğim. Daha önceden bir Wordpress eklentisi yapmadım. Açıkcası nedir ne değildir nasıl yapılır bilmiyorum. Araştırıp, kurcalayıp bu işi çözmeye çalışlacağım. 1 ayın sonunda scriptin canavar gibi hatasız ve eksiksiz olarak çalıştırabildikten sonra geliştirme aşamasına geçiyorum.
Test edin bakalım : http://www.teakolik.com/analytics/
Script ‘in yapabildikleri :
1. Son 1 aylık istatistiklerinizi grafik olarak size sunuyor.
2. İsterseniz belirli tarihler arasındaki istatistiklerinizide görebilmektesiniz.
3. Farklı hostlarda test ettim sıkıntısız çalışıyor. İstediğiniz klasörde veya alt domainde çalışabilmekte.
4. Sadece bir ayar dosyasına Gmail adresinizi ve şifrenizi girmeniz yeterli. Statlar anında ayağınıza geliyor.
Yapılacaklar :
1. WP eklentisi haline getirilecek.
2. Otomatik olarak güncelleme yapılabilecek.
3. Yönetim panelinizden belirleyeceğiniz tarihler arasındaki raporları çıktı verebilecek.
4. Text tabanlı olarak rakamsal veriler verebilecek. (Grafik haricinde)
Sanırım uzun bir süre daha kurcalayacağım ama şimdilik test olarak sizlerin beğenisine sunmak istedim.
Acaba bu eklenti tutar mı ?
Başka ne gibi özellikleri olmalı ?
Grafik arayüz mü tercih ederdiniz yoksa rakamsal ifadeler mi ?
WP eklentisi yapabilecek vakit / zaman ayırabilecek arkadaş var mı ?
Açıkcası bu yazıyı yazmamın sebebi ortaya çıkan tartışmalardan rahatsız olmamdır. Bunu ilk başta belirtmek isterim. Ne istediğimizi aslında bilmiyoruz. Ortaya çıkan tartışmaların en başında bu geliyor. Öncelikle şu kavramı kafamıza sokmamız lazım.
Blogger kimdir ?
Hemen hemen herkes ben bloggerim diyebilir. Hiç kimsenin kalkıpta “Sen blogger değilsin” demeye hakkının olmadığını düşünmekteyim. Çünkü bloggerlik için bir kavram yok , bir sınırlama yada kriterler antlaşmasıda yazılmamış. Bloggerlik kavramı son yıllarda ortaya çıkan kimine göre şöyle kimine göre böyle diye sağa sola çekilen bir nitelik.
Nitelik diyorum çünkü insanlar artık “Ben bloggerim” demeye başladı. Öncelikle kendi düşüncelerimle blogger kavramına azıcık da olsa değinmek isterim.
Bloggerliği çok geniş bir kavram içerisine soktuğumu görmüşsünüzdür. Çünkü bunun bir kriteri yok. Blogger olmak için sadece yazmak yeterli. Diğer ülkelere baktığımızda özelliklede Amerika gibi yerlerde bloggerlik bu tip kavramlardan çıkmış hatta bir iş olmaya bile başlamış. Fakat ülkemizde yeni ve daha ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız bir kavram. Bu kadar yeni olmasının eski bloggerleri bir kenara attığımızı da göstermez. Yıllardır blog yazan arkadaşlarımız var belki 10 larca değil. Fakat Onlar blogger olarak yıllardan beri yazıyor, ne duruşları değişti nede kavramları. Aslında blogger kavramını belirli nitelikler arasına sokacaksak bunu o arkadaşlara sormamız gerekiyor.
Gelelim blogger arkadaşlarımızın rahatsızlığına…
Son zamanlarda markaların blogların üstüne düşmeye başladığını gördük hatta şahit olduk. Şimdilerde öncü olan birkaç marka sayesinde blogger arkadaşlar yavaş yavaş ön planlara doğru çıktılar. Bunun yanında medya… Tabiki sadece markalar değil, medya sayesinde de blogger arkadaşları tanıma fırsatları doğdu. Şimdilerde ise gerek görsel gereksede yazılı medya bloggerler hakkında haber yapıyor yazı yazıyor hatta sosyal platformlara davet ediyorlar.
