Yorumlar kapalı

Blogger arkadaşlar rahatsızmış…

Tarih: Pazar, Nisan 26, 2009 Kategori: Makaleler, Teknoloji

Açıkcası bu yazıyı yazmamın sebebi ortaya çıkan tartışmalardan rahatsız olmamdır.  Bunu ilk başta belirtmek isterim.   Ne istediğimizi aslında bilmiyoruz.   Ortaya çıkan tartışmaların en başında bu geliyor.   Öncelikle şu kavramı kafamıza sokmamız lazım.

Blogger kimdir ?

Hemen hemen herkes ben bloggerim diyebilir.  Hiç kimsenin kalkıpta “Sen blogger değilsin” demeye hakkının olmadığını düşünmekteyim.  Çünkü bloggerlik için bir kavram yok , bir sınırlama yada kriterler antlaşmasıda yazılmamış.  Bloggerlik kavramı son yıllarda ortaya çıkan kimine göre şöyle kimine göre böyle diye sağa sola çekilen bir nitelik.

Nitelik diyorum çünkü insanlar artık “Ben bloggerim” demeye başladı.   Öncelikle kendi düşüncelerimle blogger kavramına azıcık da olsa  değinmek isterim.

Bloggerliği çok geniş bir kavram içerisine soktuğumu görmüşsünüzdür.  Çünkü bunun bir kriteri yok. Blogger olmak için sadece yazmak yeterli.  Diğer ülkelere baktığımızda özelliklede Amerika gibi yerlerde bloggerlik bu tip kavramlardan çıkmış hatta bir iş olmaya bile başlamış. Fakat ülkemizde yeni ve daha ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız bir kavram.  Bu kadar yeni olmasının eski bloggerleri bir kenara attığımızı da göstermez.  Yıllardır blog yazan arkadaşlarımız var belki  10 larca değil. Fakat Onlar blogger olarak  yıllardan beri yazıyor, ne duruşları değişti nede kavramları.  Aslında blogger kavramını belirli nitelikler arasına sokacaksak bunu o arkadaşlara sormamız gerekiyor.

Gelelim blogger arkadaşlarımızın rahatsızlığına…

Son zamanlarda markaların blogların üstüne düşmeye başladığını gördük hatta şahit olduk.  Şimdilerde öncü olan birkaç marka sayesinde blogger arkadaşlar yavaş yavaş ön planlara doğru çıktılar.  Bunun yanında medya… Tabiki sadece markalar değil,  medya sayesinde de blogger arkadaşları tanıma fırsatları doğdu.  Şimdilerde ise gerek görsel gereksede yazılı medya bloggerler hakkında haber yapıyor yazı yazıyor hatta sosyal platformlara davet ediyorlar.

Aslında hem medya hemde markalar için bloggerler bununmaz bir nimet…

Neden mi ? Çünkü markaların reklama ihtiyaçları var. En uygun maliyetle en fazla kişiye ulaşabilmeleri için bloggerler biçilmiş kaftan. Şöyle bir düşünün…

Markanız için 10 tane blogger ayarladınız herbirinin minimum 100bin kişiye hitap ediyor. Toplamda 1miyon insana çok hızlı ve net bir şekilde reklamınızı yapabiliyorsunuz. Peki bunu Gazete yada TV ile yapmaya kalksaydınız ? Kaç kişi o yazıyla ilgilenecekti ? Yada kaç kişi o ilana bakacaktı ? Maliyeti ne olacaktı ?

İşte asıl mesele burada…

Birde bloggerler tarafından bakalım. Bildiğim kadarıyla ülkemizde markaların reklamlarını yapmak için bizzat para alan blogger yok ? Yada en azından ben almıyorum :) Aslında bazı ülkelerde para alanları var biz henüz o aşamaya gelmedik :) Hediyeler alıyoruz, tatil yapıyoruz, ürünlere sahip oluyoruz tabi bunun yanında diğer bloggerlerle paslaşarak hitap kitlemizi artırıyoruz. Bu extra olarak kullanıcı sayısında artışı beraberinde reklam gelirlerini getiriyor. Tabi ego tatmini ve diğer iğreç şeylerden bahsetmiyorum :) Ayrı mesele…

Bu durumun iyi yanlarıda olabilir, kötü taraflarıda sayılabilir. Önemli olan şudur ki bir marka’nın iyi tarafınıda kötü tarafınıda bakmak gerektiği. Yani objektif bakabilmek. Peki kaç kişi bir markaya objektif bakabiliyor ki ?

Durum sadece objektif olmakla bitmiyor. Bunun yanında eleştiri yaparkende yıkıcı değil yapıcı olmayı gerektirir. Etik olanda budur zaten. Eğer bir yazınızda bir marka ile ilgili tanıtım yapıyorsak bunu objektif olarak yazıp varsa eleştirilerimiz yıkıcı değil yapıcı olmaya özen göstermeliyiz.

Düşünsenize büyük bir firmasınız ve böyle bir projeye adım attınız adamın bir tanesi blogunda vermiş veriştirmiş… “Ulen herife hediye verdik o kadar yedirdik içirdik adamın yaptığına bak” Demezler mi ? Aslında blogger arkadaşların buna takılmaması gerekir. Çünkü benim bildiğim blogger istediği gibi yazar. Yalnızca yazarken aklında şunu bulundurması gerekir.

Kötü eleştiri yapacaksa yıkıcı değil yapıcı…
İyi eleştiri yapacaksa yalakalık değil öneri…

Çünkü biz bloggerleri yüzbinlerce insan takip ediyor. Bunlardan birçoğuda yazılı ve görsel medyadan daha fazla bloggerlere inanıyor, güveniliyor. Eğer ki dozajı kaçırırsak sadece yazıyı yazanlar değil diğer bloggerlerde zarar görecektir.

Güven sadece sizin blogunuza değil tüm bloglara olan güvendir..!

Duruma birde okuyucu tarafından bakalım… Düşünün, birde kendinizi okuyucularınızın yerine koyun sadece yazıp çizip atacak değil. Okuyan ve inanan kesimden bakalım…

İnsanların güvenini kazanmak zordur. Güveni tek bir yazıyla kaybedebilirken 1000 tane yazıyla belki ancak sağlayabilirsiniz..!

Şimdi bakıyorumda millet orada burada tartışıyor. Birileride onları okuyor. Mesela Şöyle düşünün. Siz Türkiye’nin en büyük kullanıcı kitlesine sahip tvlerde program sunan veya tanınan bir şahsiyetsiniz. Kalkıpta X firmasının ürününü alıp göklere çıkarttınız sonra X firmasının rezil rüsva bir ürünü olduğunu gördünüz yinede eleştiri yapmadınız sonra ? Sonrasını söyleyeyim İNEK ŞABAN olursunuz..!