Aslında hem medya hemde markalar için bloggerler bununmaz bir nimet…
Neden mi ? Çünkü markaların reklama ihtiyaçları var. En uygun maliyetle en fazla kişiye ulaşabilmeleri için bloggerler biçilmiş kaftan. Şöyle bir düşünün…
Markanız için 10 tane blogger ayarladınız herbirinin minimum 100bin kişiye hitap ediyor. Toplamda 1miyon insana çok hızlı ve net bir şekilde reklamınızı yapabiliyorsunuz. Peki bunu Gazete yada TV ile yapmaya kalksaydınız ? Kaç kişi o yazıyla ilgilenecekti ? Yada kaç kişi o ilana bakacaktı ? Maliyeti ne olacaktı ?
İşte asıl mesele burada…
Birde bloggerler tarafından bakalım. Bildiğim kadarıyla ülkemizde markaların reklamlarını yapmak için bizzat para alan blogger yok ? Yada en azından ben almıyorum
Aslında bazı ülkelerde para alanları var biz henüz o aşamaya gelmedik
Hediyeler alıyoruz, tatil yapıyoruz, ürünlere sahip oluyoruz tabi bunun yanında diğer bloggerlerle paslaşarak hitap kitlemizi artırıyoruz. Bu extra olarak kullanıcı sayısında artışı beraberinde reklam gelirlerini getiriyor. Tabi ego tatmini ve diğer iğreç şeylerden bahsetmiyorum
Ayrı mesele…
Bu durumun iyi yanlarıda olabilir, kötü taraflarıda sayılabilir. Önemli olan şudur ki bir marka’nın iyi tarafınıda kötü tarafınıda bakmak gerektiği. Yani objektif bakabilmek. Peki kaç kişi bir markaya objektif bakabiliyor ki ?
Durum sadece objektif olmakla bitmiyor. Bunun yanında eleştiri yaparkende yıkıcı değil yapıcı olmayı gerektirir. Etik olanda budur zaten. Eğer bir yazınızda bir marka ile ilgili tanıtım yapıyorsak bunu objektif olarak yazıp varsa eleştirilerimiz yıkıcı değil yapıcı olmaya özen göstermeliyiz.
Düşünsenize büyük bir firmasınız ve böyle bir projeye adım attınız adamın bir tanesi blogunda vermiş veriştirmiş… “Ulen herife hediye verdik o kadar yedirdik içirdik adamın yaptığına bak” Demezler mi ? Aslında blogger arkadaşların buna takılmaması gerekir. Çünkü benim bildiğim blogger istediği gibi yazar. Yalnızca yazarken aklında şunu bulundurması gerekir.
Kötü eleştiri yapacaksa yıkıcı değil yapıcı…
İyi eleştiri yapacaksa yalakalık değil öneri…
Çünkü biz bloggerleri yüzbinlerce insan takip ediyor. Bunlardan birçoğuda yazılı ve görsel medyadan daha fazla bloggerlere inanıyor, güveniliyor. Eğer ki dozajı kaçırırsak sadece yazıyı yazanlar değil diğer bloggerlerde zarar görecektir.
Güven sadece sizin blogunuza değil tüm bloglara olan güvendir..!
Duruma birde okuyucu tarafından bakalım… Düşünün, birde kendinizi okuyucularınızın yerine koyun sadece yazıp çizip atacak değil. Okuyan ve inanan kesimden bakalım…
İnsanların güvenini kazanmak zordur. Güveni tek bir yazıyla kaybedebilirken 1000 tane yazıyla belki ancak sağlayabilirsiniz..!
Şimdi bakıyorumda millet orada burada tartışıyor. Birileride onları okuyor. Mesela Şöyle düşünün. Siz Türkiye’nin en büyük kullanıcı kitlesine sahip tvlerde program sunan veya tanınan bir şahsiyetsiniz. Kalkıpta X firmasının ürününü alıp göklere çıkarttınız sonra X firmasının rezil rüsva bir ürünü olduğunu gördünüz yinede eleştiri yapmadınız sonra ? Sonrasını söyleyeyim İNEK ŞABAN olursunuz..!
Hatırlarsanız rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Reklam yıldızı olmuştu o filmde uyduruk kıytırık markaların reklamını yapıyordu tabi akabinde sevilen bir insan olduğu için insanlar o markaları aldı kullandı sonra ellerinde patladı… Olan bizim İNEK ŞABAN’A oldu… Senaryo aynı durum aynı…
Yada durumu tersine çevirelim. Siz firmayı yerden yere vurdunuz fakat firma çok kaliteli ve düzgün bir iş yapıyor sonra ne olacak ? Okuyucularınızın gözünde o markanın alacağı durumu düşünsenize ? Hem adam sizi yedirecek gezdirecek yada hediyeler verecek sizde markasının karizmasını bir kalemde dağıtacaksınız… Ne insanlığa sığar nede ahlaka..!
Bloggerler söylediğim gibi son zamanlarda markalar tarafından keşfediliyor ve ortak işler yapılıyor. Önemli olan objektif olmak ve doğruyu yazmak…
Peki ben ne yapıyorum ? Hediye mi geldi gelsin alırım incelerim eğer ki eleştiri yapacaksam bunu ilk önce firmaya bidiririm. Firma hakkında yapıcı eleştiri yaparım. Baktım çok dandik bir ürün geri gönderirim. “Yok kardeşim ben bunu yazmam” Yada firmanı yalaksı olacağımı düşünürsem aman benden uzak dursun..!
Gerçi işin içine para girince insanların ne yapacağı belli olmuyor buda ayrı bir mesele…
Peki neden tartılşıyoruz ? İşte anlamadığım meselede burada ortada hiçbir kritere sahip olmayan bir nitelik yada sıfat olan bloggerlik kavramına kalkıpda bir kalıba yerleştirip sonrada yorumlamak açıkcası bana pek doğru gelmiyor.
Blogger istediğini yazar istediğini çizer.
Çizeceksek adam gibi eleştiri yapalım adamlara yapıcı eleştirilerde bulunalım. Eğer ki dozu fazlaysa markaya benden uzak dur kardeşim ürününü beğenmiyorum… Yada öveceksem adam gibi iş beklerim bknz:Zemana ürününe güveniyorsa zaten markada rahattır bloggerde rahattır… Blogger ne yazacağını iyi bilir. Marka ise kimi seçeceğini ürünün kalitesiyle, bloggerin kalitesiyle belirler. Şurasıda bir kesinliktir ki Toshiba bana gelipte bizim X modeli ürünümüzü al sana hediye incele demez. Niye desin ki 100bin – 150bin kadar hit alan birisiyim hitap ettiğim kitle ortada… Haa yazım tarzımı beğeniyordur yorumlarımı seviyordur ayrı mesele istisnai bir durum…
Son olarak şunu söylemek isterim. Birbirimize’de objektif bakalım. Çizeceksek adam gibi yazacaksak yalanmadan…
NOT: Bu yazımı diğer blogger arkadaşlara paslamak isterim. İsteyen varsa buradan düzenleme yaparak mimleyebilirim.