Hatırlarsanız rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Reklam yıldızı olmuştu o filmde uyduruk kıytırık markaların reklamını yapıyordu tabi akabinde sevilen bir insan olduğu için insanlar o markaları aldı kullandı sonra ellerinde patladı… Olan bizim İNEK ŞABAN’A oldu… Senaryo aynı durum aynı…

Yada durumu tersine çevirelim. Siz firmayı yerden yere vurdunuz fakat firma çok kaliteli ve düzgün bir iş yapıyor sonra ne olacak ? Okuyucularınızın gözünde o markanın alacağı durumu düşünsenize ? Hem adam sizi yedirecek gezdirecek yada hediyeler verecek sizde markasının karizmasını bir kalemde dağıtacaksınız… Ne insanlığa sığar nede ahlaka..!

Bloggerler söylediğim gibi son zamanlarda markalar tarafından keşfediliyor ve ortak işler yapılıyor. Önemli olan objektif olmak ve doğruyu yazmak…

Peki ben ne yapıyorum ? Hediye mi geldi gelsin alırım incelerim eğer ki eleştiri yapacaksam bunu ilk önce firmaya bidiririm. Firma hakkında yapıcı eleştiri yaparım. Baktım çok dandik bir ürün geri gönderirim. “Yok kardeşim ben bunu yazmam” Yada firmanı yalaksı olacağımı düşünürsem aman benden uzak dursun..!

Gerçi işin içine para girince insanların ne yapacağı belli olmuyor buda ayrı bir mesele…

Peki neden tartılşıyoruz ? İşte anlamadığım meselede burada ortada hiçbir kritere sahip olmayan bir nitelik yada sıfat olan bloggerlik kavramına kalkıpda bir kalıba yerleştirip sonrada yorumlamak açıkcası bana pek doğru gelmiyor.

Blogger istediğini yazar istediğini çizer.

Çizeceksek adam gibi eleştiri yapalım adamlara yapıcı eleştirilerde bulunalım. Eğer ki dozu fazlaysa markaya benden uzak dur kardeşim ürününü beğenmiyorum… Yada öveceksem adam gibi iş beklerim bknz:Zemana ürününe güveniyorsa zaten markada rahattır bloggerde rahattır… Blogger ne yazacağını iyi bilir. Marka ise kimi seçeceğini ürünün kalitesiyle, bloggerin kalitesiyle belirler. Şurasıda bir kesinliktir ki Toshiba bana gelipte bizim X modeli ürünümüzü al sana hediye incele demez. Niye desin ki 100bin – 150bin kadar hit alan birisiyim hitap ettiğim kitle ortada… Haa yazım tarzımı beğeniyordur yorumlarımı seviyordur ayrı mesele istisnai bir durum…

Son olarak şunu söylemek isterim. Birbirimize’de objektif bakalım. Çizeceksek adam gibi yazacaksak yalanmadan…

NOT: Bu yazımı diğer blogger arkadaşlara paslamak isterim. İsteyen varsa buradan düzenleme yaparak mimleyebilirim.

Yorumlar kapalı

Dünya’nın Yapısı

Tarih: Salı, Nisan 21, 2009 Kategori: Bilgisayar, Bilim Haberleri
Dunyanın iç yapısı

Dunyanın iç yapısı

Dünya’nın içi akıl almaz ölçüde sıcak bir fırına benzer. Ama genellikle taştan oluşur, çekirdeğinin çok küçük bir bölümü tümüyle sıvıdır. Yerküreyi bir uçtan ötekine geçen deprem dalgaları bize onun fiziksel özellikleri ile çeşitli katmanlarının yoğunluğu ve kalınlığı konusunda bilgi verir. Biz yalnız yüzeye çok yakın kayaçları tanırız. En derine inen sondajlar bile kabuğun ancak yarısına kadar ulaşabilmiştir.

Dünya’nın Çekirdeği

Katı yerkürenin çapı ortalama 6.371 km’dir. Yaklaşık 2.900 km derinde bir sınır bölgesi, bir süreksizlik bulunur. Bunu deprem dalgalarının yalnızca bir bölümünün geri yansımasından anlıyoruz. Burası katıdan sıvıya geçiş bölgesidir. Daha iç bölgelerin, yani çekirdeğin, yaklaşık 10 g/cm3 gibi çok yüksek bir yoğunluğu vardır. Ancak demir içeren göktaşları buradaki sıcaklık ve basınç koşulları altında oluşana benzer bir yoğunluğa ulaşabilir. Bu nedenle bugün, çekirdeğin daha çok demir ve nikelden oluştuğu varsayılıyor. Daha az benimsenen bir düşünce ise çekirdeğin de kabukta bulunan elementlerle aynı karışımda, yalnız daha yoğun olduğudur. Daha içte, yaklaşık 5.150 m derinde yeni bir sınır bölgesi daha vardır, bu da oradan sonraki bölümün fiziksel özelliklerinin daha farklı olduğunu gösterir. Büyük bir olasılıkla burası katıdır. 3.500 km’lik bir çapı olan çekirdeğin 175 milyar km3’lük bir hacmi vardır, yani yerkürenin yaklaşık yüzde 16’sını oluşturur. Buna karşılık ağırlığı, toplam ağırlığın yüzde 32’si kadardır. Yüzeyindeki elektrik akımlarının da, Dünya’nın magnetif alanının oluşmasına yol açtığı düşünülmektedir.