Sprite bu sitesiyle eğlenceyi 12′den vuruyor müziği görselliği ve yaptıklarıyla site harıka. Son zamanlarda gençlerin kalbine giden yolun eğlenceden geçtiğini anlayan büyük şirketler bu amaçla site açıp para döküp gençlere çok kalıcı ve güzel bir reklam yapıyorlar. Bizlerde eğlenmiş oluyoruz ve arada ama şimdi sitenin içeriğinden bahsetmek istiyorum Acımasız Gerçekler sitesi yapı ve görsellik olarak harıka görsel yapının uyumu sade amacına yönelik tasarımı ve kolay kullanımı siteyi ve eğlenceyi çok cazip hale getirdi desek yeridir. Sizi kullanıp atan sevgilinizin resmini yüklüyor ne yapmak istediklerinizi seçiyor ve sonra onu video olarak izliyorsunuz deneyin…
limitsizim.com
Son zamanlarda gerçekten de kaliteli reklamlar televizyona ve internete hoş bir tat ve heyacan getirdi. İşte bu reklamlardan en çok dikkatimi çeken ve beğendiklerim Sprite‘ın Acımasız Gerçekler(imiz) adına çekmiş olduğu reklam filmleri. İnanın filmleri hatırladıkça neşem yerine geliyor
Bahsettiğim birbirinden eğlenceli videoları Sprite‘ın kendi sitesinden izleyebilirsiniz. Özellikle Aşk Aptallaştırır favorimdir
Bu Acımasız Gerçekler olayı o kadar tutmuş olacak ki artık bir siteleri ve bu sitede ayrı zamanlarda işleyecekleri farklı temaları bile var. Şuanki konu “sizi kullanıp atan sevgilinizin elinize düşmesi” üzerine. Mecazi anlamda ele düşmek değil, gerçekten de sevgilinizi düşündüren bir oyuncak bebek (voodoo)’in elinize düşmesinden bahsediyoruz. Bu orjinal fikir ve devamı için Acımasız Gerçekler.com sitesine bir ziyarette bulunabilirsiniz. Eğleneceğinize eminim
Sponsorlar:WebGrup,
Yazan : Şadi Evren ŞEKER
Yazılım mühendisliğinde kullanılan bir mimari yaklaşımdır. Basitçe yazılımın tasarımı ve geliştirilmesi aşamalarında etkili olan bir bakış açısını yansıtır.
Bu bakış açısına göre kullanıcı ara yüzü (user interface) ile iş mantığı (business logic) birbirinden ayrı olmalıdır. Yani kullanıcıların önündeki ekranların tasarlanması ve geliştirilmesi sırasında kullanıcı gözüyle analiz yapılmalı ve bu analize göre kullanıcıya en kullanışlı (user friendly) ekran tasarımı yapılarak geliştirilmelidir. Arka tarafta ise iş mantığı (business logic) gözetilmeli ve kullanıcı ara yüzlerinden bu mantığa bağlantı kurulmalıdır.
MVC yaklaşımı 3 parçadan oluşur bu parçalar isminde de geçen :
parçalarıdır.
Bu parçalardan model, bilgiyi (information) veya veriyi (data) göstermek için kullanılır. View (Bakış) ise kullanıcı ara yüzünü ve kullanıcının sistem ile olan iletişimini ele alır. Controller (Kontrolcü) ise sistemin veri akışını ve bu verinin model ile olan bağlantısını kontrol etmek amacıyla kullanılır.

Yukarıdaki şekilde bu parçalar arasındaki bağlantı görülmektedir. Model parçasında modellenen veriye view(Bakıştan) doğrudan erişim bulunurken kontrolcü parçası iki parçaya da erişerek kontrolü sağlamaktadır.
MVC yaklaşımını gerçek hayattan bir örnek ile anlatmak gerekirse. Örneğin bir web sayfasının geliştirilemsi sırasında Bakış katmanı genelde HTML dilinde üretilir. HTML dilindeki bu sayfaları üreten sunucu tarafında bir kodlama (örneğin PHP, JSP veya ASP gibi) bir katman bulunur ki bu katmana kontrolcü (controller) ismi verilir. Son olarak verinin tutulduğu ve modellendiği bir katman da bulunur ki bu katmanada Model ismi verilir. Dolayısıyla MVC yaklaşımına göre bazı teknolojilerin katmanlandırılması aşağıdaki şekilde olabilir:

Yukarıdaki katmanlar birer örnek olarak düşünülüp farklı teknolojilerinde burada kullanılabileceği unutulmamalıdır.
Günümüzde .NET J2EE gibi ortamları MVC mimarisine uygun geliştirme ortamları olarak görmek mümkündür. Ayrıca bu ortamlarda birden fazla MVC alternatifi çerçeve (Framework) de bulunmaktadır. Örneğin J2EE ortamı için JSF (Java Server Faces) , Structs, JSP gibi alternatifler sayılabilir.
Yeni içeriğin kolay bir şekilde takip edilmesini sağlayan RSS‘leri artık sürekli içerik tazeleyen neredeyse tüm web siteleri destekler hale geldi. Hemen hemen her blog kullanıcısı RSS abone sayısına önem verir. Fakat abone sayısı ile beraber, içeriğin okunma sayısı zaman zaman orantısız olabilir. Bir süredir aYYaS Blog! üzerinde ki RSS – İçerik ilişkisini izlemeye çalışıyorum.
Öncelikle, aYYaS Blog’un 510 kadar RSS abonesi bulunuyor. Günden güne bu sayı 490 ile 534 arasında değişebiliyor. Türk blogküresi arasında bu sayı için ortalamanın üzerinde, fena değil diyebiliriz. Bu demek oluyor ki RSS aracılığı ile beraber – RSS’lerden içerik toplayıp sunan siteler dışında – site içeriği ortalama 510 kadar RSS abonesine ulaşabilir.
FeedBurner üzerinden gelen istatistiklere göre, bloga girilen bir yazının aynı gün içerisinde ortalama 80 kez tıklandığını okunduğunu ve ortalama 25 kez tam içeriğe ulaşıldığını görüyorum. Blogun içeriği RSS beslemelerinde tam olarak gözüktüğü için bu orana normal diyebiliriz.
Girilen içeriğin, yazının niteliğine göre okunma sayısı değişebiliyor. Özellikle inceleme yazıları, haber yazılarına göre daha çok okunabiliyor. Tabii, bu her yazı için geçerli olmuyor.
Facebook Reklam İzlenimleri yazısı 6 gün içerisinde yaklaşık 160 kez RSS aboneleri tarafından görüntülenmiş ve 42 kez tıklanmış. Who’s Amung Us Türkçe oldu yazısı ile 5 gün içerisinde 160 kez RSS abonelerine ulaşmış.
RSS yazılarının toplam okunmaları sık sık içerik girilmesi ile doğru orantılı. Bloga yazı girdiğimiz günlerde, günlük RSS aracılığı ile yazıların okunma sayısı 319′lara ulaşırken, en son içerik girişimizden 3 gün sonrasında bu rakam 75′lere düşüyor. Hele ki 2 hafta girmezsek bu rakam 50′lere kadar iniyor.
Son 1 ayda, RSS aracılığı ile 44 yazı 3.812 kez okunurken, bu yazılar 658 kez tıklanıp yazının orjinaline ulaşılmış.
Sizde durumlar nasıl bilmiyorum ama bu rakamların daha yüksek olması her blog sahibini mutlu eder. Aslında, bu işin önemli noktalarından biri çok abonenin olmasının yanı sıra belirli aralıklarla aksatmadan, kaliteden ödün vermeden yazı yazabilmek. 2008′de aksattığımız yazıları 2009 ile telafi etmeye çalışıyoruz. Bizi usanmadan izlediğiniz için teşekkür ederiz.

Geçen seneki Blog Ödülleri’nin hatıraları daha hafızada taze iken Blog Ödülleri 2009 oylamaları başlamış bile.
Adaylara baktığımız zaman blog dünyamızın bir yılda ne kadar mesafe aldığını görmemiz mümkün. Gerçekten hem nicelik hem de nitelik olarak gelişen bir blog dünyamız var. Adayların çoğalması beraberinde büyük bir seçme zorluğu getiriyor. Ama yeni blogları keşfetmenin heyecanı bu seçme zorluğunu bir nebze de olsa unutturuyor.
Blog Ödülleri ekibi bu yıl da çok çalıştılar. Son derece sade ve güzel bir site hazırladılar. Gelişmeleri sosyal medya aracılığı ile bizlerle paylaştılar. Önemli markaları sponsor olmaya ikna ettiler. Adaylık ve oylama sürecinin mümkün olduğunca hatasız olması için de ellerinden geleni yapıyorlar. Aldığımız haberlere göre de güzel bir ödül gecesi hazırlıyorlar.