Manto

2 – 60 km arasındaki derinliklerde mantoya ulaşılır. Burası Mohorovicic süreksizliği adı verilen sınır bölgesiyle üstündeki kabuk katmanından ayrılır. Bu alandaki maddelerin yoğunluğu birden bire 2,9 gr/cm3’ten 3,3 gr/cm3’e çıkar. 700 km kadar derine inildiğinde ise yoğunluk 3,3 gr/cm3’ten 4,5 gr/cm3’e yükselir. 2.000 km derinlikte bu değer 5,7 gr/cm3 olur. Bu bölge yaklaşık 900 milyar km3’lük hacmiyle yerkürenin toplam hacminin yüzde 83’ünü oluşturur. Mantoda bulunan kayaçların daha az silisyum oksit içerdiği, buna karşılık daha ağır olan metal oksitlere, özellikle de magnezyim (% 37) ve demire (% 12) sahip olduğu bilinir; bu da onun renginin daha koyu olmasına yol açar. Kayaç yapılı meteorların kimyasal bileşimi bu mantonun yapısıyla uyuşur. Deprem dalgalarının yayılış biçimine bakılırsa burası sıvı değil katı, daha doğrusu plastik bir durumdadır. Sıcaklık kabuktaki kadar çok artmaz, en çok 2.500 dereceye çıkar. Kayaçların sıvıya dönüşmelerini engelleyen etken, üstlerindeki yüksek basınçtır. Yalnız tektonik tedirginlikler sonucu yerel sıvılaşmalar olabilir. Kabukta ortaya çıkan bütün hareketlerin nedeni mantonun astenosfer adı verilen üst katmanlarından kaynaklanır. Katmanlar arasındaki ısı farklarından dolayı plastik haldeki kayaçlar da durumları elverdiğince hareket ederler. Deprem bölgelerinin gösterdiğine göre 600 km derinliklerde kırılmalar olabilmektedir.

Kabuk

Katı yerkürenin en üst katmanına kabuk denir ve kalınlığı 5 km ile 60 km arasında değişir. Burası tüm hacmin yüzde 1,5’ini kapsar. Kabuğun yoğunluğu mantodan daha azdır. Kıtalar ile okyanusların altındaki kabuklar arasında fark vardır. 20-60 km kalınlığındaki hafif kabuk levhaları kendilerinden daha yoğun olan mantonun üstünde yüzer; böylece kıtalar, okyanus diplerine göre biraz daha yüksekte kalır. Okyanus dipleri ise 5-10 km kalınlıkta olur ve büyük ölçüde yoğunluğu 2,9 gr/cm3 olan bazalttan oluşur. Her ikisi de mantonun üstünde bulunur ve onun çarpma hareketlerinden etkilenir. Bu arada kabukta çatlaklar olur ve mantodan buraya sızan madde nedeniyle okyanus diplerinde yeni bir kabuk oluşmaya başlar. Bu bölge iki yanındaki daha soğuk alan tarafından bastırılınca yukarı doğru yükselir ve duruma göre ortaya ya bir ada ya da sıradağlar çıkar.

Biz yalnız kabuğun kıta bölgesindeki yapısını ve kayaçlarını tanırız. Kabuğun üst katmanları daha çok silisyum oksit içerir ve ortalama 2,7 gr/cm3 yoğunluğundadır. Bu daha aşağı katmanlarda 2,9 gr/cm3’e çıkar. Her ikisi arasında, Konrad süreksizliği adını taşıyan bir sınır bölgesi vardır. Alt katmanlarda, içinde kuvars (SiO2) olmayan başkalaşım kayaçları bulunur. Üst bölgeler ise bildiğimiz çeşitliliğiyle öteki kayaçlardan oluşur. Mağma kayacı ya da korkayaç denen kayaçlar, mantonun yerel olarak eriyip başka bir yerde yavaş yavaş soğumasıyla ortaya çıkar. Bunların en bilinenleri kuvars içeren granitlerdir. Vulkanitler ise daha hızlı soğuyan ve camlaşmış parçalar içeren kayaçlardır. Rüzgar ve akarsuların etkisiyle yeryüzünden kopan parçaların denizlerin dibinde birikerek taşlaşması ise tortul kayaç denen kayaçların oluşmasına yol açar. Bu kayaçlar yerkabuğu hareketleri nedeniyle bulundukları yerden daha derinlere iner ve buralardaki sıcaklık ve basınç nedeniyle değişime uğrarlarsa, bu kez de başkalaşım kayaçları ortaya çıkar. Kabuğun kıta bölümünde her 100 m derinliğe inildikçe sıcaklık da 3 derece artar.

Nedir bu Pelin Batun’un Murat Bardakçı’dan çektiği

Tarih: Pazar, Nisan 19, 2009 Kategori: Bilgisayar

pelin-batuAçık yazmam gerekirse televizyonlardaki bu kadar dizi, şov vs. eğelence programlarının karşısına böyle kültürel bir programla çıkmak her yiğidin harcı değil, bu yüzden Murat Bardakçı, Fatih Altaylı ve diğer hepsini tekrardan tebrik etmek istiyorum.

Ben Murat Bardakçı’nın ve Fatih Altaylı’nın Habertürk’deki bu programları yapmaya başladığından beri takip ederim, taa ki dün abiler Bakırköy’de saat 03:00 de yaptıkları bir kazı ile tüm ilçenin elektiriklerini kesene kadar.

Programın en cafcaflı yerini maalesef ki seyredemedim, Pelin Batu’uya Murat Bardakçı’nın takılması çok hoşumuza gidiyor. Pelin Batu hanfendinin o kültürlü ve muhteşem hali, sinirlendiğinde bile nezaketi, hanfendiliğini kaybetmemesi çok hoşuma gidiyor. Yalnız Murat Bardakçı çok sinirli bir abimiz, olsun ama onu da öyle kabul ettik biz.

pelin-batu-2

Dün gece işte tam bizim burada elektirikler kesildiğinde aşağıdaki durum yaşanmış, saolsun Habertürk’çü arkadaşlar internet sitelerine koymuşlar benim için.

preview image

Ünlü çi ve gazeteci Murat Bardakçı’nın hazırlayıp sunduğu “Tarihin Arka Odas” programı renkli görüntülere sahne oldu. Cumartesi gecesi yapılan programın bitmesine yakın dakikalarda bir izleyicinin sorduğu soru sonrasında hoş bir sohbet ortaya çıktı. Murat Bardakçı, Pelin Batu’yu bu kez fena korkuttu.

İşte Pelin Batu’yu “Hayır hayır” dedirterek, masa üzerine çıkartan o diyalog:

Pelin Batu daha önce de eylemci ruhunu göstermişti. blog.wolkanca.com/pelin-batu-eylemci-ruhunu-tarihin-arka-odasinda-gosterince

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , , , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

Yalnız başınızayken kalp krizi geçirirseniz?

Tarih: Salı, Nisan 14, 2009 Kategori: Bilgisayar

kalp-kriziDiyelim ki, mesai saati bitti ve siz de akşam 18:30 civarında, alışılmadık derecede zorlu bir iş gününün ardından (tabii ki tek başınıza) arabanıza binip evin yolunu tuttunuz. Çok yorgunsunuz ve canınız da fena halde sıkkın ve sinirli bir haldesiniz.

Birdenbire göğsünüzde, kolunuza ve çenenize doğru yayılmaya başlayan korkunç bir ağrı hissediyorsunuz. En yakın hastaneye sadece on dakikalık mesafedesiniz ama hastaneye ulaşmayı başarıp başaramayacağınızdan bile emin değilsiniz.
Ne yapacaksınız?

İlk yardim kurslarına katılacak kadar akli başında biriydiniz ama kurstaki eğitmen, sizin başınıza bir şey geldiğinde ne yapacağınızı öğretmedi!

Yalnız başınızayken kalp krizi geçirirseniz nasıl hayatta kalırsınız?

Pek çok kalp krizi geçirdiği sırada tek başına oluyor; etrafta yardim edecek kimse bulunmuyor. Kalp atışları düzensizleşen ve kendisini bayılacakmış gibi hisseden birinin bilincini yitirmeden önce yalnızca 10 saniye kadar zamanı vardır. Bu durumda ne yapmanız gerekir?

Cevap:
Paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmeye başlayın.

Arabanızı sağa çekin motoru durdurup dörtlüleri yakin arabanın arkasına geçip sırt üstü yere yatın ayaklarınızı arabanızın bagajına doğru yukarı kaldırın ve öksürmeye başlayın öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alin; öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün.

Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardim gelene dek yada kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın. Sakin arabanızın içinde oturmayın bu esnada sizi gören insanlar yardim edeceklerdir.

  • Derin nefes almak ciğerleri oksijenle doldurur.
  • Öksürmek kalbe tazyik yapar ve kan dolaşımını rahatlatır.
  • Kalbe uygulanan bu tazyik, kalbin normal ritmine dönmesini kolaylaştırır.
  • Bütün bunlar size, bilincinizi kaybetmeden önce hastaneye yetişecek zamanı tanir.
  • Ayaklarınız yukarı doğru kaldırılmış olduğundan vücudunuzdaki bütün kan kalbe basınç yapacaktır.
  • Bu pozisyonda yatmak kalbin normal çalışmaya düzenine geçmesine yardımcı olur.

Lütfen bu konuda mümkün olduğunca çok kişiyi bilgilendirin. Bu bilgi sayısız insanin hayatini kurtarabilir! Asla, "benim başıma gelmez!" diye düşünmeyin. tarzımızın epeyce değiştiği şu son yıllarda artik her yaşta kalp krizi geçiriyor. Gerçek bir dost olduğunuzu gösterip bu makaleyi tanıdığınız herkese yollayın.

© 2005 – 2009 wolkanca. Bu yazi blog.wolkanca.com adresinde yazildi, sitenin yazilari yalnizca izin alinmak kaydi ile alinti yapilabilir ve yayinlanabilir.


Etiket: , , , , , , , , , ,

Bunu okuyan şunları da okur;

İnternet Girişimcilerine Görüşme Tüyoları

Tarih: Salı, Nisan 7, 2009 Kategori: Bilgisayar

Toplantı

Gerek Etohum seçme sürecinde, gerekse diğer ortamlarda girişimci adaylarıyla konuşmalarımız oluyor. Bu konuşmalar bazen saatler süren toplantılar şeklinde bazen de ayaküstü çay, kahve sohbetleri şeklinde gerçekleşiyor. Bu diyaloglarda girişimci adayları girişimlerini veya kafalarındaki girişim fikirlerini anlatmaya çabalıyorlar. Bu süreçlerde gözlemlediğim bazı dikkat edilmesi gereken noktaları bir sıralayayım istedim.

1. Kesinlikle randevu alın. Randevu almanız bir görüşmeyi ciddiye aldığınız anlamına gelir. Eğer randevunuzu uzun zaman önce aldıysanız randevudan bir kaç gün önce kibarca randevunuzu hatırlatın. Geçen zaman çerçevesinde görüşeceğiniz kişinin programında değişiklik olmuş olabilir.

2. Çok zorunlu bir sebep olmadıkça randevunuzu iptal etmeyin. İptal etmek zorunda kalırsanız da mazeretinizi randevunuzdan en az bir gün önceden ilgili kişiye bildirip randevuyu belirli başka bir zamana almak istediğinizi söyleyip yeni bir randevu rica edin.

3. Randevunuza hazırlanın. Özellikle internet girişimlerinde bazı verilere ihtiyacınız olacaktır. Girişiminizin ilgili olduğu alana dair toplayabildiğiniz kadar bilgiyi toplayın. Bunlar üzerinde yorumlar üretip konuya hâkim olun. Bununla beraber Türkiye’deki ve dünyadaki internet kullanımı, internet kullanım alışkanlıkları üzerine ayrıntılı bilgi edinmeye çalışın. Örneğin üniversite öğrencileri üzerine bir proje geliştiriyorsanız Türkiye’deki özel ve devlet üniversitelerinin sayısı, bu üniversitelerde okuyan öğrencilerin sayısı, hangi şehirde ne kadar üniversite, ne kadar üniversite öğrencisi olduğunu bilin. Bu öğrencilerin projeniz özelinde ne gibi kullanım alışkanlıklarının olduğunu bilin.

Girişiminizin Türkiye’deki ve dünyadaki benzer örneklerini mutlaka inceleyin. Bu girişimlerin eksik noktalarını ve sizin oluşturacağınız farklılıkları gözünüz kapalı anlatabilecek derece özümseyin.
Şart olmamakla birlikte projeniz ile ilgili hazırlayacağınız bir sunum veya sunum dosyası size artı puan sağlayacaktır. Netice itibariyle söz uçar yazı kalır. Sizin görüşmede bırakacağınız dosya daha sonradan göze çarpabilir.

Görüşme yapacağınız kişilerle ilgili önceden bilgi edinin. Özellikle bir kaç kişinin bulunduğu bir topluluk ise isimleri önceden öğrenmeye gayret edin. Bu amaçla Facebook gibi ağları kullanabilirsiniz. Görüşeceğiniz kişinin eğer varsa bloguna göz gezdirin, önceden yaptığı işlere bir göz atın.

4. Randevunuza asla geç kalmayın. Erken de gitmeyin. Tam zamanında orda olmanız kararlılığınızı göstermek adına iyi bir adımdır.

5. Randevuya giderken giyiminize, şeklinize şemalinize biraz özen gösterin. Ne aşırı resmi bir kıyafetle ne de yataktan kalktığınız kıyafetle görüşmeye gidin. Sadelik her zaman ideal bir seçimdir. Sonuçta bir defileye veya bir davete gitmiyorsunuz.

6. Girişiminizi kısa bir zamanda anlatabilecek bir özet hazırlayın. Konuşmaya bu kısa özetle başlayabilirsiniz. Kısa özetin ardından ayrıntıları anlatın. Mesela Google sizin girişiminiz olsaydı diyeceğiniz ilk şey “sayfalar arasında belirli kelimeleri arayıp en uygun sonuçları getirmeye çalışan bir arama motoru geliştiriyoruz” olurdu. Eğer ilk girişte arama algoritmasının inceliklerinden bahsederseniz kafalar karışabilir.

7. Görüşmenizde birçok girişim fikrinizi anlatmanız eksi bir not olabilir. Bundan dolayı sadece bir girişime odaklanın. Onu en iyi şekilde anlatmaya bakın. Sohbetin ilerleyen bölümlerinde fırsat olursa diğer girişimlerinizden de kısaca bahsedebilirsiniz fakat bunu en başta yapmayın.

8. Eğer ortaklarınızla beraber bir görüşmeye katılıyorsanız kesinlikle söz birliği edin. Birinizin ak dediğine öbürü kara derse kendi kalenize gol atmış olursunuz. Ortaklarla beraber yapılan konuşmalarda yapılan bir hata da sürekli aynı kişinin konuşmasıdır. Konuşmayı bölerseniz daha hoş bir etki bırakırsanız. Örneğin projenin teknik kısmını bir kişi, tasarım kısmını bir kişi veya pazarlama ve fikir kısmını bir kişi anlatabilir.

9. Kendinizi tanıtmak için kısa bir konuşma hazırlayın. “Nereden başlasam ki benim hayatım roman ” kötü bir tanıtma girişine örnek olabilir. Nerden mezun olduğunuzu veya nerede okuduğunuzu, daha önce nerede çalıştığınızı, neler yaptığınızı kısaca anlatabilirsiniz.

10. Karşı taraftan ne istediğinizi açık olarak ifade edin. Eğer bir yatırım talebiniz varsa yatırım aldığınız takdirde ne yapacağınızı en ince ayrıntılara anlatmaya çalışın.

11. Bunu yazmamam lazım ama yazmadan da edemeyeceğim bazı tuzak sorulara dikkat edin : ) Karşınızdaki kişiler sizin ne kadar ciddi olduğunuzu anlamak için sizi yoklayacaklardır. Örneğin projeniz için okulunuzu / işinizi bırakır mısınız veya ne zaman bırakacaksınız kritik bir sorudur. Ben okulumu/işimi asla bırakmam hem projemi hem diğer işlerimi beraber yürütebilirim hayal kırıklığı oluşturan bir cevap olabilir. Çünkü her yatırımcı girişimcinin girişimine bir aşk ile bağlanmasını bekler. Zaten başarıya ulaşan girişimler büyük fedakârlıklarla ortaya çıkarılan girişimler değil mi?

Burada şunu da vurgulamak lazım. Hiç kimseye okulunu işini bırak projeye bak gibi bir mesaj vermiyoruz. Bu kişisel bir karardır. Eğer gerçekten girişiminiz iyi bir yolda ise ve somut bir gelecek vaat ediyorsa okulunuzu / işinizi bırakmayı düşünebilirsiniz.

12. Eğer bu işe ciddi bakıyorsanız yapığınız iş bir derece profesyonel olmalıdır. Dolayısıyla sorulacak soruların cevapları da profesyonelce olmalıdır. Özellikle internet projelerinde bu anlamda çok amatörlükle karşılaşılıyor. Örneğin bu sitenin yazılımını kim yapacak sorusuna “En yakın arkadaşımızın, yurttan arkadaşı var yazılımı o yapacak.”  Cevabını verirseniz toplantı umduğunuzdan daha çabuk bitebilir : )

13. Para kazanmayı amaçlayan her girişim eninde sonunda şirketleşecektir. Bundan dolayı fikir girişime dönüşmeye başladığı aşamalarda bu konuda verilmesi gereken kararlar vardır. Ortakların şirketteki payları, konulacak sermaye, şirketin kanuni yapısı (anonim, limited v.s.) hep düşünülmesi gereken noktalardır. Görüşmenizde eğer karşı tarafı fikrin gerçekleşeceği konusunda ikna edebilirseniz bu sorular muhakkak sorulacaktır. Bunun için bu sorulara da hazırlanıp kesin cevaplar veriniz. Biz bunu hiç düşünmedik, hele bir şirket kurulsun ortaklık paylarını sonra ayarlarız, ha limited ha anonim ne fark eder bu soruya verilebilecek kötü cevaplar arasında üst sıralardadır.

14. Görüşmede mutlaka elinizde kalem kâğıt bulundurunuz. Hangi sorulara verdiğiniz cevapların tatmin edici olduğunu veya hangi noktalarda problemlerinizin olduğunu not alınız. Bu notlar sizin için ilerde kullanacağınız büyük bir hazine olabilir.

15. Görüşme öncesi hazırlık ve görüşmede vereceğiniz cevaplar ne kadar önemli ise görüşme sonrası ilişkiler de o kadar önemlidir. Görüşmeden ayrılırken mutlaka iletişim bilgilerinizi bırakınız ve karşı tarafın iletişim bilgilerini nazik bir dil ile alınız.

Görüşme sonrası girişiminizde aldığınız mesafeyi, yaptığınız işleri tercihen eposta ile bildiriniz. Tabii bu her gün eposta göndererek karşı tarafı taciz edin anlamına gelmiyor. Önemli noktaları veya önemli soru işaretlerini aktarınız.

Öncesi ve sonrası ile bir görüşmede işinize yarayacak bazı bilgileri vermeye çalıştım.  Burada anlattıklarım gerçekten işe yarar bir girişime ve girişimci bir ruha sahip kişilere önemli faydalar sağlayabilir. Bununla birlikte hasbelkader bu işe bulaşmış kişiler burada anlatılanları yapsa da çok fazla başarı elde edemeyebilirler. Önemli olan elinizdeki malzemenin yapmak istediğiniz şeye uygun olması ve sizin bu malzemeyi yoğurmanızdaki kabiliyetiniz ve azminizdir. Burada anlatılanlardan kendinizde olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeye çalışma gibi bir mesajı almamanızı özellikle rica ediyorum. Neyseniz o olun. Olmadığınız bir şey olmaya kalkarsanız muhakkak bir yerde çuvallarsınız ve bu işleri daha kötü bir noktaya getirecektir.

Yazının girişinde belirttiğim gibi sadece formal toplantılarda girişimler konuşulmuyor. Etohum kafe toplantılarında, diğer etkinliklerde, tesadüfen bir araya gelinen ortamlarda veya eposta, sosyal ağ ortamlarında da girişim fikirleri konuşuluyor.

Kahve Sohbeti

Diğer ortamlardaki görüşmeler ile ilgili birkaç şey yazıp bu yazıyı bitireyim.

Etkinliklerde yapılan görüşmelerde en çok uymanız gereken kural zamanı etkili kullanmaktır. Muhtemelen karşınızdaki kişinin size ayıracağı zaman oldukça kısıtlıdır. Olsa olsa en çok bir kahve veya çay içecek kadar zamanınız vardır. Yani tek atımlık kurşun meselesi.

Önce kendinizi kısaca tanıtarak ve girişiminizin yukarda geçen kısa özetini aktararak başlayın. Varsa ortaklarınızın kimler olduğunu çalışmalarınızın hangi düzeyde olduğunu söyleyin. Varsa -ki olmalı- kartvizitinizi konuşma arasında verin. Eğer projenizi alfa, beta  gibi herhangi bir şekilde açtıysanız mutlaka adresi verin. Ve gelecek sorulara güzel cevaplar vermeye çalışın.

Bu görüşmelerde yapılacak olan -ve maalesef yapılmakta olan- en vahim hata karşı tarafı esir almaktır. Netice itibariyle bir insanla konuşuyorsunuz o gün iyi bir gün olmayabilir veya muhatabınızın kafası sizi dinleyemeyecek kadar karışık olabilir. Girişinizi yapın, performansınızı sergileyin ve olayı gelişine bırakın. Israrcılık olacak bir işi olmayacak bir hale sokabilir. Sonuçta o kişinin konuşmak istediği veya konuşması gereken çok kişi olabilir. Dolayısıyla şansınızı iyi değerlendirin.

Eposta ve benzeri ortamlarda yapılan görüşmelerinizin eğer o kişiyle daha önceden daha önceden bir yakınlığınız yoksa resmi olmasında yarar vardır. Epostaları destan şeklinde upuzun yazmayın. O kadar uzun yazıları okumak hiç kimse için cezp edici bir şey değildir. Dolayısıyla taranabilir, çabuk okunabilir formatları tercih edin. Yazınızı aşırıya kaçmamak kaydıyla biçimlendirin. Önemli noktaların altını çizin, koyu yazın. Projenizin internet üzerinde görülebileceği bir yer varsa mutlaka link verin. Nispeten zaman alıcı ekstra bilgileri direkt olarak vermek yerine bu bilgilerin bulunduğu yerlere link verin. Epostanızda ek varsa bunu yazınızda belirtin ki gözden kaçmasın.

Mesajınıza yanıt almanız bazen uzun sürebilir. Sabırla bekleyin. İki gün cevap gelmeyince aynı postayı bir daha göndermek iyi bir seçenek değildir. Bir epostanın cevaplanma süresi (bence) iki haftadır. İki hafta içinde yanıt alamazsanız şansınızı tekrar deneyin. Ve unutmayın postacı kapıyı iki kere çalar. İki defadan fazla aynı postayı göndermemelisiniz. Fikriniz ve mesajınız için doğru bir zaman, doğru bir kişi olamayabilir. Başka ortamlarda ulaşmayı planlayarak eposta macerasına son verin.

Telefonda yapılacak görüşmeler için de aşağı yukarı aynı şeyleri söylemek mümkün. Kısa, öz  ve açıklayıcı olmakta her zaman yarar vardır.

Bütün görüşme türleri için söylenecek ortak şeyler de var tabii. Bunları da iletişim yöntemlerinin anlatılıp bol bol tavsiye veren yazılara, kitaplara bırakıyorum. Yalnız giderayak altın bir tavsiye vermeden bitirmek istemedim.

Hangi ortamda görüşme yapıyorsanız yapın kendinizi mutlaka tanıtın ve hatırlatın. Merhaba ben Mehmet beni tanıdınız mı? Şeklinde bir soru herhalde en büyük iletişim hatalarındandır. Bir de bunun Nasıl tanımazsınız? Versiyonu vardır ki evlerden ırak olsun : )  Yahu sadece Türkiye’de 2 milyonu aşkın sayıda Mehmet var. Sen hangi Mehmetsin?

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa muamelesi görmemek için, karşınızdakini zor durumda bırakmamak için mutlaka nerede tanıştığınızı karşı taraf “haa şimdi hatırladım” şeklinde bir refleks verene kadar hatırlatınız.

Ev Ödevleri :)

* Başarılı internet girişimcilerin 10 altın sırrı
* 10 adımda internet girişimcisi olmak

———————————————————————————–

Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–

Benzer Yazılar:

Ntvmsnbc Yeni Ara Yüzüyle Şubatta Yayında

Tarih: Cumartesi, Nisan 4, 2009 Kategori: Bilgisayar

Ntvmsnbc Yeni LogoGeçen hafta bir grup blog yazarı ile birlikte NTV binasında idik. Aslında amacımız Ntvmsnbc.com‘un yeni halini yerinde görmekti. Beta görüşmesinden önce attığımız NTV turu günümüze ayrı bir keyif kattı diyebilirim. İlk defa bir televizyon stüdyosuna giren biri olarak oldukça heyecan duyduğumu belirteyim. Her gün ekranda gördüklerimizin gerçek hayatta görmek değişik bir duygu. NTV turu esnasında Nokia 5800 ile çektiğim fotoğrafları Flickr‘dan görebilirsiniz. Biz gelelim Ntvmsnbc.com’un yeni haline.

Ntvmsnbc Alexa verilerine göre Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 35. sitesi. Haber siteleri arasında ise Habertürk, İnternet Haber ve Haber 7‘den sonra 4. sırada geliyor. Eğer sıralamaya Milliyet, Hürriyet, Sabah, Vatan gazetelerini de koyarsak Ntvmsnbc ancak 8. sırada kendine yer bulabiliyor. Aslında Ntvmsnbc’nin haber siteleri arasındaki bu yerini kötü görmüyorum. Zira internette haber okuyan kitlenin farklı beklentileri var. Ntvmsnbc’nin temsil ettiği ağırbaşlı yayın politikası ile ulaştığı yer genel profile baktığınızda çok da kötü bir yer değil.

Ntvmsnbc’yi uzun yıllardan beri takip ediyorum. Hatta ilk zamanlarda sitenin ismini hep yanlış yazardım. Dile kolay 8 tane sesli harf yan yana hatırlamak ve doğru yazmak biraz beceri istiyor :) Yıllar içerisinde Ntvmsnbc çok fazla görsel değişikliğe gitmedi. Gerçi arada Haber Geldi servisi, Gel Üstüne Bak Hepsine gibi şahane hizmetleri olmadı değil. Bu değişiklik tarihi seyri dikkate aldığımızda oldukça radikal bir değişiklik gibi duruyor.

Yabancı haber portalları takip edenler bu tasarımı Msnbc.com‘dan hatırlayacaktır. Ntvmsnbc.com’un yeni tasarımı bir kaç ufak değişik ile Msnbc tasarımın aynısı. Yanlış anlaşılmasın bunu bir eksiklik olarak ele almıyorum. Tabii ki daha geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından test edilmiş, deneyimlenmiş bir tasarımı kullanmanın avantajları olacağı muhakkak. Burada kafama takılan şey yerel kullanıcı grubunun global olarak deneyimlenmiş bir ürüne nasıl tepki vereceği üzerine.

Genellikle global pazardaki markaların bence şöyle bir yanılgısı var. Avrupa veya Amerika’da kullanıcılar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen verilerle Türkiye pazarında hamleler yapılmaya çalışılıyor. Halbuki her yerel kitlenin kendine mahsus bazı dinamiklerinin olduğu en basit pazarlama ilkelerinden biridir. Bundan dolayı Ntvmsnbc’nin sadece yurt dışında edinilmiş kullanıcı tecrübeleri ile yetinmeyerek Türk kullanıcılar ile ilgili de araştırmalar yapması gerektiğini düşünüyorum.

Yenilenen tasarımda ilk göze çarpan şey sitenin değişken üst bölümü. Bu bölüm sadece içerik olarak değil yapısal olarak da editörler tarafından değiştirilebiliyor. Gündemin yoğunluğuna göre iki kolonlu yapı üç veya dört kolonlu yapıyla değiştirilebiliyor. Bunu aynı tasarımı yıllarca bıkıp usanmadan kullanan haber sitelerinin bolca bulunduğu bir ortam için oldukça radikal bir değişiklik olarak görüyorum. Kullanıcıların bir kısmı değişken tasarıma hemen alışamayabilirler. Hatta bazı kullanıcılar bu konuya tepki bile gösterebilirler. Editörlerin ve site yönetiminin bunu göz önünde bulundurarak kullanıcıları yavaş yavaş bu değişikliğe alıştırması gerekecek.

Üst bölümün hemen ardından haberlerle üst bölümü ayıran bir boşluk geliyor. Bu boşluk Ntvmsnbc de piyasa bilgilerinin gösterildiği bir çubukla değerlendirilmiş. Toplantıda anlattığım gibi bu boşuk bence biraz fazla cömert bir şekilde kullanılmış. Elbette bu bilgiler bir haber portalında en çok aranan bilgilerden fakat görsel açıdan bu kadar büyük ikonlar ile ifade edilmesi bence çok hoş olmamış. Bu bölümün orijinal tasarımda yani Msnbc.com’da yer almadığını belirteyim.

Bu bölümün de altında artık haberlerin sıralandığı bölümler geliyor. Açıkçası haberlerin bu şekilde listelenmesi benim oldukça hoşuma gitti. Ve istediğimiz haber kategorilerini kaç haber olacağını da belirleyerek sıralamak gerçekten bir haber sitesinin kullanışlılığını nasıl artar sorusunun cevabı olmuş durumda. Diğer hoşuma giden bir şey de eski dost “Gel Üstüne Bak Hepsine”nin yıllar sonra geri gelmesi oldu. Tabii bu geri geliş daha görsel ve kullanışlı bir şekilde oldu.

Yeni tasarımın devrim niteliğindeki değişikliği de şüphesiz video ve resim galerisi alanında yer alıyor. Nihayet eski versiyondaki acayip video mantığından kurtuluyoruz. Test versiyonu olmasından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama videoların oldukça hızlı gelmesi dikkatimi çekti. Ayrıca video bölümündeki konulara göre ayrılmış zengin içerik Ntvmsnbc kullanıcılarının kalbini fethedeceğe benziyor.  Video bölümünde eleştirilecek tek nokta videolar için iliştirme (embed ) kodu verilmemesi.

Genel olarak değerlendirmek gerekirse her gün birçok haber sitesine göz atan bir kullanıcı olarak Ntvmsnbc’nin yeni halini beğendiğimi söyleyebilirim. Yalnızca yukarıda belirttiğim hususlarda yetkilileri tekrar düşünmeye sevk etmek isterim. Ayrıca blog yazarlarını davet etme nezaketi gösterip güzel bir şekilde ağırlayan Ntvmsnbc’nin “kral adam”larına da teşekkürlerimi iletiyorum.

———————————————————————————–

Bu yazı www.selcukhoca.com sitesinde yayınlanmıştır. Alıntılarda kullanım kurallarına uymanızı rica ediyoruz..
———————————————————————————–

Benzer Yazılar:

Design Fabrika: Görsel İşler Fabrikası

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Design Fabrika “Görsel İşler Fabrikası” sloganı altında geçici tasarımıyla açıldı. Sitede yer alan portfolyoda birbirinden kaliteli çalışmalar sergileniyor. Çalışmalardaki renklerin kullanımı ve farklı tasarım anlayışı özellikle hoşuma gitti. Yalnız portfolyoyu dolaşırken devamlı aşağı doğru kaydırma yapmak yerine belki ileri/geri düğmeleri ile dolaşma şansımız olsaydı daha etkili olabilecekti. Bu eksiği de geçici tasarım olduğu için göz ardı edebiliriz. :) Şimdi bu çalışmalara göz atmaya ne dersiniz?


Bu yazı Fatih Turan tarafından 08 Mayıs 2008 16:41 tarihinde yazıldı. 3 yorum var.

Vektör Ve Bitmap Grafik Türleri

Tarih: Cuma, Nisan 3, 2009 Kategori: Bilgisayar

Vektör ve bitmap(raster) grafikler. Bu iki terimi forumlarda, çeşitli portölyolarda ve büyük galerilerde mutlaka duymuşsunuzdur. Bilgisayarla oluşturulan grafikler bu iki türden oluşur.

Vektör grafik nedir? Vektör grafikler hangi programlarla oluşturulabilir ve düzenlenebilir? Bitmap nedir? Bitmap grafikler hangi programlarla oluşturulabilir ve düzenlenebilir? Bütün bu soruların yanıtını bildiğim kadarı ile cevap verip en sonunda bu iki türü karşılaştırmaya gideceğim.

Vektör Grafik Nedir?

Vektör grafikler çözünürlükten bağımsız, herbir nesne matematiksel ifadelerle oluşturulan ve en önemlisi detay kaybetmeden herhangi bir boyuta yeniden ölçeklendirilebilen grafik türüdür. Aşağıda görüldüğü üzere vektörel nesne büyütüldüğünde herhangi bir bozulma gerçekleşmiyor.

Bir Vektör Grafik Örneği

Vektörel Grafikler Hangi Programlarla Oluşturulabilir?

Vektör grafik üretmek için yapılan birçok program mevcut. Bunların arasında en çok bilinen ve benimde severek kullandığım program olan Adobe Illustrator‘dur. Adobe Illustrator’un dosya uzantısı .ai’dir. Öte yandan ülkemizde özellikle baskı alanında kullanılan ve bence Illustrator kadar kullanışlı olmayan Corel Draw bulunuyor. Corel Draw’ın dosya uzantısı .cdr’dir. Yine ülkemizde pek bir popüler olan ve kullanımı diğer programlara nazaran daha basit olan fakat geleceği biraz meçhul olan Macromedia(Adobe) Freehand bulunur. Freehand’in dosya uzantısı .fh(X)’dir. Bu ticari programların yanısıra arabirimi Corel Draw’a benzeyen ve açık kaynaklı, ücretsiz bir program olan Inkscape‘de denenmeye değer bir program olduğunu söylemeden geçmeyelim. Inkscape ile çok sağlam çalışmalar yapıldığını gördüm ve Inkscape çoğu işletim sisteminde çalışır durumdadır. Inkscape’in kullandığı dosya uzantısı .svg’dir. Son olarak yukarda bahsettiğim programlar kadar gelişmiş olmasada web grafikleri için kullanabileceğiniz, vektörel çizim yeteneğine sahip olan Macromedia(Adobe) Fireworks‘dan da bahsedebiliriz. Öte yandan Fireworks’un bitmap çizim yetenekleride mevcut. Bunun için Muhammet Sevim’in hazırlamış olduğu yazıyı gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Fireworks’un kullandığı dosya uzantısı ise .png’dir.

Bahsettiğim bu dosya uzantılarının yanısıra .svg, .eps, .wmf gibi dosya uzantılarını da yukarıdaki programlar ortak olarak kullanabiliyorlar.

Bitmap Grafik Nedir?

Bitmap türü grafiği tanımlayacak olursak, ilgili imajı oluşturan ve herbiri renk bilgisi içeren piksel veya noktaların yanyana ve alt alta dizilmesiyle oluşan grafik türüdür. Piksel’den kısaca bahsetmek gerekirse bir bitmap görüntüyü oluşturan en küçük noktadır. Aşağıdaki nesneye yakından bakıldığında piksellerden oluştuğu görülüyor ve büyütüldüğünde görüntü kalitesinde kayıp yaşanıyor.

Bir Bitmap Grafik Örneği

Bitmap Grafikler Hangi Programlarla Oluşturulabilir?

Bu tür grafikleri oluşturmak için en bilindik ve en popüler olan, yine benim kullanıyor olduğum Adobe Photoshop‘u ilk başta sayabiliriz. Sonrasında uzun zamandır Adobe Photoshop’a alternatif olarak gösterilen Corel PaintShop Pro‘dan bahsedebiliriz. Yine bir açık kaynaklı ve ücretsiz bir program olan Gimp‘i de duymuşsunuzdur. Eğer Gimp’in arayüzüne yabancı iseniz GimpShop‘u deneyebilirsiniz. GimpShop’daki menüler ve kısayol tuşları Adobe Photoshop ile hemen hemen aynı yapılmaya çalışılmış böylece bir nebzede olsa Adobe Photoshop kullanıyor gibi Gimp’i kullanabiliyorsunuz. Bitmap grafiklerde en çok kullanılan uzantılardan bahsetmek gerekirse .jpg, .png, .gif, .bmp gibilerini sayabiliriz.

Avantajlar-Dezavantajlar

Vektör Grafik Türlerinin Avantajları

  • Vektör grafikler farklı boyutlar ve farklı renklerde üretilmesi gereken çalışmalarda kullanmak için idealdir. Örneğin bir vektörel görsel çalışması büyük bir ilan tahtası için büyütülüp kullanılabilir. Aynı zamanda istenilen derecede küçültülüp kalite kaybı olmaksızın bir kartvizit üzerine de basılabilir. Çalışmanın görsel olarak detaylarıı her iki durumda da kayıba uğramaz.
  • Vektör grafikler gerektiğinde bitmap haline kolaylıkla getirilebilir.
  • Vektör grafikler istenildiğinde büyütülebilir, nesneler yeniden renklendirilebilir, nesneler yeniden şekillendirilebilir.
  • Dosya boyutu olarak daha az yer kaplarlar.

Vektör Grafik Türlerinin Dezavantajları

  • Vektörel grafik çalışmalarında görsel olarak fotoğraf kalitesinde üretim yapamassınız.
  • Vektörel grafik çalışmaları web üzerinde bitmap olarak çevirmeden kullanamassınız. Yalnız son zamanlarda .svg diye bir dosya türü ile bu mümkün gibi görünsede bu konu hakkında tam olarak bir bilgim yok.

Bitmap Grafik Türlerinin Avantajları

  • Bitmap grafikler milyonlarca renk değişimi alabilir.
  • Bitmap grafiklerde piksellerin herbirine müdahale edebilirsiniz. Bu sayede fotoğrafçılar veya sayısal sanatçılar fotoğraflara rötüş işlemi veya manipüle edebiliyorlar.

Bitmap Grafik Türlerinin Dezavantajları

  • Bitmap grafiğin sahip olduğu çözünürlükten daha yükseğe getirildiğinde keskinliğini yitirir ve görüntüde bozukluk meydana gelir. Aynı zamanda sahip olduğu çözünürlükten daha aşağı hale getirildiğinde de pikseller kaldırıldığı için orijinal görüntüsünü kaybeder.
  • Bitmap grafikler özel dosya biçimlerini saymassak(Photoshop gibi programların kullandığı .psd dosya türü gibi) katman bilgileri içermezler. Bu yüzden düzenlenmesi vektör grafiklere nazaran zordur.
  • Bitmap grafikler vektör grafiklere nazaran bilgisayarda dosya boyutu olarak daha fazla yer kaplar.

Yazımızın sonuna geldik. Eğer bir eksiğim veya hatam varsa bu konu üzerinde yorumda bulunup yazımı genişletebilirsiniz.


Bu yazı Fatih Turan tarafından 25 Ağustos 2007 11:29 tarihinde yazıldı. 1 yorum var.