Bu seneki sistemde bazı yenilikler de var. Katılanlar ana sayfadan ulaşılabilecek kontrol paneli ile kendi oylarını görebilecekler. Ayrıca verdiğiniz oyu geri almanızı ve değiştirmenizi sağlayan bir yapı da sisteme eklenmiş. Bu uygulamaların oylama heyecanını ve ilgiyi arttıracağı kuşkusuz.
Geçen sene adaylarımı açıklamamıştım ama bu sene izninizle seçebildiğim bazı adaylarımı açıklamak istiyorum. Çünkü bu yarışı tatlı bir rekabet olarak görüyorum. Burada amaç birilerinin birinci olması veya hediye kazanmasından ziyade hep beraber büyüttüğümüz bir değer olan Türk Blog Dünyasının bir araya gelerek daha da güçlenmesi. Bu gerçekleştiği zaman bloglamanın daha keyifli bir uğraş haline geleceğine inanıyorum.
İşte Adaylarım:
* İş Dünyası Blogları Kategorisi: Burak Büyükdemir
* Kadın Blogları Kategorisi: Alışveriş Blog
* Kişisel Bloglar Kategorisi: Uyuyang
* Reklam-Pazarlama Blogları Kategorisi: A. Selim Tuncer – Diyalog
* Spor Blogları Kategorisi: Yerel Futbol
* Teknoloji Blogları Kategorisi: Azbilmiş
Diğer kategorilerdeki adayları seçmem biraz uzun sürecek gibi gözüküyor. İlerde belki bu listeyi güncelleyebilirim. Bütün blog yazarı arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum.
———————————————————————————–
Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–
Benzer Yazılar:
Son dönemde internet girişimciliği ile yatıp kalkan biri olarak gerek global girişimleri gerekse yerli girişimleri ve bu alandaki gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. Paramarka ile ilk karşılaşmam da katıldığım bir girişimcilik seminerinde oldu. Paramarka fikrini ilk duyduğumda açıkçası çok cazip bir fikir gibi gelmemişti. Çünkü yerli pazarda, yapısal olarak kullanıcının ürettiği içeriğe dayalı bir sistemi bir yerlere getirmek oldukça güç bir iş. Fakat Paramarka’nın inatçı ekibi başlarına gelen olumsuzluklara rağmen ilk aşamayı atlatıp sitelerini açmayı başardılar.
Paramarka -şu haliyle- temel olarak kullanıcıların markalara çeşitli formatlarda (slogan, video, afiş v.s.) reklam hazırladıkları bir site. Kullanıcılar markanın hazırlamış olduğu açıklamadan sonra hünerlerini sergileyip işlerini siteye yüklüyorlar. Yüklenen işler diğer kullanıcılar tarafından oylanarak bir yarışma ortamı oluşturuluyor. Yarışma sonunda kazanan katılımcılara marka tarafından para ödülü veriliyor.
Paramarka’nın ilk yarışması Çilek Çocuk Odası ile ilgiliydi. Yarışma birkaç gün evvel sonuçlandı. 143 slogan arasından kullanıcı oylarıyla “Kim büyümek ister ki” sloganı birinci oldu. Ayrıca marka yetkilileri benim sloganımı da [Çilek Odası / Evin en tatlı odası
] ödüle layık görmüşler.
İtiraf etmek gerekirse bu sloganı siteye yazarken çok fazla düşünmemiştim. Bir anda aklıma gelen bir şeydi. Hele ödüle layık görüleceği hiç aklıma gelmemişti. Kısacası benim için oldukça hoş bir sürpriz oldu
Paramarka’yı önümüzdeki günlerde daha zorlu süreçler bekliyor. Sistemlerini daha sağlam temellere oturtabilirlerse başarılı bir girişime imza atabilirler. Tabii başarmaları gereken en önemli şeylerden biri de kaliteli bir komüniteyi toplamak ve bu komüniteden markaları da tatmin edecek güzel işler çıkmasını sağlamak. Gelişmeleri izliyor olacağız.
———————————————————————————–
Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–
Benzer Yazılar: